Berlin’de geçen haftasonu; Yürüyüşün kıblesi Kürdistan!

Resimler, tablolar, hayali savaşlar: Hedefteki adam Erdoğan.

Bana uyar!

Çünkü, bu adam ve onun benzerlerinin halkların başına bela olmaktan menedildikleri güne kadar, Erdoğan’ın yakasını bırakmayacaklardan birinin de ben olmasına seviniyorum.

Biliyorum: Her halk, başına bela olanı iktidara getiren ve aynı halk, başına bela ettirdiğini tersyüz edendir.

Erdoğan tahtından edildiği gün, eğer değişmemişse halkın bilinci, yeni bir Erdoğan aralanacak kapıdan tahta oturmak için kılıcı elde taşıyan adam olacaktır.

Yürüyüşteyiz. Yukarıdaki izah tarzıma itiraz büyük. Konuştuklarımın yüzde yüzü, bu beladan kurtulmak istiyor.

Biri:

"Heval sor lütfen:

Kimdir bu Erdoğan?

Çiller desen, Çiller’den daha berbat;

Bahçeli desen, ondan daha tehlikeli;

Yeşil desen, ondan daha da namert çıktı.

CIA ajanı mı?

MOSSAD ajanı desen, MOSSAD’dan öte çizmeyi aştı.

Müslüman desen, DAİŞ’le yarışmak için her türlü barbarlığa icazet çıkardı.

Kim bu adam, yazar mısın?"

Başka biri, yıllardır terapisyen; teşhis etmeye çalışıyor:

"Bu adamın detaylı bir teşhise tabi tutulması gerekmiyor mu?

Bipolar kişilik bozukluğu (iki kutuplu bozukluk/Mani-Depresyon) var desen, evet var;

7 Haziran’dan sonra, geri çekildi; saç sakal biribirine karıştı; depresif pozlar, konuşmadı, saklandı;

Kasım seçiminden sonra, her hareketi kazaya neden oldu, abartılıydı, kendisine aşırı güvendi, dikkat dağınıklığı yaşadı, her hareketi kazalara yol açtı;

Her Kürdün evinin kapısını el bombalarıyla çaldırttı;

Narsist kişisel bozukluğu var mı desen;

Kendisini yüksek beğendi; insana değer vermedi (kadınları aşağılama, anneleri terörist doğurmakla suçlamak); empati kurmadı (ağlayan Kürdistan’lı ve Türkiye’li annelerin gözyaşlarını hiç görmemek, duyumsamamak); Kürtler’e ve Türkler’e nankörlük etti; zenginlik ve ihtişam da aradı (altın kaplama koltuklar, milyoner oğul); sadece kendisine hayran insan kütlesi yarattı (bir Milletvekili, onu gördüğünde, peygamber sandığını itiraf etmedi mi?); kıskandı (Gül, Arınç’ın 'zayıf taraflarını‘ kullanarak, onları dondurdu); hiç kimseyi dinlemedi (hep kendisi konuştu, konuşanların kararlarını bir cümleyle iptal etti)."

Sonuçta bir anneyla görüşüyoruz.

O da Erdoğan’ı bir başka anlatıyor:

"Bu Erdoğan geldikten sonra, bize haksızlık yapıldı.

Gazeteler hergün yalan haberler veriyor.

İnanmayın; öldürülenleri suçlu ilan ediyorlar;

Canice öldürdüklerinin mezarlarının başında konuşup, kendilerini kurtarıcı kabul ettirmek istiyorlar.

Birgün önce kanımıza girip, ertesi gün bize "Kürt kardeşlerimiz" diyorlar. Bir hayvan bile anlar bunların ne namerd insanlar olduğunu,

İslam değil bunlar, İslam adına cani bir iktidar, Kürtler’in soyunu kurutmak, Kürdistan’ı viraneye çevirmek için iş başında.

Böyle olunca da oğlum, ya çıldıracak ya da, canına kıymak istiyenin önünde diz çökmeyeceksin; bu canilere boyun eğmeyeceksin!..."

Dinledim, ben de de sözün bittiğini iyi anladım, Berlin’deki yürüyüşde.