- Sol Parti (Die Linke) şimdi bir yol ayrımında. SPD ve Yeşillerle beş yıl iktidarda kalabilmek için vaatlerinden taviz verebilir, birkaç sembolik adımla yetinip asıl meseleyi yine komisyonlara bırakabilir.
- Öteki yol daha zor, ama etkisi Berlin’in çok ötesine uzanır. Linke bu tuzağa düşmez ve seçmenlerinin iradesini masada konuşturursa, o zaman Berlin’de yaşanan, bir seçim zaferinden fazlası olur. Asıl alternatifin kendisi olduğunu göstermiş olur.
ROJHAT AZADÎ/BERLİN
Berlin’de 20 Eylül gecesi Kreuzberg sokakları sabaha kadar kutlama yapan Berlinlilerle doluydu. Ertesi sabah ise manşetlerde Sol Parti’nin (Die Linke) barınma programı değil, aşiret reisleri, antisemitizm ve “etnik oy” tartışmaları vardı. 2023 seçiminde yüzde 12,2’de kalan Die Linke, bu kez Elif Eralp liderliğinde yüzde 25,7’ye çıkarak CDU’yu açık farkla geride bırakmıştı. Ancak seçim gecesinden itibaren partinin başarısı, Berlinlilerin neden Linke’ye yöneldiğinden çok, Müslüman ve göçmen seçmenlerin oyları, Issa Remmo’nun seçim kutlamasına gelişi ve Eralp’in, Rote Hilfe üyeliği üzerinden tartışıldı.
Antisemitizm yetmedi, Rote Hilfe eklendi
Antisemitizm tartışması yetmemiş olacak ki eski usül antikomünizm devreye girdi. FAZ, Berlin Temsilciler Meclisi’nin eski el kitaplarına dayanarak Eralp’in 2025’e kadar Rote Hilfe üyesi olduğunu yazdı. Anayasayı Koruma Dairesi’nin aşırı sol olarak sınıflandırdığı dernek, siyasi davalarda yargılanan solculara hukuki destek veriyor. Desteklediği isimler arasında Kürt siyasi aktivistler de bulunuyor. Linke’nin açıklamasına göre Eralp, hukuk öğrencisiyken derneğe katıldı. Amacı, maddi imkanı olmayan sol ve sosyal aktivistlerin de avukata ulaşabilmesine katkı sunmaktı. Üyeliğini hiçbir zaman gizlemedi; aksine bu bilgi yıllarca Berlin Temsilciler Meclisi’nin internet sitesinde yer aldı. Buna rağmen üyeliğin “ifşa” olarak sunulması için Eralp’in seçimi kazanması ve ilk ön görüşmenin kapıya dayanması gerekti.
Sonuç olarak seçim sonrası yapılan algı operasyonunda Linke, kiracıların ve emekçilerin partisi olmaktan çıkarılıp göçmenlerin ve Müslümanların partisi olarak resmedildi; antisemitizm suçlaması da bu çerçevenin merkezine yerleştirildi.
Yeni bir sınavla karşı karşıya
Oysa seçim kampanyasının temel gündemi barınmaydı. Berlin’de konut krizi, yüksek kiralar ve engelsiz konut eksikliği gündelik hayatın en somut sorunları arasında. Linke de bu meseleyi siyasetinin merkezine koydu. Partinin yükselişi zaten seçim gecesi başlamış değildi: 2025 federal seçimlerinde Berlin’de yüzde 19,9 ile birinci çıkmış, üye sayısı hızla artmıştı. Merkezden kopan seçmenin bir bölümünün AfD’ye yöneldiği doğuda görülen tablonun aksine Berlin, aynı öfkenin sosyal taleplere de yönelebileceğini gösterdi. Linke’nin başarısı bu nedenle yalnızca kimlik siyaseti üzerinden okunamaz. Şimdi ise parti, seçimde öne çıkardığı barınma ve kamulaştırma taleplerini SPD ve Yeşillerle kurulacak olası bir hükümette ne ölçüde hayata geçirebileceği sınavıyla karşı karşıya.
Tuzaklarla dolu bir yol
Ama alternatif olmak, seçim kazanmaktan çok daha zor. Linke’nin asıl sınavı şimdi başlıyor. Her şeyden önce Linke, kamulaştırma konusunda çekingen iki ortakla masaya oturacak. Parti, ön görüşmelerde 2021 referandumunun uygulanmasını kesin olarak karara bağlamak istiyor. Yeşiller bu konuda temkinli, SPD ise daha da çekimser. SPD’nin başındaki isim Steffen Krach şimdiden “çok yüksek engellerden” söz ediyor. SPD’nin kendi içi de bölünmüş durumda. Başkan yardımcısı Cansel Kızıltepe, ortak noktaların açık olduğunu ve bu çoğunlukla müzakereye oturmanın demokratik bir görev olduğunu söylüyor.
Yeşillerde ise baskı, genel merkezden geliyor. Genel Başkan Franziska Brantner, daha görüşmeler başlamadan koşullarını sıralarken, Berlin örgütünden genel merkezin müzakerelere karışmaması gerektiği yönünde sesler yükseliyor. Tarihinin en zayıf SPD’si ve genel merkeziyle çekişen Yeşillerle kurulacak bir hükümette her adım ayrı bir pazarlık demek.
PDS hükümetteyken satılmıştı!
Linke’nin bu konudaki sicili de sorunlu. 2004’te SPD ile PDS’in ortak senatosu, kamuya ait GSW’yi 65 bin 700 konutuyla birlikte, borçlar dahil konut başına yaklaşık 30 bin euroya Whitehall ve Cerberus fonlarına sattı. GSW 2013’te Deutsche Wohnen’e, Deutsche Wohnen de 2021’de Vonovia’ya geçti. Yani bugün kamulaştırılması istenen konutların bir kısmı, Linke’nin selefi PDS hükümetteyken satmıştı. PDS hükümet yıllarının bedelini de ağır ödedi ve 2006 seçiminde oyu yüzde 22,6’dan 13,4’e düştü.
Tek bir daire kamulaştırılmadı
Referandumdan çıkan “evet” sonucu da uygulanmadı. 2021’de Berlin’de yapılan büyük konut şirketlerinin mülklerinin kamulaştırılması referandumunda seçmenlerin yüzde 59,1 kamulaştırma lehinde oy kullandı. Linke’nin de yer aldığı kızıl-yeşil-kızıl hükümet konuyu bir uzmanlar komisyonuna havale etti. Komisyon 2023 yazında kamulaştırmanın anayasaya uygun olduğu sonucuna vardığında ise yönetim CDU-SPD senatosuna geçmişti ve yeni senato böyle bir yasa hazırlamayacağını çoktan duyurmuştu. Aradan beş yıl geçti, bu yolla tek bir daire bile kamulaştırılmadı.
Hayal kırıklığı yaratmamalı
Hukuk ve bütçe de ayrı engeller. Berlin’in kira tavanı yasası 2021’de Federal Anayasa Mahkemesi’nden dönmüştü. Aceleyle hazırlanmış bir kamulaştırma yasası da aynı akıbete uğrayabilir. Uzmanların 2023’teki hesaplarına göre tazminat, seçilecek modele bağlı olarak 3,7 ile 25,6 milyar euro arasında değişiyor. Zaten kemer sıkan bir eyalet bütçesi için bu ciddi bir yük.
Hayal kırıklığının nereye akabileceğini ise aynı gece Mecklenburg-Vorpommern’de gördük. Linke’nin SPD ile birlikte yönettiği eyalette kızıl-kızıl hükümet çoğunluğunu kaybetti, Linke yüzde 6,5’e geriledi ve AfD birinci parti oldu. Berlin’de genç seçmenlerin neredeyse yarısı Linke’ye oy verdi. Bu insanlar kiralarında bir değişiklik görmek istiyor. Göremezlerse ya sandıktan uzaklaşacaklar ya da öfkelerini çok daha karanlık bir adrese taşıyacaklar.
Pazarlık gücü azaltılıyor
Son haftalardaki baskı kampanyasını da bu açıdan okumak gerekiyor. Önce antisemitizm, sonra aşiret bağlantıları, şimdi de Rote Hilfe. Bu baskının asıl işlevi, Linke’yi hükümetin dışında tutmak değil; onu kanadı kırık bir ortak olarak hükümete sokmak. Linke’nin kendini aklamakla geçirdiği her gün, masadaki pazarlık gücü biraz daha azalıyor.
Yol ayrımında
Bunun sonunda ortaya çıkabilecek tablo belli: Linke’nin koltuklara oturduğu, ama seçmenlerinin oy verdiği temel taleplerin -kamulaştırmanın, yasa dışı kiralara karşı kurulacak denetim biriminin ve kamu eliyle konut inşa programının- hükümet dışında kaldığı bir düzen. Linke’nin önündeki en büyük tuzak da bu: Seçmenlerinin iradesini hayata geçiremeden iktidara gelmek.
Sol Parti şimdi bir yol ayrımında. SPD ve Yeşillerle beş yıl iktidarda kalabilmek için vaatlerinden taviz verebilir, birkaç sembolik adımla yetinip asıl meseleyi yine komisyonlara bırakabilir. Bu durumda “sol da bir şey değiştirmedi” duygusu güçlenebilir ve merkezden kopan seçmenin önünde Sachsen-Anhalt’ta şimdiden yüzde 43,8’e ulaşmış bir parti kalabilir.
Berlin zaferinden fazlası olur
Öteki yol daha zor, ama etkisi Berlin’in çok ötesine uzanır. Linke bu tuzağa düşmez ve seçmenlerinin iradesini masada konuşturursa, yani bütün Berlinlilerin muzdarip olduğu barınma sorununa hukuken sağlam, mali açıdan taşınabilir ama gerçek bir cevap için direnirse, son haftaların bütün fırtınasını arkasına alır. O zaman Berlin’de yaşanan, bir seçim zaferinden fazlası olur. Merkezin yıllardır “alternatif yok” dediği bir ülkede Linke, asıl alternatifin kendisi olduğunu göstermiş olur.