Açılış konuşmasını yapan BİGK üyesi Evrim Kurdoğlu, BİKG üyesi kadınların 30 yıl süren savaşın sadece Kürdistan'da olduğu algısına karşı çıktıklarını ve savaşlarda mağdur olan kadınların barış süreçlerinde müzakerelere dahil olması gerektiğini belirtti. Kurdoğlu, "Çünkü kadınların dahil olmadığı bir barış toplumsallaşamaz. Biz kadınlar, toplumsal adil, cinsiyetçi olmayan bir barışın yol haritasını çizmek istiyoruz" dedi.


Süreç şeffaf olmalı

Konferansın ilk oturumunda "BİKG'in Öğrendikleri" ve "Savaş Nasıl Yaşandı, Barış Nasıl Kurulur?" başlıklı sunumlar gerçekleştirildi. İlk sözü alan girişim üyesi Nilgün Yurdalan, BİKG'in 1 yıl içerisinde çözüm süreci için neler yaptığına dair bir sunum gerçekleştirdi. BİKG Adana üyeleri Derya Çiçek Adana'da, Gülsen Ülker Ankara'da, Özlem Yasak da Amed'de yaptıkları çalışmaları anlattı. Amaçlarının her kesimden kadının çözüm süreçlerinde bir sözünün olması gerektiğini belirten BİKG üyeleri, sürecin tepeden işleyen bir süreç olmaktan çıkarılması ve şeffaf olmalı gerektiğine dair tartışmalar yürüttüklerini söyledi.

Sena Kaleli: Rol almalıyız

CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli ise barış için her şeyden önce kadın hareketi gerektiğini söyledi. Kadınların toplum içerisinde dezavantajlı konumda olmaları dolayısıyla barış sürecinde aktif olmaları gerektiğini kaydeden Kaleli, bu bilinçle hareket edilmedikçe barışın en önemli ayağının eksik kalacağını söyledi. Kaleli, "Tüm farklılıkları yaşatmak istiyorsak süreçte rol almalıyız" dedi. Sorunun özgürlükçü demokrasi sorunu olduğunu belirten Kaleli, herkesin çözüm perspektifi geliştirmek gibi bir sorumluluğu olduğunu söyledi. Kaleli, "Sorumluluklarımızı yerine getirmezsek demokrasiyi ve barışı yaşayamayız" dedi.
Söz alan KA.DER Genel Başkanı Gönül Karahanoğlu ise "Sürecin çok zor, uzun ve engellemelerle dolu olduğunu biliyoruz ama buna rağmen biz kadınlar olarak bu engellemelere karşı mücadele edeceğimizi düşünüyoruz" dedi.

Göç kadınları yalnızlaştırdı

Ardından "Savaş Nasıl Yaşandı, Barış Nasıl Kurulur?" adlı ikinci oturum gerçekleştirildi. Konferansın ikinci oturumunda, BİKG üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman, Ayşe Gökkan ve Nimet Tanrıkulu temas ve gözlemlerinde edindikleri izlenimleri anlattı.
Oturumda ilk söz alan girişim üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman, BİKG'te hangi amaçla çalışmalar yürüttüğünü kendi yaşadıkları deneyimlerinden yola çıkarak anlattı. Sirman, BİKG içerisinde yer aldıkları zaman faillerin takibini gerektiğini düşündüklerini belirterek, "Kadınların bir hakikati vardı. Kadınların maruz kaldığı taciz ve tecavüzlerin ayrı ele alınması gerektiğini düşündük ve batının hakikatinin ne olduğunu araştırmaya çalıştık" dedi. Sirman devam eden demokratik diyalog ve müzakere sürecine de değinerek BM'nin Güvenlik Konseyi "Kadınlar, Barış ve Güvenlik" kararını anlattı.
BM'nin 1325 sayılı kararında herhangi bir barış müzakeresi söz konusu olduğunda muhakkak kadınların da müzakerenin içerisinde olması gerektiğine işaret ettiğini belirten Sirman, "Bu karar, barışın sadece 'analar ağlamasın' bağlamında yapılmaması gerektiğini söyler. Bizim yaşadığımız şeyin 'terör' olmayıp, bir çatışma ya da hak arama olarak görür. Dolayısıyla bizim de bunları yaymak zorunluluğumuz var ve bu iş kadınlara düşüyor" diye konuştu.

Hakikat arayışı başlamalı
Herkesin savaşı başka türlü yaşadığına dikkat çeken  Nimet Tanrıkulu ise kendi deneyiminden şunları aktardı: "Şunun farkındayız ki savaştan en çok kadınlar ve kız çocukları etkilendi. Annem 'Kürt ve Alevi olduğunu söylemeyeceksin' dedi. Dêrsim'den batıya göçmüştük. Batı'da tüm zorlukları yaşadık. Benim için Kürtlük sorgularda ve işkencelerde yaşandı. Biz kadınlar, 90'lardan sonra Kürdistan'da savaşın gerçek yüzüyle karşılaştık" dedi.
Tanrıkulu, "çözüm süreci" için yaptıkları temas ve gözlemlere de değinerek, "Çanakkale, İzmir'e gittik. Çanakkale'de bir kadın eşinin görevi nedeniyle Kürdistan'a gittiğini ve eşiyle telefonla konuştuğunda sürekli uçak sesleri duyduğunu ancak, 'çözüm süreci başladığından beri o sesleri duymadım' dedi. Bu örnek, batının hakikatini ortaya koyuyor. Lice'ye gittik, gördük ki oradakiler hala bugünü geniş zamanlı konuşuyorlar. Dêrsim'de 38'in izleri hala var. Karakol ve kalekollar kadınlar için taciz ve tecavüz ve halklar için soykırım demek. Döndüğümüzde tarihle yüzleşmek için bir hakikat arayışının başlaması gerektiğini tespit ettik" şeklinde konuştu.

Kürt kadınlar savaş yaşanırken hakikatleri ortaya çıkardı

DÖKH üyesi Ayşe Gökkan ise, yaşanan 30 yıllık savaşa dikkat çekerek, Kürdistan'da yaşanan red ve inkar politikaları nedeniyle kadınların dağlara aktığını söyledi. Kürt kadınların 30 yıllık mücadele deneyimlerini anlatan Gökkan, "Normalde hakikatler savaş sonrası ortaya çıkar, ancak Kürt kadınları hakikatleri savaş yaşanırken ortaya çıkardı. 1990'lı yıllarda kadınlar devletin kadına yönelik baskılarına karşı mahkemelere başvurarak, açlık grevlerine girerek, yürüyüşler yaparak çok örgütlü bir duruş sergilediler" diye belirtti. Gökkan, Rojava’da kadın mücadele deneyimini de anlattı.
Konferans, “Toplumsallaşma için öneri” konulu altı atölye çalışmasıyla basına kapalı olarak devam etti. Konferansın sonuçlarına ilişkin önümüzdeki günlerde açıklama yapılması bekleniyor.

DİHA/İSTANBUL