
İnsanların hayatındaki ilkler, her zaman ayrı bir değere sahiptir, o insanın geriye baktıkça karmaşık duygular ile hatırladığı anlardır. Bu ilk, ilk okul gününüz, ilk okuduğunuz kitap veya ilk aşkınız olabilir. Benim burada dile getireceğim ilkim ise ataları yüzyıllar önce İç Anadolu’ya sürgün edilmiş bir halkın evladı olarak öz yurduna bir haftalık ziyarette bulunmaktı. Bu topraklar tarihi, kültürü ve direnişi zengin olan Kürdistan’dı.
17 Mart günü Avusturya’dan çoğunluğu kadınlardan oluşan 30 kişilik bir grup ile Amed’deki Newroz kutlamaları, Hasankeyf, Mardin, Midyat, Dara, Göbekli Tepe, Urfa’yı da kapsayan bir tura katıldık. Viyana Havaalanı‘nda sabahın erken saatlerinde bir araya gelen grup, hem heyecanlı hem de temkinliydi, çünkü İstanbul’da olduğu gibi Amed Newrozu’nun da Valilik tarafından iptal edildiği haberi gelmişti, Amed Newrozu’nda bizi neyin beklediğini hiç birimiz bilemiyorduk.
Polis otobüsleri engelliyordu
Uzun bir yolculuktan sonra 18 Mart günü sabah çok erken kalkıp hazırlanıp Newroz alanına gitme kararı aldık. Turu Amed’de organize eden arkadaş, otelden alana transfer için herhangi bir araç organize etmemiş, bu benim çok hoşuma gitmişti. Fakat dışarıya adımımızı atar atmaz, polisin belediye otobüslerine el koyduğunu öğrendik.
Alana nasıl gideceğimizi düşünürken Amedliler, bizi özel halk otobüslerine yönlendirdi. Yenihal’a doğru giden otobüsteki insanların, sokakları, caddeleri dolduran binlerce insanın baharı müjdeleyen rengarenk ulusal kiyafetleri tam bir görsel şölendi. Herkesin gözleri Newroz ile yeşeren umutlarla doluydu. Amed halkı ne pahasına olursa olsun, girişi devlet tarafından engellenen Newroz Parkı‘na girecekti. Otobüs alana gidemediği için bizi polis barikatlarının yakın olduğu yerlerde üç kere indirmeye çalıştı, fakat her denemesinde TOMA araçlarının otobüse müdahale etmesinden dolayı bir türlü indiremiyordu. Havanın baharı müjdeleyen sıcaklıkta olmasından dolayı otobüsün camları açıktı ve anayolda bir grup genci dağıtmak için polis biber gazı kullanmıştı.
Panzehir limon
O açık pencere sayesinde biz Avusturya’dan gelen grup olarak ilk defa biber gazı ile tanışmış olduk. Değişik, yabancı olduğumuz, boğazı yakan, solunum sistemini bir bütün olarak etkileyen, gözleri yaşartan, görmenizi kısmen engelleyen bir gaz... Bu durum, gün içinde bir kaç kez kendisini tekrarladı.
İlerleyen saatlerde Amedlilerden bu tür olaylarda kullandıkları panzehiri öğrendik: Limon ve kesme şeker. Amed’te bombadan etkilenlerin ilk yaptığı iş, limona sarılmak oluyor. Atılan bir gaz bombasından sonra gözlemlediğim uzun paltolu Amedli amca bir elini bir cebine atıp limonunu, diğer cebinden ise çakısını çıkartıp elindeki limonu ikiye böldü. İkiye böldüğü limonun bir kısmını yiyen amca, diğer yarısını eline sıktıktan sonra yüzünü, özellikle de gözleri bununla ovaladıktan sonra hiç bir şey olmamış gibi ellerini paltonun cebine koyup diğer bir grupla polis barikatına doğru tekrar yürümeye başladı, biz ise bir köşede ağlayıp biberin etkisini kaybetmesini bekledik.
Şaşkın ördekler gibiydik
Ara bir mahallede otobüsten indikten sonra yakında yakılan lastiklerin dumanını takip ederek ateş başında halay çeken, slogan atan küçük bir grubun halaylarına eşlik ettik. Kısa bir halaydan sonra anayola çıkan gruba eşlik edip Yenihal’de Newroz Parkı’na giden yolu kapatan barikata doğru yürümeye başladık. Yaklaşık bir kilometre yürüdükten sonra o yürüyüşü başlatan 100 kişilik grubun arkasında binlerce insan yer almıştı bile. Yürüyüşümüzde polis barikatlarına gittikçe yaklaşıyorduk, ilk defa polise karşı yürüyorduk. Bütün sokaklar polis ve TOMA araçları ile doluydu. Bu tür olaylara yabancı olmamız, şehir savaşlarının kurallarını bilmediğimiz için biraz şaşkın ördekler misali ortalarda dolaşıyorduk. Her şeyimiz ile acemiydik. Bir diğer ilkimiz de polise taş atmamızdı...
Sokağın kurallarını biliyorlar
Yaşça bizden 10-15 yaş küçük, fiziksel olarak bizden zayıf olan, çocukların daha uzağa taş fırlatmaları biraz da olsa zorumuza gidiyordu. Fakat bu gerçekliği kabul etmenin dışında hiç bir şansımız yoktu, çünkü onlar sokağın kurallarına hakimlerdi, nerede nasıl davranmaları gerektiğini çok iyi biliyorlardı. Grubu biber gazı ile dağıtmaya çalışan polis, aynı anda tanzikli su ile de müdahale ettiğini gördük ve öğrendik. Amed halkı öyle durumlarda kendisini korumayı iyi biliyor, fakat biz Avrupa’da ciddi bir anlamda düşman gerçekliği ile karşılaşmadığımız için bu tür durumlarda nereye kaçacağımızı ve saklanacağımızı da bilmiyorduk. Bilmediğimiz için de bu turdaki diğer bir ilki yaşadık, tanzikli su ile Amed sokaklarında ‘ayaklarının yerden kesilmesi’ kelimesinin ne anlama geldiğini öğrendik.
Ve devlet unutuldu
Bu prosedür Türk polisinin pes edip geri çekilmesine kadar bir kaç kez yaşandı. Bu andan sonra sokakta çatışan çocuklar, gençler, teyzeler, amcalar kısacası herkes Newroz alanına akın etmeye başladı. Kısa bir süre içerisinde dolup taşan alanda herkesin yüzünde kazanılmış bir mücadelenin mutluluğu, sevinci vardı. Taşlar, biber gazı, tanzikli su yerini halaylara, zılgıtlara, sloganlara bırakmıştı.
Sevinç duyguları Kürt siyasetçilerinin alana girmesi ve konuşmaları ile tavan yapmıştı. Ses cihazlarına el konulmasına rağmen her tarafta davul, zurna sesleri, halaylar eşliğinde söylenen şarkılar, marşlar Newroz’un daha da çoskulu geçmesine sebep oldu ve bir an içinde olsa devlet unutulmuş oldu. Newroz’un sonunda çıkan çatışmalara rağmen Amed halkı yılmadı ve Newroz’u Newroz’un ruhu ile kutlayarak sonuna kadar zalimlere karşı direnmesini bildi.
Amed’in asi çocukları
Bu tur bizim gibi Avrupa’dan gelenler, özellikle de benim için ilk başta da ifade ettiğim gibi ilklerle doluydu. Daha önce sadece teorik bilgilerle, çeşitli yazılarda, kitaplarda duyduğumuz, okuduğumuz düşman gerçekliği, polis, devlet şiddeti gibi soyut kavramları somut bir şekilde yaşama, görme olağına sahip olduk. İlk defa ölüm korkusunun ne olduğunu gördük. Bu tür bir duygunun biz Avrupa’dan gidenler için yeni olduğu için bunları yoğun bir şekilde hissettiğimizi düşünüyorum. Ama gözlemleyebildiğimiz kadarıyla Amed halkının böyle bir korkusu yoktu, çünkü bize olağanüstü gelen bu durum, onların ayda bir kaç kere yaşadığı, maruz kaldığı bir durumdu, belli bir düzeyde artık buna karşı bir bağışıklık kazandıklarını düşünüyorum. Sokakta polise karşı verilen mücadelenin tartışmasız öncüleri hiçbir saldırı ve baskıdan korkmayan, cesur, her biri Demirci Kawa olan Amed’in asi çocukları ve gençleriydi. Onların orada verdiği mücadele hepimizi hayranlık içerisinde bıraktı demek abartı olmaz herhalde.
Teknolojiyi sonuna kadar kullanan bir Türk devletine karşı, sadece taşları ve inançları ile çatışan bu çocukların ve gençlerin sadece önlerinde saygı ile eğilmek kalır bize. Sokağa çıkmayanlar da gerçekten boş durmuyordu, kolektif bir şekilde düşmana karşı duruyordu herkes. Amed’deki dayanışma ruhuna daha önce hiçbir yerde şahit olmamıştım. Yere düşen arkadaşının kolundan tutup biber gazı saldırısından çıkartanlar, biberden etkilenlere balkonlardan atılan limonlar ve polisten kaçarken, saklanmak için açılan daire kapıları, Amed Newroz’undaki toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerini teşkil ediyordu... Amed halkını böyle cesur ve güçlü kılan şeyin ise onların mücadeleye olan bağlılıkları, inançları ve verdikleri mücadelenin doğruluğuna inanmalarıdır.
Hayatın bize öğrettikleri
Kürdistan gezisi boyunca biz tura katılanlar sürekli gözlemlerde bulunduk. Oradaki yaşamı, mücadeleyi anlamaya çalıştık. Bizi tur boyunca yalnız bırakmayan organizatör arkadaşın biz ‘Avrupacılara’ yönelik tespiti bizi çok güldürmüş ve düşündürmüştür: bizler tarihi mekanları gezerken kolektif bir şekilde hayretimizi, şaşkınlığımızı, hayranlığımızı sürekli ‘wooow’, ‘ncncn’ gibi kelimelerle ifade ediyormuşuz meğer. Hiç birimiz o ana kadar bunu fark edememiştik, bu da Kürt dili ve kültürünün aslında Avrupa’da da asimilasyona maruz kaldığını gösterdi bize.
Tur boyunca Amed, Hasankeyf, Mardin, Midyat, Dara, Göbekli Tepe, Urfa gibi şehirleri ve tarihi mekanları ziyaret etme, gezme olanağına sahip olduk. Hepsi birbirinden ilginç, Kürdistan topraklarının kadim geçmişini anlatan görülmeye değer mekanlar... Amed’in misafirperverliği, Mardin’in kozmopolitliği ve Urfa’nın sakinliğini görmek gerekiyor.
Bu tur sırasında gerçek anlamda duygu fırtınasının yaşandığı an, Amed Yeniköy’de gerçekleştirdiğimiz Şehitlik ziyareti oldu. 14 Temmuz 1982’de Amed Cezaevi’nde başlatılan Büyük Ölüm Orucu Eylemi’nde yaşamını yitiren Ali Çiçek’in ve değişik çatışmalarda yaşamını yitiren Kürt halkının güvencesi olan kahramanlarını orada ziyaret etmek turda en derin duyguların hakim olduğu anlardı. Hiç tanımadığınız, görmediğiniz insanların hayat hikayeleri, hangi uğurda mücadele verdiklerini bilince çıkardığınız andan itibaren, ağlamak için bir insanı birebir tanımanın gerekmediğini hayat tekrar bize öğretti.
Öze dönüş
İlk başta dediğimiz gibi ilklerle dolu olan bir haftalık çok kısa ve yoğun bir ziyaretti. O yaşanan duyguları kelimelerle anlatmak dünyanın en zor işi olsa gerek. Anlamak, empati kurabilmek için muhakkak yaşamak gerekiyor, teorinin yalnız başına bir işe yaramadığını, etkisinin az olduğunu kendi bedenimizde yaşadık. Avusturya ve İsrail devletleri 1994 yılında ortaklaşa ‘Back To The Roots- Öze Dönüş’ adlı bir proje başlatmışlardı. Buradaki amaç, ataları 2. Dünya Savaşı‘nda Avusturya’dan sürgün edilen Yahudilerin Avusturya’ya gelip atalarının, yaşadığı toprakları görmek ve tanımaktı.
Avrupa’da yaşayan Kürtlerin devletler düzeyinde böyle bir imkanı olmazsa da, kendi öz imkanlarıyla mutlaka hem kendilerine hem de çocuklarına o imkanı sağlayıp Kürdistan’ı görmelerini sağlamaları gerektiğini düşünüyorum. Kürdistan’daki halkla empatiyi böyle sağlayabiliriz, Avrupa’da uzak olduğumuz değerleri ancak böyle yaşayabilir ve görebiliriz.
Benim için bu bir başlangıçtı. Önemli bir adımdı.
BARIŞ KOÇ - GRAZ
Özdemir’in gözlemleri
Avrupa’dan Kürdistan’a gidenler arasında Hamburg Eyalet Parlamentosu Sol Parti Milletvekili Cansu Özdemir de vardı. Özdemir, Sol Parti Newroz izleme heyeti içinde yer alıyordu.
Özdemir, bir milyona yakın Kürt’ün katıldığı Amed Newrozu’nu anlatırken, polisin yapacak hiçbir şeyinin olmadığını belirtiyor. Özdemir, polisin provokasyonunun Alman vatandaşlardan oluşan heyeti hayrete düşürdüğünü vurguluyor. Cansu Özdemir’in verdiği bilgiye göre, heyet içinde yer alanlardan bazılar biber gazlarında dolayı baygınlık geçirmiş.
Amed’den Şırnak’a, oradan da Roboskî’ye geçtiklerini söyleyen Özdemir, gözlemlerini şu ifadelerle anlatıyor:
„Roboskî’de yaşayan halk, faillerin yargı önüne çıkarılmamasına öfke gösteriyor. Roboskî’de anneler, herşeye rağmen yine barışı dillendiriyor. Barışa olan umutlarını koruyor. Ancak halk faillerinin ortaya çıkmaması durumunda, Güney Kürdistan’a göç edebilir. Roboskî’den sonra ise Batman’a geçtik. Batman’da tam bir vahşet yaşandı. 20 Mart’ta yapılması gereken Newroz kutlaması 19 Mart’ta yasaklanınca halk buna büyük bir tepki gösterdi. İnsanlar, polisin barikatlarını aşarak Newroz’u kutladı. Barikatları aşamayanlar ise bulundukları mahallelerde Newroz’u kutladı. Bizim de içinde bulunduğumuz BDP Parti otobüsü polislerce taşlandı. Bir yandan da gaz bombası atıldı. Fenalık geçiren Ahmet Türk’ün dışarı çıkmasıyla bir grup polis, onu tanımalarına rağmen saldırdı. İçlerinden biri Türk’e özellikle tekme tokat saldırı gerçekleştirdi.“
M.ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG