İsmail Beşikçi’nin bir yazısını tesadüfen okuduk. Yazı baştan sona Kürt Özgürlük Hareketi'ne yönelik saygısızlık ve teşhiri içeriyordu. Tepkiyle çalakalem ve seviyesiz yazılmış bir yazıydı. Aslında bu yazı cevap verilecek nitelikte değildi. Çünkü Kürt Halk Önderi, PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi için böyle her gün onlarca yazı yazılıyor. Kimi istihbarat birimleri ya da Kürt Özgürlük Hareketi düşmanları PKK için o kadar karalayıcı propaganda ve kampanya yürütüyorlar ki, bunların hiçbirine cevap vermeyi gerekli görmüyoruz. Zaten Kürt Özgürlük Hareketi'nin en büyük özelliği, böyle yazılara ve kara propagandaları ciddiye almaması ve cevap vermemesidir. Kürt Özgürlük Hareketi, cevabını pratiğiyle veriyor, yarattıklarıyla veriyor. Zaten gerektiği kadar da yazıyor. Bunlar da hiç kimsenin inkar edemeyeceği kadar ortadadır. Bazı yeminli Apo ve PKK düşmanları ne kadar inkar etse de güneş balçıkla sıvanamaz. PKK'nin yarattıklarına yönelik inkarcılık, aslında Türk devletinin inkarcılığının bu tür bireylerde yansıması oluyor. Anlaşılıyor ki İsmail Beşikçi bu bazı yeminli Apo ve PKK düşmanlarından çok etkileniyor. PKK'yi, PKK'nin ve Önder Apo’nun yazdıklarından, pratiğinden değil de, çevresindeki bu kişiliklerden öğreniyor. Ya da bu tür kişilikler İsmail Beşikçi'nin kulağını sürekli dolduruyorlar. Anlaşılıyor ki artık böyle bir çevre içinde soluyor.

Sayın İsmail Beşikçi geçmişte Kürt ve Kürdistan gerçeği konusunda o günün koşullarına göre yaptığı hizmetler ve bu konuda çektiği acılardan dolayı Kürtler ve Kürt Özgürlük Hareketinden saygı ve değer görmüştür. Ancak son zamanlarda yeminli PKK ve Apo düşmanlarının etkisiyle konuşarak gerçeklikten kopmakta, gerçeklere dayanarak değil de bazılarının yarattığı sanal algılarla konuşmaktadır. Bu algı da bir çevreyle sınırlıdır. Yoksa Kürtler için bir değeri olmayan, hatta tepkiyle karşılanan algılardır.
İsmail Beşikçi, hep bilim yönteminden söz ederdi. Özellikle Türk devletinin bilimsel gerçekleri çarpıttığından söz eder, Kürt gerçeğini o günün genel pozitif bilimsel ölçüleriyle ifade etmeye çalışırdı. Kuşkusuz İsmail Beşikçi’nin eleştirileri sonuna kadar haklıydı. Normal demokratik bir görüşle gerçekleri dile getiriyordu. Türkiye'de aydın ve demokrat olduğunu söyleyenler şovenizmle zehirlendiği için Türkiye'de kendine aydın ve demokrat olarak görenler gerçekleri göremiyor ve söyleyemiyordu. İsmail Beşikçi Türk şovenizmi ve milliyetçiliğinin etkisinde olmadan, kendini bu zehirden koruyarak Kürt gerçeğini ifade etmeye çalışmıştır. O yıllarda İsmail Beşikçi’nin söyledikleri değer görmüştür. Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesine katkısı olan bir kişilik olarak saygı görmüş ve tarihe geçmiştir. Kürt özgürlük mücadelesi başladığında da bu mücadeleye değer vermiştir. Ancak özellikle uluslararası komplo sonrası ve Güney Kürdistan'daki Kürt federasyonunun oluşmasından sonra tutumu gün gün değişmiştir. Olaylara tek boyutlu, gerçeklerden değil de bazı olumsuzlukları cımbızlama ve yönlendirmeyle bakmıştır.  
Bilindiği gibi 1998 uluslararası komploda Güney Kürdistanlı bazı güçlerin özellikle KDP'nin de payı vardır. Zaten ABD'nin bu komploda yer almasının ve öncülük yapmasının nedeni PKK'nin büyümesi ve gelişmesidir. Kendisiyle ilişki ve işbirliği içinde olan KDP ve YNK giderek zayıflamıştır. ABD bu durum karşısında PKK Önderliğine yönelik komplo yapıp PKK'yi zayıflatarak özellikle KDP'nin gerilemesinin önüne geçmek ve Güneyli siyasi güçleri yeniden etkili kılmak istemiştir. ABD için bu komployu yapmasının başka etkenleri olsa da, önemli etkenlerden biri de budur. Daha sonra PKK içindeki tasfiyeci eğilimin teşvik edilmesi ve desteklenmesi de bu nedenledir.
Güney Kürdistan'daki federasyonun oluşmasından sonra yeminli Apo ve PKK düşmanları buraya dayanarak PKK ve düşmanlığını arttırmışlardır. Öyle ki 2004 yılında PKK'nin yeniden gerilla savaşını yükseltmesini Önder Apo’nun Genelkurmay’la uzlaşıp bu savaşı başlattığını söyleme alçaklığını göstermişlerdir. Onlara göre PKK bu savaşı başlatarak Türk devletini Güney Kürdistan'a çekecekmiş ve Güney’deki kazanımları böylece ortadan kaldıracakmış! PKK'nin Kürdistan için nasıl bir özgürlük gücü olduğunu anlamayan, düşünmeyen, hatta olumsuz yaklaşanlar bu defa da yine özgürlük karşıtı bir duruma düşmüşlerdir. Bunu esas olarak Kürt Özgürlük Hareketi'nin gelişmesini istemeyen Türkiye adına yapmışlardır. Bu propaganda yıllarca sürdürülmüştür. Sonunda söylediklerinin tersi çıkınca susmuşlardır.
Şu açıktır ki, 2004 gerilla hamlesi olmasaydı şu anda Güney Kürdistan’ın varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği de kuşkulu olurdu. Türkiye 2007 Erdoğan-Bush görüşmesine kadar Güney Kürdistan'ı kabul etmedi. Bu görüşmede ABD PKK'ye karşı mücadelede Türkiye'ye tam destek verince, Türkiye Güney Kürdistan'ı tanımak zorunda kalmıştır. Öyle ki, bu görüşmeden sonra CHP genel başkanı Deniz Baykal ve çevresi bile Kuzey Irak’la ilişki kuralım, PKK'ye karşı kullanalım demişlerdir. Özcesi, Güney Kürdistan’ın ayakta kalmasında PKK'nin mücadelesinin rolünü kimse küçümseyemez, görmezlikten gelemez. Bu gerçeği Güneyli siyasi güçler itiraf etmese de, PKK'nin oynadığı bu rolü çok iyi bilmektedirler.
Eğer 1974 Güney Kürdistan'daki yenilgiden sonra Kuzey Kürdistan'da, özellikle PKK'nin geliştirdiği özgürlük mücadelesi olmasaydı, 12 Eylül faşizmine karşı direnip, 1984 gerilla savaşını başlatıp tüm parçalardaki halk için moral ve örgütleyici güç olmasaydı tüm parçalardaki durum şu andakinden farklı olurdu. Kuzey’de Kürtler bitirilmiş, tüm parçalar da bu sürece sokulmuş olurdu. Bu nedenle bu büyük bedeller ödenerek yürütülen kırk yıllık mücadelenin tüm parçalardaki etkisi ne olmuştur sorusunun cevabını da Sayın Beşikçi’nin vicdanına ve objektif bakışına bırakıyoruz. Olaylara Güney eksenli değil de, Kürdistan geneli çerçevesinde bakmadıkça ne kadar objektif olur, onu da bilemeyiz. Çünkü son yıllardaki bakışı ve yazıları üzülerek söylemeliyiz ki objektif olmamıştır. Hep objektif olmasını beklemişiz, ama bunu görememişiz.

Eleştiri yerine cımbızlama...
İsmail Beşikçi’nin söylediklerine ciltler dolusu cevap vermek mümkündür. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi'nin yaptıkları, yarattıkları ve ciltler dolusu yazdıkları en iyi cevaptır. İsmail Beşikçi’nin cımbızlama yaparak, esası değil de bazı tekil olayları öne çıkartarak bu gerçekleri görmemesi gerçekten en başta da kendisi için talihsizliktir. İsmail Beşikçi’ye en azından Kürt Halk Önderinin son savunmasını öneriyoruz. "Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtler” kitabını okursa, hiç değilse kabulleri de eleştirileri de objektif olur. Kendisi yine devletçiliği ve milliyetçiliği savunabilir. Ancak başkasından duydukları ya da cımbızladıklarıyla değil, bu Önderliğin söyledikleri üzerinden eleştiri getirir. Bütünü çerçevesinde varsa eleştirilerini ortaya koyar. Buna diyeceğimiz bir şey olamaz. -Çünkü herkesin bizim gibi düşünmesini bekleyemeyiz; farklı görüşleri olabilir.- Yoksa  Beşikçi’nin geçmiş kişiliğine de ters düşen bir durum ortaya çıkmaktadır ki, bunu Kürt halkı da, demokrat ve yurtsever vicdanlar da kabul etmezler.
İsmail Beşikçi bir Roboskîli'nin Amed konuşmasında Türkçe konuşmasını eleştirmiş. Yine BDP’lilerin Türkçe konuşmasını eleştirmiş. Bu eleştirilere bir şey demiyoruz. Bunlar Kürt Özgürlük Hareketi'nin de eleştirdiği konulardır. Bu hareket de mitinglerde, toplantılarda Kürtçe bilenlerin Kürtçe konuşmasını istemektedir. Hatta en son Roboskî katliamının yıldönümünde Türkçe konuşulmasını da eleştirmiştir. Bu yönlü eleştirileri herkes yapabilir. Beşikçi yaptığında daha da anlaşılır olur. Bu tür eleştirilere saygı duyulur. Ancak eleştiri adı altında teşhire yönelinir, cımbızlama yapılır ya da bir eksiklik ve yetersizlik hareketin geneline mal edilirse o zaman burada farklı niyet aranır.
İsmail Beşikçi farkında mı, değil mi bilemeyiz. Sebahat’a yönelik eleştirileri de iyi niyetli olmayan ve haksız eleştirilerdir. Daha doğrusu teşhir yapmıştır. Sebahat, bir toplantıda solcuyum, Aleviyim demiş, ama Kürt’üm dememiş! Haberin doğruluğu veya yanlışlığı bir yana, Sebahat’ın Kürtlüğünü inkar ettiğini söylemek büyük bir iftiradır. Sebahat, Kürt halkının demokratik mücadelesine Kürt halkının özgürlüğü için katılmıştır. Kürtlüğünü de hiçbir biçimde inkar etmemiştir, etmez de. Eğer ağzından yüz defa solcuyum, yüz defa Aleviyim sözcüğü çıkmışsa, bin defa değil, on bin defa da Kürt’üm sözcüğü çıkmıştır. Bu gerçek ortadayken bir toplantıda solcuyum, Aleviyim demiş, ama Kürt’üm dememiş deyip bir teşhir ve rencide etme durumuna düşmek İsmail Beşikçi’ye ne kadar yakışıyor? Sebahat’ın mücadelesi ortadadır. Şu anda aldığı cezayı da Silopi’de Kürt çocuklarına işkence yapan polislere el kaldırdığı ve Kürt olduğu için aldığını Sebahat Sayın İsmail Beşikçi’den daha iyi bilmektedir.

Bilimsel yönteme uyuyor mu?
Sayın Beşikçi, Sebahat Kürt sorunu çözüldü diye bir şey söylemez. Şu anda Kürt sorununun çözümü için mücadele verilmektedir. Bu mücadele içinde Sebahat da vardır. Sanıyoruz siz yine bir cımbızlama yapmışsınız. Bilimsel yönteme değer veren sizin böyle yapmanız ne kadar doğrudur? Sebahat olsa olsa, "Kürtler kendileri örgütlenerek, kendi gerçeklerini bilince vararak örgütlü ve mücadele eden bir halk haline gelerek kendi cephelerinde sorunu çözmüşlerdir, çözmektedirler” demiştir. Bu, Kürt sorununun çözüldüğünü söylemek anlamına gelmez. Bunu biz de sürekli söylüyoruz, ama Kürt sorununun çözülmediğini ve Türk devletinde hiçbir zihniyet değişikliği olmadığını vurguluyoruz. Aksine, sizin bazı dostlarınız AKP'nin Kürt sorununda önemli adımlar attığını, AKP'nin zihniyet olarak iyi yolda olduğunu söyleyerek Kürtleri aldatmaya ve yanlış yönlendirmeye çalışıyorlar. Etrafınıza, ilişkide olduğunuz insanlara bakarsanız böylelerini görürsünüz. Bizce size yakışacak olan cımbızlamak değildir. Ya da Sebahat’a sorar "Sen böyle bir şey dedin mi? Dedinse ne anlama geliyor?” öğrenirdiniz. Çünkü Sebahat’ın bir statünün resmi olarak kabul edilmesi ve kültürel soykırımın son bulduğu anlamında Kürt sorunu çözülmüştür gibi bir şey söylemesi mümkün değildir.
Sebahat’ın Güney’de Kürt devletine karşı olduğu, ama Türk, İran, Suriye, Irak devletine karşı olmadığı gibi cümleler sarf etmeniz de affınıza sığınarak söyleyelim demagoji yapmaktır. Bizce sizin gibi bir insan bu tür şeylere tenezzül etmemelidir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin devletçi zihniyeti olmadığı bilinmektedir. Ama Türk devletine, Irak devletine, İran devletine bilmem şu veyahut da bu devlete karşı olmadığını söylemek ancak ucuz bir propaganda olabilir. Bizce her şeyi yerli yerinde ve zeminine göre eleştirmek doğrudur. Maksadını aşan anlamalarda bulunmak ve buna dayanarak değerlendirmeler yapmak sizin gibi yıllarca Türk devletinin çarpıtmalarına ve gerici zihniyetine karşı çıkan ve bunun bedelini ödeyen bir insana gerçekten de yakışmamaktadır.
İsmail Beşikçi bu hareketi şimdiye kadar tanımadıysa bundan sonra zor tanır. Ama yine de gerçek anlamda tanımasını isteriz. Bunun için önerimiz gerilla sahasına gitsin, orada birkaç ay kalarak bu hareketi tanısın. Hiç kuşkusu olmasın, kendisine hizmette kusur edilmez. Hatta geçmişteki hizmetlerinden dolayı hiç kimseye yapmadıkları kadar hizmet ederler. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi'ni yakından tanıyınca utanacağınızı da bilirler. Eğer Beşikçi’de bir vicdan varsa bu hareketi gider yakından görür ve tanır. Kafasındaki bütün sorulara cevap bulur. Yanına yaklaşan 20-30 yeminli Apo ve PKK düşmanının bakışıyla değil de, kendi gözü ve kafasıyla düşünür, yargıda bulunur. Şunu da belirtelim ki, bazı kişiler kendine ilgi gösteriyorlarsa bunun bir nedeni de PKK'ye karşı kullanmak içindir. Kendilerinin hiçbir değeri olmayanlar İsmail Beşikçi’nin geçmişte yaptıklarından dolayı Kürtler üzerindeki etkisinden ve saygı görmesinden yararlanmak istiyorlar. Bu da tabii trajik bir durumdur.

Türk'üm diyenler Beşikçi'nin yanında
Sayın Beşikçi şu anda Roboskî gençlerinin İstanbul Türkçe konuşmasından da bu hareket büyük bir acı duymaktadır. Bunun da oradaki devlet egemenliği ve koruculuk sisteminden kaynaklandığını çok iyi bilmektedir. Eğer hala Kürdistan'da ve Roboskî’de yurtseverlik ve Kürtlük varsa bu da Özgürlük Hareketi'nin direnişi sonucudur. Roboskîli onlarca genç de bu mücadelede şehit düşmüştür. En son Rojava’da büyük devrimci, büyük basıncı Cesur Roboskî de çetelere karşı savaşta şehit düşmüştür. Eğer Kürt Özgürlük Hareketi'nin yürüttüğü direniş olmasaydı tüm Kürdistan'da Kürtlük bitirilecekti. Bilmem şu anda Roboskîlilerin yüzü Güney’e dönük demek de Güney gerçeğini bilmemektir. Eğer Kürtler varlığını sürdürecek özgürlük savaşı vereceklerse, onlara ilham verecek olan, tüm parçalarda yürütülen özgürlük mücadelesidir ve bunu yürüten PKK gerçeğidir; yarattığı kazanımlardır. Şu anda Güney’deki yaşama öykünen her Kürt Kürtlüğünü kaybeder. Doğrudur, Güney’de anadilde eğitim vardır. Bu iyi bir kazanımdır. Ama Güney’deki yolsuzluk AKP'ye nal toplatacak düzeydedir. Çünkü belli bir çevre dışında kimseye hiçbir şey koklatmamaktadırlar. Güney’de Kürt kimliğiyle var olmak ve eğitim görmek iyidir, ama Güney’deki kapitalist yaşama özenti, Kuzey’i de, tüm güneyi de kasıp kavurup bitirir. Bunun da görülmesi lazım. Anti parantez, bunu da belirtelim dedik.
PKK'nin zindandaki direnişi ne içindi? En başta da Türküm dememek içindi. Aylarca çok eziyet gördükleri halde Türküm dememek için direndiler. İlk teslim olanlar ve Türküm diyenler, şu anda İsmail Beşikçi’nin yanına giden taifelerin eski örgütlerinin üyeleriydi. Belki de ilk Türküm diyenler de şu anda yanına gitmektedir. Kemal Pir ise Türk olduğu halde Türküm dedirtmenin Kürtlere en büyük zulüm ve eziyet olduğunu bildiği için direnişi sonuna kadar sürdüren olmuştur. Sonunda Diyarbakır’daki Türküm deme üzerine kurulan sisteme karşı direnmiş ve şehit düşmüştür.
Sayın Beşikçi, sizin belirttiğiniz gibi Kürdistan'da sadece sömürgecilik yoktur, kültürel soykırım sistemi vardır. Güneybatı’daki kültürel soykırımı Türk devleti özel politikalarla uygulamıştır. Bunu uzun uzun izah etmeyeceğiz. Antep, Adıyaman, Maraş, Malatya, Sivas, Dersim ve Erzincan’daki Kürt gençlerini özgürlük mücadelesi içine çekerek kültürel soykırıma en büyük cevabı bu hareket vermiştir. Kürtlüğün oralardaki bitirilmesine karşı yurtseverlik direnişi geliştirilmiştir. Binlerce Kürt genci kimliğini ve özgürlüğünü kazanmak için şehit düşmüştür. Bugün o topraklardaki Kürt kimliğini de dilini de bu hareket ayakta tutmaya çalışmaktadır. Yeniden kimliklerine dönerken dillerini de konuşmaya başlamaktadırlar. Gerillaya katılanların nasıl kimliklerine sahiplenip dillerini konuştuklarına ise Sayın Beşikçi olmasa da tarih şahitlik etmektedir.
Beşikçi bilmelidir ki, ilk Kürt televizyonunu bu hareket kurmuştur. Güney Kürdistan'da kurulan ilk televizyonda ise Türk devletinin desteği vardır. Türk devleti sorun PKK olunca herkesi desteklemiştir. Bu devletin nasıl bir kültürel soykırımcı olduğunu ise Sayın İsmail Beşikçi bilmektedir.
İsmail Beşikçi doğruyu bulmak istiyorsa Türk devletinin kime ve kimlere, hangi siyasi görüşte olanlara düşmanlık yaptığına bakmalı. Böyle yaparsa doğruyu bulur. Doğru bilimsel yöntemi uygulamıyorsa bile hiç değilse bu yöntemi uygulayabilir.
Osmanlı'nın bir Kürt aşireti güçlendiğinde diğer aşiretleri o aşiretin üzerine sürdüğü söylenir. Sonra başkası güçlenince bu defa onun üzerine diğer aşiretleri sürermiş. Türk devletinin AKP hükümetinin ne kadar Kürt’ten, Kürt devleti kurmaktan söz ederse etsin, yeminli Apo ve PKK düşmanlarını PKK'ye karşı kullandığı bilinmektedir. Yıllarca bu gibileri ekranlara çıkarıp PKK'ye küfrettirdiği bilinmektedir. Ama Sayın Beşikçi’nin eleştirdiği BDP’lilere ise ambargo uygulanmıştır. Bu konuda televizyonlara özel talimatlar verilmiştir.
Eğer bugün Ortadoğu'da bir Kürt gerçeği varsa bunda da Önder Apo’nun dediği gibi PKK'nin rolünü mitolojideki zalim tanrılar bile inkar edemez. Direnen bir halk gerçeğini dört parçada yaratmıştır. Bugün PKK ve gerilla Güney Kürdistan'da da moral ve direnç kaynağıdır. Artık her yerde başı dik Kürt vardır. Bunu ABD desteği ve petrol dolarlar değil, Kürt’ün direnişi sağlamıştır. Sayın İsmail Beşikçi bu direnişin dört parçadaki sosyolojik etkisini daha iyi görmeli ve hakkını vermelidir. Yüzünü Güney’e dönmesine bir şey demiyoruz, ama Kürt Özgürlük Hareketi'nin hakkını tam vermelidir. Bugün Rojava’daki durumun ne olduğunu anlamalı, KDP'nin ve Türkiye'nin Rojava düşmanlığı konusunda nasıl ortak politika izlediğini görmelidir. Hangi kara propagandayı birlikte planladıklarını öğrenmelidir. Amed’e giderken Rojava’da devrim yoktur demesinin ne anlama geldiğini değerlendirmelidir. Şu anda Güneyli bazı güçler ve onların Rojava’daki uzantıları orada gerillanın değil, çetelerin kazanmasını beklediler. Böyle olursa kendilerine fırsat doğacaktı. Hala da Rojava’da ulusal bir politika değil, dar örgüt çıkarları esas alınmaktadır. Bu da orada Kürt halkının büyük bedeller vererek yarattıkları kazanımları tehlikeye sokmaktadır. Beşikçi bunları da görmelidir. Düşüncelerini yeminli Apo ve PKK düşmanlarının süzgecinden geçirerek dillendirmemelidir.
Doğu Perinçek’in kanalı ve televizyonu ne demiş; bilmem hangi alçak ne yazmış, PKK'nin işi gücü bunlarla değildir. PKK bunlara çok çok gerekli olmadıkça tenezzül edip cevap vermez. Kaldı ki, onların ne dediklerini de öğrenme meraklısı değildir. PKK, halkın örgütlenme ve mücadele sorunlarıyla uğraşmaktadır. Bu tür uğraşılar işi gücü olmayanların laflara laf yetiştirmesidir. PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi bunlara kulağını tıkamaktadır. PKK, sadece halkın ve dostlarının dediklerine kulak kabartır. Mücadele pratiği içinde bir yanlış yapmışsa kendisi yapmıştır ve onu düzeltmeye çalışır. PKK'nin mücadele tarzı budur.Yoksa özel savaşçıların, psikolojik savaşçıların, yeminli Apo ve PKK düşmanlarının ne dediğiyle ilgilenmemekte ve uğraşmamaktadır. Ainesi iştir kişinin, lafına bakılmaz. PKK için her gün bin bir yalan üretilmiyor mu? Şimdiye kadar böyle yapılmadı mı? Kürt düşmanlarından ve yeminli Apo ve PKK düşmanlarından kim iyi söz bekleyebilir? PKK beklemiyor. Örneğin PKK'den kaçıp gidenler oldu. Onlar da her gün yazıp çiziyorlarmış. PKK bir gün bunlar ne diyor diye ne internete baktı, ne sitelere girdi. Çünkü onlardan zaten iyi söz beklenemezdi.
PKK, Kürt sorununu etkileyen aktörleri takip ediyor. Türk siyasetini, bölge ülkelerinin siyasetini, dış güçlerin siyasetsini takip ediyor ve onlara karşı mücadele yürütüyor ve tedbirini alıyor. Yoksa şu bu kişiyi değil; PKK'den karnı ağrıyanlara değil. PKK ve PKK'lilerin bunlarla uğraşacak zamanları yok. PKK’liler beş on dakikalarını bu tür boş şeylere vereceklerine, bir iki genci ve savaşçıyı eğitirler. Halkın eğitimi ve bilgilendirmesiyle uğraşırlar.
İsmail Beşikçi basit yaşamlarından vazgeçmeyen, Kürt ve Kürdistan’dan çok basit yaşam ve güdüleri peşinde koşanların laflarına değer vereceğine, saçından tırnağına kadar her şeyini Kürt ve Kürdistan için veren pırıl pırıl Kürt gençlerine ve kadınlarına ilgi göstermeli, onların duygularını, amaçlarını ve yaşamlarını ölçü almalıdır. Yine binlerce siyasi tutuklunun onlarca yıldır zindanda kalmalarına ve onların mücadelelerine anlam vermelidir. Herhalde on yıllarını zindanlarda geçiren binlerce insan birileri tarafından kandırılmıyor. Herhalde bu Önderlik hiç yere on beş yıldır dünyada görülmemiş biçimde tek kişilik bir cezaevinde ve tek kişilik hücrede tutulmuyor.
Sayın Beşikçi  bilsin ki, Kürt ve Kürdistan'ı bugün var eden PKK gerçeğidir. Bu gerçek olmasa Kürt susar ve susturulur. Kürt’ü bir kaşık suda boğarlar. Ne ABD ne de başkası Kürt’ü kurtarır ne de ilişki içinde olduğu ve bazen yanına gelenler kurtarır. Çıkar dünyasında Kürtlerin kendisini güç yapması önemlidir. Esas olan budur. Bu güç açığa çıkarılmadan kim Kürt’e değer verir? Eğer Güney değer görüyorsa bunda da büyük oranda PKK ve mücadelesinin payı vardır. Tabii ki Önderinin de. Sayın Beşikçi, biz sizlerin bu Önderliği daha iyi anlamasını bekliyoruz. Yaklaşımlarınız gerçekten yüzeyseldir. Hakkaniyetli ve vicdanlı değildir.
Özcesi Sayın Beşikçi dünyadaki bütün Kürtlerin olaylara bakışı değişmiştir. Kırk yıllık mücadeleyle yeni bir Kürt gerçeği doğmuştur. Bizce Kürt’ün bu dünyasına açılmalısınız. Bir daha belirtelim, gerilla alanlarına, Kürt gençlerinin ve kadınlarının yanına gitmelisiniz. O zaman Kürt’e de, Kürt’ün geleceğine de güveniniz daha da artacaktır. Gerçek Kürtlüğün ne olduğunu daha iyi anlayıp göreceksiniz.