Bazen öyle şeyler vardır ki bulundukları döneme damgasını vururlar. Yahut bulundukları dönemin bir simgesi, en temel gösterge nesnesi olurlar. Üzerinden yıllar da geçmiş olsa bir yerlerde rastlanıldığında yahut ondan söz edildiğinde kendi taşıdığı ağırlığın kat be katı bir bagajla, onla ilişki kurmuş olmayanların asla bilemeyeceği büyüklükte bir toplamla yaşamın içine sökün ediverir.
İnsanların geçmişinde bir nesneyle kurdukları post-travmatik bağın yoğun olduğu iki alan ya da iki durum vardır. Birincisi bu nesnenin, sonu ayrılıkla bitmiş bir aşk ilişkisinin bütün detaylarını kendi cisminde toplamış bir hatırlatıcı olarak hiç zamanı değilken, ayrılığın acısıyla baş edildiği düşünülürken aniden bir yerden karşınıza çıkıvermesidir. Bu bazen bir sinema filminin bir repliği, bir müzik, bir dize şiir, yahut bir tespih, bir çakmak, bir sigaradır. Hayatın akışının sıradan bir parçası olan bu nesne, yahut varlık sizin bin bir türlü zahmetle kurguladığınız anlamları, hayat pozisyonlarını bir anda anlamsızlaştırır, bir anda alt üst eder ve sizi geçmişin karanlık kuyusuna yuvarlayıverir. Ama nihayetinde ve yaşattığı tüm acıya rağmen bu hatırlatıcı nesne aşk denen ve yaşamı güzelleştiren bir varlık için ödenen bedelin hatırlatıcısıdır. Ve güzeldir baş edebilene. Esere dönüştürülebilecek, ekilebilecek verimli bir tarladır.
Geçmişteki bir nesneyle bir ifade bir sembol durumuna kavuşan bir diğer post-travmatik süreç ise ölümle ilgili durumdur. Hele bu ölüm durumu bir öldürmeyle, sistemli, örgütlü ve devamlılığı olan bir şiddet neticesinde gelişiyorsa bu hiç de ayrılık acısının yaşattığı bir travmaya benzemez. Aklınızı ve yüreğinizi sizden alır. İçinizdeki boşluk kanamaya başlar ki imkansızdır bir boşluğun kanamasını durdurmak.
Yüz kişinin, yüz devrimci, demokrat, sosyalist, Alevi ve Kürdün besleme çeteler eliyle öldürüldüğü bir katliamın sonrasında bu acıların sahibi olan Kürtlerin yaşadığı bir ilde seçim konuşması yapan ülkenin başbakanı diyor ki, "biz iktidardan düşersek beyaz Toroslar dolaşır bu kentin sokaklarında." Beyaz Toros. Beyaz, bir renk. Masum. Toros bir araba markası. Oyak adlı Türk askeri-kapitalist sermaye şirketi ile Fransız Renault marka otomobil üreticisinin ortak ürünü. Beyaz, masumiyetini kaybetmiştir bu bir sıfat tamlamasında. Araba insanları, bir yerden bir yere taşıyan bir vasıta. Ama Kürtler için "Beyaz Toros" bu iki kelimelik tamlamanın anlamının çok dışında bir anlama tekabül eder. İşte başbakan meydanlardan, televizyon ekranlarından "Beyaz Toros"la Kürt halkını tehdit ederken bir pandora kutusu açtığının farkında değildir. On yedi bin faili meçhul cinayetin arkasında ne kadar derin kuyu, ne kadar korku gayyası, ne kadar kalın kabuklarla kapatılmış yara varsa tek tek çıkarıp bu Beyaz Torosların içerisinden getirip Kürt halkının sofrasına sermiştir Başbakan. Tüm acılarımızı, korkularımızı, yaşayamamışlıklarımızı, çaresizliklerimizi, eksik kalmışlarımızı ama en çok da öfkemizi kınından çıkarmıştır. Beyaz Toroslara bindirdikleri JİTEM çeteleriyle Kürdistanlı yurtseverleri katleden doksanların iktidar sahiplerinin halefi olan saray gladyosu ve yirmi üç nisan başbakanı, pahalı jiplere bindirdikleri iki bin onbeşlerin JİTEM'i DAİŞ çeteleri ile Kürtleri, devrimcileri toplu kıyımlarla katlederek sindiremeyeceklerini anlamış olmalılar ki bir geçmiş zaman canavarı ile korkutmaya çalışmakta, beyaz Toros canavarından medet ummaktadırlar.
Beyaz Toros canavarlarıyla kaçırıp türlü işkencelerle öldürdükleri ve karanlık asit kuyularına, ıssız dağ başlarına, derin uçurum diplerine attıkları halkın çocukları bugün Kürdistan dağlarının beyaz atlı süvarileridirler. Engin dağ başlarından sokaklara kurulan barikatlara kadar her yerde ak-kara canavarlara karşı amansız bir savaş veriyorlar. Beyaz Toros canavarının doksanlarda yarattığı korkuyu imdadına çağıran başbakan, bilmelidir ki beyaz Toros zamanlarının korkusunu değil öfkesini davet etmiştir.