35 yıllık  özgürlük destanı - 5



Partiya Karkerên Kurdistan’ın (PKK) arkasında bıraktığı otuz beş yıllık mücadele tarihinden önce, Kürdistan’da kadın deyince akla geri kalmış, geleneksel ev kadınlığı ölçülerinde, toplumsal cinsiyetçi rol kalıplarına göre yaşayan, yaşadığı devlet ve erkek zulmü karşısında içten içe büyük isyanlar koparan, ama dışarıya da kaderine razı olmuş bir pozisyonla yansıyan bir gerçek gelirdi. Kadın olarak evinin doğurgan anası, mutfağının hamarat ‘kevanî’si, kocasının itaatkar ‘külfet’i, ailesinin ‘namus’lu onur abidesiydi.
Oysa Kürdistan’da kadın denince, ‘yaşamı’ çağrıştırırdı toplumsal belleğin arkaik dönemlerinde. Ama PKK’nin tarihsel çıkışına kadarki dönemlerde pek de bir şey kalmamıştı bu toplumsal bellekten geriye. Eskinin yaşamla “jîyan”la eş anlamlı “Jin”ı otuz beş yıl öncesinin Kürdistan’ında kaybolmuştu adeta. Ataerkil toplumsal cinsiyetçi örtü onu öyle bir örtmüştü ki, kaybolup gitmişti yaşamın belirlenmiş akışı içerisinde. Sesi soluğu kesilmişti yaşam sahnesinde. Herkes belirliyordu onu, onun dışında. Herkesindi, sadece kendi olmak dışında. İstese de istemese de kabullenmek zorunda bırakılıyordu, kendisine önceden belirlenmiş bu kaderi. Tıpkı Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta, İran’da ve Ortadoğu’nun diğer ülkelerinde yaşayan kadınlar gibi. Oldukça birbirine benziyordu bu kadınların kaderleri ve öyküleri.
Sadece Ortadoğu’da değil, batı dünyasında da kadının ikinci cins konumu farklı versiyonlar halinde yaşanıyordu. Hatta batıdaki kadın bazen Ortadoğu kadınından daha vahim kaderlere de katlanmak zorunda kalıyordu. Ortaçağın soğuk karanlıkları içerisinde ‘cadı avı’ denilerek canlı canlı yakılan binlerce kadının kaderi ne kadar da benzemektedir. Kadını Rönesans ve aydınlanma edebiyatının baş konusu yapan modern dünya bile kadına ihtiyacı olan hak ve özgürlükleri tanımada oldukça cimri davranmış, oldukça aldatmıştır. Büyük Fransa devrim hareketinden tutalım da 20.yy boydan boya kaplayan ulusal kurtuluş hareketlerine, sosyalist ve anarşist hareketlere kadar beş bin yıllık erkek tekelini parçalayıp kadın özgürlüğünü sağlamaya öncelikli bir sorun olarak bakma yaklaşımı gelişmemiştir. Evet, bir sorun olarak gündemlerine almışlardır, ancak olmazsa olmaz kabilinden çok stratejik bakmamışlardır. Toplumsal mücadeleler tarihinde bu hareketlerin temel ortak bir eksikliği olarak hep yerinde kalmıştır.

Kürt kadınlarının PKK’ye bütünleşmesi

Kürt kadınlarının ideolojik, askeri, siyasal bir harekete gelişi, büyük bir cesaret, tarihte örneği oldukça az. Geri dönüşü imkansız. Geri dönüşü boğulmak. İleriye adım atmak ise özgürlükle tanışmak. Özgürlüğe yol almak. Özgürlüğü tatmak. Ucunda ölüm olasılığı yüksek olsa da artık gam yenmez. Bir kez tadına vardın mı özgürlüğün, artık ölümüne bırakamazsın bir daha asla. Erkeğin devleti, ailesi, evi, barkı, okulu, işi, kurumu, bürokrasisi; onlar da kimdi ki, onlar da neydi ki özgürlüğün doyumsuz tadı karşısında?
Kürdistan’da kadın ilk defa erkeğin egemenliğini açıktan reddediyordu. Erkeğin iktidarını üzerinde yükselttiği bütün kurumlarını terk ediyordu. Savaşın içine içine yürüme cesaretini gösteriyordu. Korkularının üstüne üstüne gidiyordu. “Kadın işi değil”, “kadına yakışmaz”, “kadın yapamaz, edemez” denen bütün işleri yapmaya kalkışıyordu. Sıktığı her mermiyi önce korkularına sıkıyordu. Ayakta kalmayı, yürek bilemeyi, göğüs germeyi öğreniyordu. Ona öğretilen tüm olmaz-ların koca yalanlardan ibaret olduğunu görüyordu. Kendini tüm zorluklar karşısında ayakta tutmaya, güçlü durmaya alışıyordu. Müthiş bir ‘kendileşme’ yaşıyordu. Dünya bunun ne kadar farkındaydı bilinmez, ama kendi içinde büyük ve derin bir ruhsal, duygusal, düşünsel devrim yaşıyordu. İlk defa ‘kendileşmek’ oldukça zordu. Kendi olmanın zorluğu oldukça ilginçti. Doğa ve evrenin içinde onun dışında her varlık ‘kendisi’ oluyordu. Tüm varlıklar öz benliği, öz gücü, öz iradesi ile yaşıyordu. Ancak kadın bir varlık olarak kendine, benliğine, zekasına, aklına, yeteneğine, gücüne iradesine oldukça yabancılaşmıştı. Öz güvenini yitirmiş, iradeleşemiyordu. Derinleşerek çözüm geliştirmeye çok ciddi kafa yormak gerekiyordu. Piskanaliz ve klinik terapilerin çözemeyeceği kadar derin bir durum söz konusuydu.
Kadının, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi saflarında karşılaştığı her ‘ilk’ büyük bir iradeleşme ve güven etkisi yaratıyordu. Büyük bir cesaretle bazen dizleri titreyerek, bazen terler atarak, bazen yüreği heyecandan duracak gibi olarak, yaşadığı tüm ‘ilklerden’ derya gibi tecrübe ve birikimler oluşturuyordu. Kazandığı tecrübe ve birikim onda güçlü bir özgüven ve irade ortaya çıkarıyordu. Giderek beş bin yıl öncesinde bu topraklarda yaşamış Neolitik Toplum Anasının ruhu, soyut bir söylem olmaktan çıkıyor ve yeniden canlanmaya başlıyordu. Toprağa gömülü olan Kadın Modernitesi Kürt kadını şahsında yavaş yavaş yeniden hayatı solumaya başlıyordu.

Evrensel kördüğümün çözümü

Kürt kadını kendini tanıdıkça, kendini anladıkça kadınlığın evrensel bir olgu olduğunun farkına vardı. Kadınlığın evrenselliği kadar kadın sorununun da evrenselliğinin bilincine vardı. Bunları yaşaya yaşaya öğrendi. Aslında yaşadığı kadar öğreniyordu. Öğrendikleri oldukça bilimseldi. Yaşamın ve mücadelenin gerçeğinden süzülen bir bilinç kendisinde gelişiyordu. Yanındaki yoldaşlarını kolektif ortamlarda dinledikçe, yaşadığı öykünün yalnız kendi öyküsü olmadığının bilinci derinleşiyordu. Dünyanın her yanında kadın kadındı. Kürt de olsa Türk de olsa, Laz, Çerkez de olsa, Arap, Fars da olsa, Alman, Fransız, İngiliz de olsa, Rus, Amerikalı, Hintli de olsa kadın kadındı. Cins olarak kendisi için belirlenmiş kader hep aynıydı. Her yerde ‘kendisinin olmak’ dışında herkesindi. Erkeğin fabrikalarındaki ucuz iş gücü, evdeki bakıcı annesi, sokaktaki ‘güzel’ objesiydi. Kral ve padişah saraylarının zevk-i sefa fasıllarıydı. Her yerde hayat onsuz olmazdı ama ‘ben varım’ diyeniyle de olmazdı. O zaman ne yapmalıydı?
Kürt kadını evini, ailesini, devletin toplumunu terk edip PKK’nin mücadele saflarına akın akın geliyordu. Tanımladığı katılım gerekçesi Kürt sorunuydu. Ulusal sorunlardı. Halkın yaşadığı sorunlardı. Ama çoğu zaman katılımına vesile olan ise kadın olmaktan kaynaklı yaşadığı sorunlar olmaktaydı. Ancak işin bu kısmı fazla görünüp ilgilenilmiyordu. Yürüyen bir savaş vardı. Halkın yaşadığı yığınla sorun vardı. İmha ve inkar konsepti almış başını gidiyordu. Bunlar varken kadının katılımına gerekçe olmuş olan asıl sorunlar gündemin önüne geçmiyordu. Kadın mücadele saflarına gelirken yaşadığı günlük ağır sorunları evet arkasında bırakıp geliyordu. Arkasında bıraktıklarından kurtulmak onun için özgür bir nefesti. Ancak bu özgür nefesi solumaya başladıktan sonra arkasında bıraktığı sorunlu dünyanın yükünü de sırtlaması gerektiğinin bilincini edinmesi fazla sürmedi. Mücadelenin ‘kadın sorunu’ kısmını ilerleyen yıllarda Önder Apo gündemleştirdi. İşin bu kısmıyla bizzat kendisi ilgilendi.

Gerçeği ile yüzleşmesini sağladı

Önder Apo kadının yaşadığı ağır sorunları ilk fark eden ve çözümünü arayarak gündemine alan irade oldu. Kadın kendini ve yaşadıklarını fazla teorize edemiyordu, tanımlayamıyordu. Çünkü kadın, ömrü boyunca hiç kendisi için düşünmemişti. Kendisi için düşündüğü ve irade gösterdiği an, mücadeleye katılmaya karar verip saflara geldiği an olmaktaydı. Ancak sadece gelmekle sorunlar çözülmüyordu. Sorunlar aslında yerinde duruyordu. Hareketin içine de taşınmaktaydı. O zaman kadın kendi savaşını da vermeliydi.
Kürdistan’da kadına mücadele alanı açan Önder Apo oldu. Soruna sorunun sahiplerinden daha duyarlı yaklaşıyordu. Bu yan Önder Apo’da bir Önderlik özelliğidir. Diğer sorunlara yaklaşımında da öyledir. Örneğin Türkiye Demokratik Devrimi için de böyledir. Türkiyeli devrimcilerden daha fazla Türkiye Demokratik Devrimine sahip çıkmaktadır, geliştirmektedir. Kadın için de böyle oldu. Kadınların sorunlarına kadınlardan daha fazla eğildi. Kadını kadından daha fazla sahiplendi ve ilgilendi. Kadının karşısına büyük bir ayna koyarak kendi gerçeği ile yüzleşmesini sağladı. Kendi savaşını vermesinin kaçınılmazlığına ikna etmek için çok çabaladı. Bu çabalar, Önder Apo’nun ciltler dolusu kadın ve toplum çözümlemelerinde önemli sosyolojik birikimler olarak var.

Demokratik çağ gün be gün örüldü

Önder Apo, sorunun adını “kadın sorunu” olarak koyduktan sonra çözümünün geliştirilmesi için kadın militanlarla beraber müthiş kafa yoruyordu. Kadının kendi savaşını vermesi oldukça sorunluydu. Cins savaşı verilmeliydi. Cins savaşını vermek için savaşın neye ve kime karşı verileceğinin iyi tanımlanması gerekirdi. Strateji ve taktiklerinin de geliştirilmesi gerekiyordu. Bu bir program ve örgüt oluşturmak demekti. YJWK, Avrupa’da büyük kadın ozanı Gurbet Aydın (Ozan Mizgîn) öncülüğünde kuruldu. Ancak kadın dağlarda özgürlük savaşını kıran kırana veriyordu. İnsanlaşma tarihinin başında olduğu gibi Zagros Toros dağ sisteminin kucağında, yeniden var olma, yeniden kendisi olma savaşını veriyordu. Adeta insanlık tarihinin başlangıcındaki Analar Topluluğunu, Kadınlar Topluluğunu ya da Kadın Klanlarını hatırlatan, çağrıştıran kadın ordusu oluşturuldu. Bin bir zahmetle ve büyük bir cins savaşının içinden demokratik toplumu müjdeleyen YAJK, 8 Mart 1995’te kuruldu. Kadın Özgürlük Ordusu YAJK bilinen anlamlarda sadece öldüren bir ordu değildi. Tersine yaşatan, yaşamı yeniden yeşerten, iradeleştiren bir kadın özgürlük ordusu olarak gelişti. Sadece bir savaş ordusu değil bir harekete dönüştü. Bir kadın partisine, oradan da bir kadın toplumsal sistemine dönüşmeye başladı. İdeolojik, siyasal, toplumsal, sosyal, kültürel alanlarda her gün kendini yapılandırarak, her saat kendini oluşturarak, günümüze derin anlamlarla yüklü, yüceleştiren bir kadın sistemi olarak gelişti. Partisiyle (PAJK), ordusuyla (YJA-Star), bütün toplumsallığıyla (YJA) yeni bir kadın çağının, yeni bir kadın modernitesinin gelişimini imkan dahiline koydu. Koma Jinên Bilind (KJB) çatısı altındaki kadınların öncülüğünde, aynı zamanda bir kadın çağı da olan demokratik çağ, gün be gün her bakımdan gelişmeye ve örülmeye başladı…

PKK’de büyük arayışların sahibi
PKK’nin kadın kurucusu olarak rol alan ve bu rolünü, Paris’te hunharca katledildiği ana kadar da oynayan Sakine Cansız (Sara) yoldaş şahsında, kadın özgürlük mücadelesi hep ideolojik felsefik ve bilimsel temellere oturmuş bir hareket olarak gelişti. Sakine yoldaşın 12 Eylül darbesinin vahşetiyle meşhur işkencelerine karşı destansı duruşu, dik ve iradeli duruşu, kadındaki mücadeleci ruhunu oluşturmuştu. Daha sonraki yıllarda Sara’nın destansı direnişini ve dimdik duruşunu kendisine örnek alan binlerce Kürt kızı yetişti. Sakine yoldaş, Kadın Kurtuluş İdeolojisinin mücadelecilik ilkesini kendi şahsında ilk oluşturan oldu. Mücadeleci, kavgacı, direngen yapısı onu oldukça iradeli ve özgür düşünceli kılıyordu. Bu bakımdan boyun eğmemenin, her türlü köleliğe ve tahakümcülüğe başkaldırmanın adı oldu.
Mücadelenin serhildan dönemi, halk ayaklanması dönemi ise Berivan (Binevş Agal) yoldaşın şahsında gelişti. Berivan’ın Botan halkında yarattığı saygınlık ve hayranlık bir halk devrimine yol açtı. Berivan’ın halkı örgütlerken ortaya çıkardığı kadın duruşu, Botan halkında büyük bir devrime yol açtı. Botan halkının o döneme kadar kadına yaklaşım konusunda PKK’ye karşı yaşadığı belli feodal tereddütlerin giderilmesinde, Berivan’ın kendi şahsında açığa çıkardığı kadın duruşu belirleyici oldu. Berivan’ın ilmek ilmek ördüğü toplumsal güven, serhildan dönemi ile beraber mücadele saflarına sel gibi kadın akışını başlattı. Kadındaki yurtseverlik ruhunu açığa çıkardı. Yurtseverliğin; doğduğu, büyüdüğü, kültürleştiği yere bağlılığın, kadında doğasal bir hal olduğunun anlaşılmasını sağladı. Yüzbinlerin yüreğindeki ve beynindeki yurtseverlik özünü açığa çıkarmanın örgütlü güce dönüştürmenin adı oldu. Halklaşmanın, toplumsallaşmanın çekim merkezi oldu.
Beritan (Gülnaz Karataş) yoldaşın duruşu da kadın özgürlük hareketi açısından ilkesel değerdedir. Her türlü teslimiyete karşı direnişin, yılmayan, ele geçmeyen, kendini satmayan, ölümüne direnen iradeli kadın duruşunun adı oldu. Kadının özgürlük ilkelerini kendi şahsında oluşturmanın ve çoğaltmanın adı oldu Beritan. Savaşarak özgürleşmenin, özgürleşerek güzelleşmenin ve güzelleşerek sevilmenin çizgisi oldu. Bu kadın kurtuluş mücadelesinin temel felsefesiydi. Beritan; mücadeleci, iradeli ve örgütlü duruşuyla savaşarak özgürleşme güzelleşme ve sevilme diyalektiğinin oluşturucusu ve simgesi oldu.   

Önderliğe bağlılığın sembolü

Zilan var bir de. Hepimizin yüce Tanrıçası. Yaratıcılığın ve yüceliğin günümüzdeki karşılığı ve simgesi oldu. Akıl sınırlarını zorlayan erdemli eylemiyle, kadın erkek herkesi şaşırtan bir gerçeği açığa çıkardı. Güçsüzlükle bir tutulan kadınlığın, gerçekte nasıl bir güç potansiyeli taşıdığını eylemiyle ortaya koydu. “Manifesto” değerinde yaptığı tanımlamalar ve geliştirdiği kavramlaştırmalar vardı. Düşündüklerini, yaşadıklarını ve yapacaklarını teorize etme gücünü müthiş gösterebilmişti. Kadının yaşam aşkına, özgürlük aşkına ve bunları sağlayacak temel güç ve moral kaynağı olarak gördüğü Önderliğe bağlılığın sembolü oldu. Kadın özgürlük mücadelesinin savaş ve taktiğe yaklaşımındaki fedai ruhu oldu. Özgür yaşamı sevmenin yaşama aşk ve tutku düzeyinde bağlılığın adı oldu. Kadın özgürlük hareketinin anlamlı bir yaşam için fedai duruşunun simgesi oldu. Ve onların çizdiği iradeli, ilkeli yolda, duruşlarıyla oluşturdukları bilinç ve inançla ardılları olan daha yüzlercesi…
Dikkat edilirse Kürt kadınında gelişen bilinç, soyut bir bilinç değil, son derece somuttur. Hiçbir yerden ithal değil. Tamamen kadının kendi emeği, çabası ve bedeller vererek kazandığı bir bilinç ve inanç düzeyidir. Ya bilinç ya inanç ikilemi yok denecek kadar azdır. Duygusal ve analitik aklın kadın şahsında beraber yürüyen düzeyidir. Oldukça gerçek, oldukça sınanmış, oldukça ispatlanmış sonuçlardır. ‘Kadının yapamayacağı şey yoktur’ tespiti çok bilimsel bir olgu olarak Kürdistan dağlarında ispatlanmıştır.
Pratiğin yakıcı gerçeğinden süzülerek toplanmış 35 yıllık ideolojik, felsefik ve bilimsel bir birikim var. Oluşmuş birikimin, dünya kadınına yansıtılmasına büyük bir ihtiyaç var. Bu birikim, oluşmuş örgütlenme düzeyi ve sağlanan toplumsal aktivite olarak yansımaktadır. Ancak kendi içinde müthiş bir yeniden kavramlaştırma ve kuramlaştırma potansiyeli taşımaktadır. Buna zaman ve zemin oluşturabilmek mücadelenin geleceği açısından önemlidir.
“Jineoloji” yani kadın bilimi, gerçeğin içinden gelmiş olan bu bilgiyi, bu birikimi dile dökmenin, kavramlaştırmanın, kuramlaştırmanın ve anlamlı bir yaşama dönüştürmenin çabası olarak gündeme alınmıştır. Duygusal ve analitik aklın optimal esnekliğinde yeni bir düşünüş tarzını geliştirmenin arayışı olmaktadır. Dünyaya, evrene, doğaya, topluma, insana, yaşama, ölüme yeniden bakmanın, yeniden tanımlamanın, yeniden düşünmenin çabası olarak gelişmektedir. Nasıl ki, insanlık ilk kez kadın öncülüğünde toplumsallaşıp anlamlı bir yaşamın sahibi olduysa, günümüz dünyasını pençesine almış olan erkek tekelini yıkmada da kadın yine aynı rolü jineolojik bir bilinç ve duyguyla PKK içerisinde oynamanın çabasındadır.

‘Yapılamaz’ denilenleri tek tek başardı

Kürt Özgürlük Mücadelesinin kadın yanı, feminal yanı hep eksik okundu. Yetersiz okundu. Fazla görülmedi. Şimdi yeni yeni fark ediliyor. Kıran kırana ama fazla gürültü çıkarmadan mayalandı. Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin başından itibaren, bütün alanlarda Kürt kadınları, ataerkil bakış açıları ve kalıpları kıra kıra yürüdü. Hem de büyük bir iddia ve ısrarla kadınlar için en ‘yapamaz’ denilenleri yaptı. Kadın için belirlenen kaderi tersine çevirdi. Askeri, siyasi ve toplumsal alanlarda yaşadığı tecrübe ve birikimi ideolojik ve felsefik bilince dönüştürdükçe katılım performansı daha da yükseldi. Kendine güveni arttı. Refleks sahibi oldu. Korkularını kaygılarını tabularını birer birer kırdı. Tabi kadının bu yeniden oluşum süreci hala işliyor. Her bakımdan büyüyor ve giderek derinleşiyor.
Kürt kadını, şimdi gıpta ile bakılan bir yerde duruyor. Çoğu kesim, iktidarın penceresinden bakarak Kürt kadınının edindiği siyasi konumlara imrenerek bakıyor. En çekici görünen ve gündem yapılan yanı, yüksek siyasette yakaladığı yöneticilik konumu oluyor. Kadının siyasete daha fazla ve daha önlerde girmesine ön ayak oluyor. Bu anlamıyla Kürt kadını tam bir değiştirici, dönüştürücü rol oynuyor. Kadının siyasi partilerdeki, parlamentodaki, belediyelerdeki, meclislerdeki sayısını artırmak, erkeğin yakaladığı bütün konumlarda yer almasını sağlamak, özgür bir yaşam için elbette her şey olmasa da önemli bir mesafe oluyor. Kürt kadını bu mesafeyi hızla kat ediyor. Kendisiyle beraber diğer kadınların önünün açılmasını da sağlıyor. Sürüklüyor, imrendiriyor, teşvik ediyor, hayran bıraktırıyor, aslında doğal bir öncülük yapıyor. Kürt kadınının yakaladığı bu konum, elbette sadece nicel bir katılım düzeyi değildir. Oldukça nitel bir düzeydir. İdeolojik felsefik bilimsel bir düzeydir de aynı zamanda. Kadın özgürlüğü yolunda önemli bir entelektüel birikim ve pratik tecrübeye dayalı olarak gelişmiştir. Büyük bir tarihi mirasın sahibidir.
Kürt kadınının en büyük farkı, kendini yeniden oluşturmanın, varlığını onarmanın ve onurlandırmanın mücadelesini yürütüyor. Ataerkil uygarlıktan kopmaya ve tarihin derinliklerindeki kendisiyle buluşmaya başlıyor. Tarihteki benliğiyle buluştukça ve bu yeni benlik üzerinden güçlendikçe, açığa çıkan demokratik, ekolojik, etik ve estetik enerji, erkek tekelini ciddi bir parçalanma sürecinin içine çekiyor. Tarihten süzülüp gelen böyle bir kadınlıkla toplumsal geleceğe yürümek, 35 yıllık kadınca mücadele pratiğinin ispatladığı gibi her keste büyük bir umutlanmaya yol açıyor.

Rojava kadını ilham veriyor

Rojava’daki Kürt kadınları bir taraftan savaşmakta, bir taraftan kendisini eğitmekte, bir taraftan toplumunu örgütlemekte, kendi kadın toplumsallaşması olan demokratik sistemini geliştirmektedir. Rojava’da en çok imrendiren ve hayranlık yaratan yan ise kadınların savunma alanında sağladığı gelişmedir. YPG güçlerine en fazla kadınlar katılmaktadır. YPG içerisinde artan kadın gücü bir süre önce kendi öz gücüne dayalı olarak kendi konferansını yaptı. Kendi kaderini kendi iradesi ile tartıştığı bu konferansla, kendisini “Yekineyên Parastina Jin (Kadın Savunma Birlikleri)” yani kısa adıyla YPJ olarak ilan etti.
Ortadoğu’nun yazılı tarihi boyunca, ilk defa kadın kendi toplumsal savunma gücüne kavuşuyor. Bir kadın savunma gücü örgütleniyor. Hem de kendi toplumunun içerisinde. Ama sadece kendi toplumundaki kadınlara karşı gelişecek saldırılara karşı savunma gücü olmakla belki sınırlı kalmayacak. Kalmamalıdır da. Kadın Savunma Birliklerinin kendi varlığını oluşturmuş olması, zaten kendi başına ilham kaynağıdır. Varlığıyla bile oldukça teşvik edicidir. Özgürlüğe, iradeli duruşa teşvik etmektedir. Her gün gelişen erkek saldırılarına karşı, kadının kendini savunabileceği inancını ve cesaretini geliştirmektedir.
Kadının kadın olmaktan kaynaklı yaşadığı şiddet ve saldırı gerçeği bunu adeta zorunlu kılmaktadır. Kürt kadınının, toplumsal tarihine yaraşan, dağlardaki performansı ve duruşu bilinmektedir. Kadın, neden öz savunmasını toplumsal zeminde de yapamasın ki? Erkek tekelinin, kadına karşı içinde bulunduğu her türlü saldırı pozisyonunu ve potansiyelini kıracak olan tam da böyle bir kadın savunma gücünün geliştirilmesidir. Kadını cesaretlendirecek, erkeğin ise başıboş serseri cesaretini kıracak olan böyle bir kadın savunma gücüne kesinlikle ihtiyaç vardır. Her gün çıkan taciz, tecavüz haberleri, kadın katliam bilançoları, bunu zorunlu kılmaktadır. YPJ örneği, bu konuda büyük ilham konusudur.
Şu günlerde PKK’nin otuz beşinci yıl dönümüne giriyoruz. Dile kolay otuz beş yıl. Bir de Sakine Cansız yoldaşın olmadığı ilk yıldönümü oluyor. PKK, ilk defa Sakinesiz bir yıldönümü karşılıyor. Bu anlamda hüzünlü bir karşılama var. Mücadelenin otuz beş yılından sonra ve paha biçilmez bedelleri ardından, çözüm ve diyalog sürecine evrilmiş olmasının toplumda yarattığı umut ve moral kadar, yirmi bine yakın şehit yoldaşa olan özlem ve hasretimiz de süreci bizler açısından hüzünlü kılıyor. Hepsinin değerli anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Önderlikle ve tutuklu bulunan yoldaşlarla buluşma imkanını henüz yakalayamamanın da burukluğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Önderliği ve tutuklu bulunan tüm yoldaşları büyük bir özlemle selamlıyorum.

ZILAR STÊRK/ PAJK Koordinasyon Üyesi

YARIN: Sosyolog, yazar Selim Ferat: PKK’nin çıkışıyla; Kuzey Kürdistan’da sos-yalpsikolojik ve toplumyapısal değişimler