İsviçre Gündemi


İsviçre’nin NZZ gazetesi, 22 Şubat Cuma günü şöyle bir haber geçti. “Türk savaş uçakları, Kuzey Irak’taki PKK mevzilerini bombaladı. Sekiz F-16 jeti, Irak-İran sınırında PKK’lı asilerin bulunduğu 12 hedefi vurdu. Resmî bir açıklama gelmedi.” Yine aynı gün Başkentin en önemli gazetesi Berner Zeitung, “Türkiye’nin Kuzey Irak’taki saldırıları... Kürt siyasetçilerinin PKK’nın tutuklu lideri Abdullah Öcalan’ı ziyaretine kısa bir süre kala Türk savaş uçakları, Kuzey Irak’ta PKK asilerinin bulunduğu bazı noktaları bombaladı.”
İsviçre gazetelerinin haberlerinden 1 gün sonra Başkent Bern’de “Kürt sorununun çözümünde bağımsız devletlerin rolü” adlı bir konferans düzenlendi. Konferans barış süreçlerinin hassasiyetlerini, uzun erimli çabalarını ve tarafların birbirini cesaretlendirecek adımlarına dair önemli konuşmalara sahne oldu. Konferans barış ve çözümü tartışırken, Başbakan Erdoğan “bu sorunu bu sefer çözmeye kararlıyız, silahlı güçler sınırdışına çekilirse, bütün kolaylıkları gösteririz” derken, savaş uçaklarının söz konusu konuşmaların yapıldığı günlerde PKK mevzilerini bombalaması çözüm görüşmelerinin çetin geçeceği ve barışa evrilmesinin pek de kolay olmayacağını gösterdi.
Avrupa’daki Kürt örgütlenmesinin çözüm ve barış süreçleri konusunda deneyim eksikliği olduğu hem gerçektir hem de gerekçeleri bulunmaktadır. Elbette tez elden bu sürecin dili, politikası, diplomatik perspektifi yakalanmak durumundadır. İsviçreli konuşmacıların “eylemleriniz hep aynı, solaganlarınız, amacınız kamuoyunca anlaşılmıyor. Kendinizi iyi anlatmanız durumunda her çevreden destek göreceksiniz” sözleri anlamlıdır. Elbette Türkiye’nin acımasız savaş koşulları, Avrupa devletlerinin Kürtleri terörize eden ayırımcı politikalarının Kürtlerin Avrupa’daki siyaset tarzı üzerindeki etkileri yadsınamaz. Kürtleri bu konuda eleştirenlerin biraz da kendilerine bakmaları gerektiği de söylenebilir, ama bütün bu kaygıları en fazla Kürtler omuzlamak ve politikalarını şekillendirmek durumundadır. Rutin gelişmelerle ani eylemlere kalkabilen, hızlı mobilize olabilen, tepkilerini kendilerine dönecek sonuçları hiçe sayarak, ortaya koyabilen Kürt kitlesinin ruh halinin birden bir değişim göstermesi de beklenemez. Ancak artık eylemler, etkinlikler sonuçları, kazanımları ve etkileri hesaplanarak yapılmak durumundadır.
Çözümün bir yanı ve buna en fazla gereksinimi olan Kürt halkı, çözüm-görüşmeler-müzakere sürecinin kendisine kazandırdığı haklılığı, meşruluğu Avrupa’daki çalışmalarında bir kazanıma dönüştürmeli ve kalıcı ilişkilerin sağlanmasına dönüştürmelidir. Türkiye’nin görüşme-çözüm sürecinde Kürtlere yönelik bütün saldırıları, Kürt halkı ve öncülerinin barış ve çözümde daha samimi taraf olduğunu pekiştirmektedir. Politik söylemler, siyaset tarzı herşeyi görüşmelere bırakan, görüşmelerden çıkacak sonuçlara endekslenen, bekleyen, bir tarz olmamalıdır.
Unutmamalıyız ki bu sürecin kazanımlarla sonuçlanması salt İmralı-devlet görüşmelerinden geçmemektedir. Avrupa’daki her ciddi konferans, sonuçları hesaplanmış her eylem, etkinlik, diplomatik ilişkilerde kazanılan her mevzi, okullarda düzenlenecek her resmi Kürtçe dil dersi, Avrupa basınında Kürt sorununu anlatan her makale, Kürtleri dilleri, kültürleri, coğrafyasıyla tanıtan her organizasyon görüşmelerde Kürt tarafının elini güçlendirecektir. Biz özgürlük, insanlık, demokrasi, adalet tarafıyız. Dünyadaki özgürlükten, insanlıktan, demokrasiden, adaletten yana herkesle saflarımızı sıklaştırdıkça bu süreci garantiye alabiliriz. Süreci beklemeyelim, sürecin içinde ve bir parçası olalım.