Bugün Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Yemen’de iç savaş ve çatışmalar var. Başka ülkelerde de belirli yönleri ile savaş ve çatışma alanları var. Benzer savaş ve çatışmalar Türkiye ve Kürdistan’da da var. Rojava ve Başur’da DAİŞ çetelerine karşı Kürtler savaşıyor. Bakurê Kurdistan’da ise Türk rejim güçlerine karşı sadece gerilla değil artık Kürtler toplum olarak savaşıyor.
Ancak bu yaşanılanın savaş olarak tanımlanması, Türk devletini çok ürkütüyor. Oysa Cizre, Amed-Sur, Silopi, Nusaybin, Dargeçit vb. yerlerdeki Türk ordusunun mevzilenmesi, tank top ve helikopterler ile kentleri kuşatması, yapılan bombardımanlar ve kuvvet komutanlarının askeri harekatlara komutanlık etmesi apaçık bir savaş durumudur. 15 Ağustos 1984’den bu yana gerilla ile Türk ordu ve polis güçleri arasında kırsal alanda yoğunlaşan çatışmaları "düşük yoğunluk savaş" olarak tarif eden Türk devleti, 2015 yılında kentlerde yaşanılanı ise "topyekün savaş-temizlik harekatı" olarak tanımlıyor.
Ve kentlere inen bu savaşta Kürt'e dair her şey Türk rejim güçlerinin hedefi olmuş durumda. Bebekler, çocuklar, anneler, gençler, yaşlılar Türk rejim güçleri tarafından rahatlıkla hedef alınıyor. Kürtlerin evleri, tarihi ve kültürel değerleri, doğası da Türk rejim güçlerinin hedefinde... Devletin faşist terörü öylesine tırmandırılmış ki cenazeler günlerder sokaklarda. İnsanların günlük yaşamları ve gelecekleri felç edilmek isteniyor.
Ama bütün bu yaşananlar Türkiye toplumundan gizleniyor. Irkçı ve milliyetçi kodlarla kodlanmış Türk medyası Türk toplumunu Kürt soykırımını normal görmesi için de "gözbağlayıcı, perdeleyici ve yanıltıcı" politikalarla yaşanan gerçeği görünmez kılmak istiyor. Ancak Türk televizyonlarındaki popüler show programına telefonla katılan Ayşe öğretmenin "Kürdistan’da yaşanılanları, çocuk ölümlerini" anlatan kısa konuşması, Türkiye’de AKP medyası tarafından siyasal lince dönüşecek bir durum haline getiriliyor. Oysa çok insani olanı, yaşadıklarını, Kürdistan'da yaşanan gerçekleri birkaç dakika bir televizyonun show programına anlatıyor. Türkiye toplumunun vereceği farklı bir tepki açığa çıkmasın diye, göz bağlayıcılar, toplum düşmanlığını körüklüyor.
Peki bu durum böyle devam eder mi? Her gün Kürdistan’da çoluk çocuk devlet güçleri tarafından katledildikçe, gençlerin ve annelerin cenazeleri sokak ortalarında bekletildikçe, Kürt'e dair her şey asker ve polislerin hedefine oturtuldukça durum AKP’nin, Tayyip Erdoğan’ın istediği gibi devam eder mi? Sanmıyorum...
Türkiye’deki iç savaş Irak ve Yugoslavya kırması bir duruma evrilebilir. Her gün birkaç insanın ölümünün rutin aldığı bu memlekette, yarın öbürgün düzinelerce, yüzlerce insanın ölebileceği bir coğrafyanın içinde olunduğunu kimse unutmamalı.
Kürtler bu acılarla fazla yaşamak zorunda değil. İnsanları katledip, cenazeleri sokak ortasında bırakıp, sonra cenazeleri kaçırararak tarihi bir vebalden kaçmak mümkün olmaz.
Kürdistan’da yaşanılanlar AKP ve Tayyip Erdoğan tipi faşizmin Kürtlerden çok Türkiye toplumuna zarar verdiğini yakın gelecek gösterecektir. Kürtler sonuçta kendi ülkelerinde, kendi öz kimlikleri ile yaşama mücadelesi veriyor. Bedeli ağır olsa da bunun haklı ve meşru bir mücadele olduğu gerçek. Ancak Türkiye toplumu eğer Kürdistan’daki çocuk, kadın, yaşlı, genç ölümlerine sessiz kalır ve yapılanları onaylar bir tutum içinde kalırsa sadece faşizmin kitle tabanı olarak iradesiz ve kimliksiz kalır. Aynı zamanda yaşanan insanlık suçunun yani Tayyip Erdoğan ve çetesinin savaş suçlarının da ortağı olur.