
İnsana ve insanlığa hasret bırakan bir sistemde yaşıyoruz. İnsanı bulmak için adeta Diyojen gibi gün ortasında elde fener dolaşmak gerekiyor. Küresel kapitalizmin yitirmemize sebep olduğu değerlerin en büyüyüğü ne yazık ki insandır. Tüm değerler onun beyni, yüreği ve alın terinin ürünü olduğu için, yitik insan aynı zamanda tüm değerlerin yitikliğine işaret ediyor. Pozitivist liberalizmin sistemin kök hücresine dönüştürüp kutsadığı bireycilik, hakikati kendisinde aramamız gereken toplumsal insanın mezarlığı oluyor. Bireysiz bireyi ifade eden liberal bireylerden oluşmuş sürü toplum denilen kalabalığın hakikat kaygısı yoktur. Başlıca kaygısı daha fazla tüketmek olan bu canavarın hayal alemi, bir görsel şölen alanı haline getirilen kapitalist pazarın sınırlarını aşmıyor. Yıkıcı bir eylem olan tüketim hırsı, fetişleştirilmiş metalar önünde diz çökmüş bireylerin yaptığı bir çeşit ayin halini alıyor. Başka bir deyişle yıkıcılık, ufku pazarın sınırlarını aşmayan sürü-toplum üyesinin karakteristik özelliği oluyor.
Türkiye’de maddeci bir sürü-toplum kurgulayan Okyanus ötesindeki CIA ajanı Rahip Fethullah’ın fetvası ile katledilen otuz altı insandan biri olan Berwar’ı dinlediğimde bunları düşünüyorum. Ekranda Çarçela’nın yiğit kızı Berwar konuşuyor ve dünya bir anda insanlığın temiz soluğuyla doluyor. Sistemin hormonlu ellerinin değmediği yerlerde yetişmiş bu kır çiçeği, Kafdağı’nın ötesinde aranan, el değmemiş ve işgal ordusunun postallarıyla kirletilmemiş toprağın melek saflığını koruyan bu Kürt kızı bize yaşam soluğu bahşediyor. Hakikatin asla yok edilemeyeceğini küçük bir çocuk gibi yeniden öğreniyoruz. Evet, insan yaşıyor, insanlık yaşıyor. Şehitlik tanıklıktır çünkü. Hayal kurma yetisinin köküne kibrit suyunun ekildiği ve umudun peynir ekmekle yenildiği bir dünyada, insanlığın ölümsüzlüğüne tanıklık eden Berwar’ın umut aşısı hayallerimizi tazelememizi sağlıyor.
Berwar’ı dinlerken Ahdi Atik’te geçen İbrahim’in Tanrı ile bir diyalogu aklıma düşüyor: Tanrı, İbrahim’e, ahlakını ve vicdanını yitirmiş Sodom ve Gomora’yı yeryüzünden sileceğini söylüyor. İbrahim, “İçinde elli salih insan olsa bile yine cezalandıracak mısın?” diye itiraz ediyor. İçinde elli değil on salih insan varsa, Sodom ve Gomora için kıyamet kopmayacaktır. Ancak on salih insan yoktur ve bu yüzden her iki kent yerle bir oluyor. Bu noktada vicdanlı Kürt insanının söylemine dönüyorum: Kapitalizmin insanlığı mumla aranır duruma düşürdüğü bu dünyada eğer kıyamet kopmuyorsa, Berwar gibi İNSAN’ların yüzü suyu hürmetinedir. Baharda toprağın yüzeyinde çürümüş olan herşeyin içinden başını dışarı çıkaran çiçeklere benzer böylesi insanların varlığı Deccal’ın önüne set çekiyor. Kır çiçeği kokusunu andıran bu insanların temiz soluğu insanlık için diriliş umudu oluyor.
PKK Ocağı’nda eğitimini tamamlayıp pratiğe çıkan Çarçela’nın kızı Berwar, kadın ve erkek tüm yoldaşlarıyla paylaştığı en büyük hayalini açıklıyor: Mezara yatırılmış Kürt halkını özgürlük yürüyüşüne kaldıran ve Kürt kadınını bu yürüyüşün öncü kolu yapan Önder APO’yu görmek, başını göğsüne dayayıp sımsıkı sarılmak, kucaklayıp öpmek ve ardından tıpkı Viyan’ın hayal ettiği gibi derin bir oh çekmek!.. Berwar geçmişin ve geleceğin birleşip bir sevinç ve coşku çığlığına dönüştüğü bu an’ın tüm bir ulusun özgürlüğü olduğunun bilinciyle yüreğindekileri açığa vuruyor: Özgürleşmiş Öcalan özgürlüğüne kavuşmuş halktır, özgürleşmiş ülke’dir, özgür kadın, özgür insan ve özgür toplumdur. O bugünkü bu hayali yarının gerçeği olsun diye tanrıçaların tahtı dağların yolunu tuttu. Özgürlük mekanlarında yoğunlaştırdığı zamanın her saniyesini bu an’ın militanı olarak yaşadı. Şimdi Berwar’ın bu hayalini yoldaşları kadar tüm Kürtler ve özellikle Gever halkı sahipleniyor. Kürtleri bu büyük hayal yürütüyor.
Tam da bu esnada inkarcı ve imhacı beyinlerin o en lanetli ‘frengili yemişi’ olan TECRİT daha da ağırlaştırılıyor. Berwar ve yoldaşlarının hayallerini söndürmek isteyen günümüzün firavun yönetimi, İmralı’daki tecritle boğazlarını sıktığı Kürtleri nefessiz bırakıp teslim almaya çalışıyor. Firavunun ‘oksijensiz bırakmak’ dediği şey tam da Kürtlerin gırtlağının sıkılmasını anlatıyor. Ama Kürtler inadına direniyor ve boğazlarını sıkan eli kırmak için mücadele ediyor. Firavun kendi Kürt’ü olmak istemeyenleri ‘temerküz kampları’na yolluyor. Naziler temerküz kamplarını Almanya’yı ‘judenrein’ (Yahudilerden arındırılmış) kılmak için keşfetmişlerdi. Yeşil Türkçü AKP faşizmi de Nazilerle aynı yolda ilerliyor ve ‘judenrein’ politikası Türkiye’de ‘Kurdenrein’halini alıyor. Bu operasyonun anahtar kavramı ise ‘siyasetin önünü’ açmak oluyor. Ancak Kürt halkı bununla hangi ‘bênamus takımı’nın önünün açılmak istendiğini çok iyi biliyor. Nitekim kenarda durup bu operasyonu izleyen ırzına geçilmiş bir avuç Firavun Kürt’ü, adeta şehevi bir ihtirasla namuslu Kürtlerin teslimiyete yatacağı günü iple çekiyor. Berwar ve yoldaşlarının dilim dilim doğranmış cesetleri ve analarımızın kanlı göz yaşları üzerinde ihanetin yeniden hakim kılınmasını bekliyor.
Firavunun zulmüne yaslanan hain takımı bir gerçeği unutuyor. Onlar kadim bereketine kavuşmuş Kürdistan’ın bire bin verir hale gelmiş dolgun başaklı buğday tarlalarında sadece birer zararlı ayrık otudur. Berwar ve şehit yoldaşlarının izinde yürüyen bu bereketli toprağın sahibi olan Kürt halkı, hasat vaktinin yaklaştığı bir dönemde haramzadelerin bu hasadın ürünlerine konmalarına kesinlikle izin vermeyecek; bir kedisi bile olmamasından yakınan hazır yiyici hainleri bu hasattan asla nasiplendirmeyecektir. Bu da bu halkın yeminidir. “Ey en eski ülke! Seni unutursam eğer, hanem baykuşların öttüğü bir viraneye dönüşssün. Seni hainlere yar edecek olursam, varlığım yeni bir Nuh tufanının çamurları altında yok olup gitsin. Senin özgürlüğünden daha üstün bir sevincim olursa soyum sopum kurusun” diye haykıran namuslu her Kürt’ün yeminidir bu. Dönüşü olmayan özgürlük yolunun yolcusu olan bu halkı kendi haklı davasından ancak toptan yok oluşu koparabilir. Bağrından Berwar, Ruken, Brusk, Rüstem, Çiçek ve Alişer gibi kahramanlar çıkaran bir halkı özgürlük yolunda yürümekten caydıracak hiçbir kuvvet yoktur.
Berwar’ın hayali gerçeğe dönüşecek, bunu anamın ak sütü gibi biliyorum. ‘Kurdenrein’ politikaları sahipleriyle birlikte tarihin çöp sepetini boylayacak. Yeşil Türkçü faşizm yıkılacak, ırkçılık denilen lanetli illet yerin yedi kat dibine gömülecek. Kürdistan ve Türkiye faşizmden ve ırkçılıktan arınacak. Amed’in muhteşem surları Berwar başta olmak üzere şehitlerimizin posterleriyle donanacak. Berwar’lar, Ruken’ler ve Brusk’ların halkıyla Mahir’ler, Deniz’ler ve İbrahim’lerin halkı ortak vatanda kardeşliğin yıkılmaz olanını tesis edecek. Ülkelerimiz ve halklarımız tecavüzcü egemen erkeğin iktidarını hiçlik derekesine düşürecek. İşte hayallerimizin belki de en anlamlısı: Bizleri barışın ve kardeşliğin ebedi teminatı olan Berwar’lar ve Ruken’ler, Meral Sırma’lar ve Sevgi Erdoğan’ların soyu yönetecek. Onlar bu rüyanın gerçekleşeceğinin hakikatleşen tanıklarıdır!