Erzurum’un soğuk ve uzun geçen kışlarından dolayı sonbaharın ilk aylarından itibaren göç yollarına düşen Sümbül ailesi, konargöçer bir şekilde süren ayların ardından geldiği Amed’in Yenişehir İlçesine bağlı Dikentepe Mahallesi’nde yaptığı bez çadırda kalıyor. Başta elektrik olmak üzere birçok ihtiyacını doğadan karşılayan ailenin annesi Aygül Sümbül, Kürdistan dağlarıyla kurduğu bağı anlatarak, dağların beton yığınına dönen şehirlere en anlamlı alternatif olduğunu söylüyor. 

Erzurum’un Tekman İlçesine bağlı Göktepe Mahallesi’nde oturan Sümbül ailesi, yılın 11 ayını Kürdistan dağlarında geçiriyor. Erzurum’un soğuk ve uzun geçen kışlarından dolayı sonbaharın ilk aylarından itibaren göç yollarına düşen aile, konargöçer bir şekilde süren ayların ardından geldiği Amed-Yenişehir’e bağlı Dikentepe Mahallesi’nde yaptığı bez çadırda kalıyor. Erzurum’daki evlerinde sadece bir ay kalan aile, göç ettikleri yerlerde ise otlatmak için arazi sahiplerine hayvan başına 34 TL gibi bir ücret ödüyor. Yağmurlu günlerde çadırlarını naylonla kapatarak, sudan korunmaya çalışan aile, başta elektrik olmak üzere birçok ihtiyacını ise doğadan karşılıyor. Aylardır 8 çocuğuyla dağları dolaşan Aygül Sümbül (42), Kürdistan dağlarıyla kurduğu bağı anlatarak, dağların beton yığınına dönen şehirlere en anlamlı alternatif olduğunu söylüyor. 


Şehrin gürültüsünden uzak...

Koçer olmalarından dolayı doğayla güçlü bağlar kurduklarını dile getiren Sümbül, yaşadıkları sorunlara ise doğada çözüm aradıklarını ifade ediyor. Kurdukları güneş paneli ile tükettikleri elektriği ürettiklerini belirten Sümbül, yıllardır şehirlerin gürültüsünden ve beton yığınından uzak olduklarını vurguluyor. Koçer olmanın güzel yönleri olduğu gibi zahmetli yönlerinin de olduğuna işaret eden Sümbül, göç nedeniyle çocuklarını okula yollayamadığını paylaşıyor. 

Çocuklarının Kürtçe dışında dil bilmeyişinden duyduğu memnuniyeti kelimelere dökmeye çalışan Sümbül, ülkedeki okulların asimilasyon mekanlarına dönüştüğüne dikkat çekiyor. 18 yıldır yollarda olduğunu söyleyen Sümbül, eskiden her yere yürüyerek gittiklerini ve bu yürüyüşün kimi zaman aylarca sürdüğünü anlatıyor. Arabanın sağladığı kolaylığa kısaca değinen Sümbül, göç nedenlerini, “Erzurum’da kış uzun sürdüğü için orada hayvanları otlatamıyoruz. O yüzden buralara geliyoruz. Şimdi 10 kişi buradayız ama kadın olarak ben ve kızım tekiz. Bizim kadın olarak yükümüz daha ağır” sözleriyle anlatıyor. 


Güneş sistemi ile elektrik 

Su bulma konusunda kimi zaman zorluklar yaşasalar da bunun, doğada yaşamalarını engelleyemediğini dile getiren Sümbül, “Güneş enerjisiyle elektrik üretiyoruz. Ama su konusunda çoğu zaman sıkıntı yaşıyoruz. Ne kadar sıkıntı yaşasak da buralar dedelerimizin, nenelerimiz topraklarıdır. Doğa ile iç içe yaşamanın verdiği tadı hiçbir şey vermez. Şehir bizi dört duvar arasına hapsediyor. Seni bütün ilişkilerinden koparıyor. Ama doğada olmak onunla iç içe yaşamak insanı kendi özüne döndürüyor. Dışarıdasın, geziyorsun her yer açık, seni hapseden duvarlar yok. Şehirde eve girdiğim zaman ruhum daralıyor, bir saat kapıyı açık bırakamıyorsun. Bir yere çıkamıyorsun her yer beton. Ben burada doğayla yaşamaktan çok mutluyum” diyor.


ŞERİFE ORUÇ/DİHA/AMED