İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’in, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun davetlisi olarak, 14-17 Ekim arasında Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdi.
Carl Bildt’in Türkiye ziyaretinin gerçekleştiği tarihten kısa süre önce olan önemli olayları noktalar halinde hatırlayalım: Kısa süre önce, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pilay Suriye’de öldürülen binlerce sivil insanın yaşamı ve insan hakları ihlaleriyle ilgili endişelerini dile getiriyor, uluslararası topluluğun ortak bir şekilde Suriye halkını koruyacak önlemlere girişmesi gerektiğini söylüyordu. BM’de Avrupa’nın öncülük ettiği, protestoculara yönelik baskılar sona ermediği taktirde Suriye’ye karşı önlemlere başvurulması girişimi, Çin ve Rusya tarafından veto edilmişti. Arap Birliği Dışişleri Bakanları Suriye konusunda Mısır’ın başkenti Kahire’de olağanüstü toplantısında, Suriyeli muhaliflerle diyaloga girilmesi ve şiddet olaylarının sona erdirilmesi için Suriye’ye süre tanıyordu. Türkiye’nin desteğiyle, İstanbul’da 15 Eylül’de tüm muhalif hareketleri bir çatı altında toplandığını ifade eden ‘Suriye Ulusal Konseyi’ ilan edilmişti. Bildt, bu önemli süreçte, Türkiye’yi ziyaret ediyordu. Konuyu, başta AB Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanıyla görüşmeler yapması planlanmıştı.
Hatay üzerindeki Suriye hayalleri, Öcalan’ın Şam’da oluşu ve ülkelerin bölgedeki çıkar çatışması gibi konular çoğu defa Suriye ve Türkiye’nin karşılıklı olarak, ülkedeki muhalif gruplara sınırlı da olsa hareket alanı bıraktıkları biliniyor. Fakat Afrika’nın kuzeyinde başlayan ve totaliter rejimlere karşı başgösteren başkaldırımıların başlamasıyla birlikte, Suriye muhalefetine Türkiye’den verilen destek açık yapılmaya başlandı. 2011 yılında, muhalif güçlerin, ‘Ulusal Konsey’in ilanına kadar olan süreçte yapılan önemli konferans ve toplantıların çoğuna (ikisi hariç) Türkiye ev sahipliği yapmıştır. Türkiye, Ortadoğu ve Afrika’da ‘Adelet ve Kalkınma’ ayağı ile ‘Liberal İslam’ için rol üstleniyordu.

Carl Bildt ziyareti


Bildt, 16 Ekim 2011’deki yorumunda ‘Ankara’ya Suriye konusu için’ gideceğini vurguluyor. Türkiye ile yapılacak görüşmelerde, AB’nin Türkiye ile Suriye konusunda ortak politika belirleme konusunu görüşeceğini belirtiyordu. “Oradaki gelişmeleri etkilemeden önce, AB ve Türkiye’nin ortak politika belirlemesi önemli” diyor, “Görüşmelerimizin sürdüğü anlarda, Arap Birliği Dışişleri Bakanları Kahire’de, Suriye’de giderek bozulan durumunu masaya yatıracak” şeklinde ekleme yapıyordu.
Carl Bildt’in gezisinde, eşi, Avrupa Parlamentosu milletvekili Anna Maria Corazza da eşlik etti. Bodrum’daki önemli toplantıya İngitere Parlamentosu Milletvekili David Milibrand ve AB’nin önemli isimlerinden katılımlar oldu. Ancak yuvarlak masadan çok, Bildt’in bloguna bakıldığında, kendisi daha çok, önceden planlanan, Bodrum’da AB Bakanı Egemen Bağış ile yapacağı görüşmeye konsantre olmuş gibi gözüküyor. Bu görüşmede, AB üyelik konusunda görüşmeler yapılmış ve Suriye konusu da gündeme geldiğini, yazıdığı notlar arasından anlamak mümkün.
Bildt, Bodrum’dan ayrılır ayrılmaz, Bağış ile yaptığı görüşmenin ve gündemindeki ana maddenin etkisinde kalmış olacak ki, Ortadoğu’daki gelişmelere tekrar vurgu yapıyor. Kendi sonunu hazırlayan Suriye rejiminin geleceği, bölge için önemli dedikten sonra “Burada Türkiye’nın rolü önemli. Yarın konuyu Ankara’da Davutoğlu’ya bu konuyu görüşeceğim” diye ifade ediyor.
Carl Bildt ve Davutoğlu görüşmesi ardından yapılan basın toplantısında Suriye konusu gündeme gelmedi ya da getirilmedi. Toplantı, AB üyeliği, Komisyon Raporu ve vizenin kaldırılma sorunlarının gölgesinde kaldı. Ancak, tecrubeli diplomat olan Bildt, Türkiye’nin AB için önemini öne çıkarttı ve “AB’nin dünyada iki önemli stratejik ortağı var, birisi Birleşik Devletler diğeri ise Türkiye’dir. ABD, AB aday ülke değildir ve Avrupa ülkesi değildir. Ancak Türkiye Avrupa ülkesi”, sözleriyle bazı yerlere mesajını iletmeyi ihmal etmedi.

Kürtlerin durumu ve AB’nin yaklaşımı


Kürtlerin, Kürdistan’ın batısında, kendi toprakları üzerinde, kendi kimlik, dil ve kültürüyle, özerk yaşama istemi olduğu ve bununla birlikte istemlerin yumuşatılması ve diyaloga verilen önemin öne çıkma doğrultusunda olduğu biliniyor. Olayların Suriye’de başlamasıyla birlikte, Kürtlerin haklarının garanti altına alınması ve olabilecek hayati tehlikelerden korunması için, BM’de dahil olmak üzere, AB’nin yönetimine, insan hakları örgütü Kurdocide Watch-CHAK tarafından yapılan başvuruya, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Baroso’nun Diplomasiden Sorumlu Danışmanı Paolo Vizeu Pinheiro tarafından örgütün merkezine cevap verildi. Pinheiro, Avrupa Komisyon Başkanlığı’nın görüşlerini şöyle formüle etti:
“Mektubunuzda da değinildiği gibi, Suriye’deki Kürt azınlığının durumu oldukça sorunlu. Özellikle Kürtlerin resmi olarak devlet tarafından tanınmaması büyük sorunlardan biri. Bilindiği üzere 7 Nisan’da Cumhurbaşkanı Esad, Hasaka Eyaletini sınırlarındaki Kürtlerin vatandaşlık haklarının verilmesini kapsayan bir kararname imzaladı. Bu kararnamenin tüm Kürtleri kapsamadığı biliniyor, ancak pratikte ne gibi değişikleri getireceğini de beklemek ve görmek gerekir. AB, Suriye’de, Kürtlerin de katıldığı kitlesel gösterileri yakından takip etmekte, gözlemektedir. Bizler, Suriye rejiminin, barışçıl gösterilere karşı askeri güçlerle şiddet kullanılmasını, insanların ölmesi, sakat bırakılması, tutuklanması ve olayların tırmandırılması konusunda oldukça endişeliyiz. Suriye’nin bu tutumu kabul edilemez. AB yanıt olarak, silah, şiddet kullanım araçları, seyahat etme yasağı ve mal ve ekonomik varlıklarına ambargo koyma kararı aldı. Ambargo listesine dahil olanlar arasında cumhurbaşkanının yakınları, akrabaları ve destek verenler var. AB, gelişmeler ışığında bu ambargoyu genişletme ve Suriye’de rejiminden sorumlu insanları da dahil etmede kararlıdır. Bizler, halkın istekleri doğrultusunda, Suriye’deki politikaların değişmesi için destek sunmaya devam edeceğiz. Suriye de barışçıl amaçlı gösterilerin yapılmasına saygı gösterilmelidir. Kürtler de dahil olmak üzere, tüm vatandaşların insan haklarına ve temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilmeli ve bu haklar garanti altına alınmalıdır. (http://www.kurdocidewatch.net )
Bu olumlu gelişmeleri, Türkiye’de yapılan Suriye Muhalefet toplantılarında Kürtlerin de bulunması ve yurtdışında da benzer şekilde olması sevindirici idi. Kürtlerin bu süreçte bulunması, Türkiye’deki Kürt Sorununa barışçıl bir çözüm yolu bulma umudunu da güçlendirmekteydi. Ne var ki, geçtiğimiz günlerde haber merkezlerine, Kürdistan’ın batısından, PYD hareketinin aktardığı bir açıklama ile, Türkiye’nin Kürtleri dıştalamak için Suriye Ulusal Konseyi ile anlaştığı haberine, Maşel Temo’nun şehit edilmesi haberi de eklenince, Türkiye’nin Kürtlerin haklarını dikkate almadan yapabileceği bir mudahele bölgede büyük karışlıklara yol açacağı konusundaki analizler, barış ve özgürlük adına yapılan yapıcı yorumların yerini almaya başladı.
İşte Dışişleri Bakanı Carl Bildt’in Türkiye ziyareti, olayların geliştiği böylesi bir ortamda, AB Komisyonu’nun Türkiye ile ilgili raporunun yayınladığı, raporla, halk oylarıyla seçilen kişilerin tutuklandığı, düşünce özgürlüğü ve polis ve askeri güçlerinin şiddet tavırlarının eleştirildiği zamana, İsveç ve Türkiye arasında büyüyen ticari hacmin yükseldiği bir döneme rast geliyordu.


Suriye konusunu gündeme getirmedi


Bildt’in blogunda, Türkiye’den ayrıldıktan sonra, tıpkı Dışişleri Bakanları’nın yaptığı ortak basın toplanatısında, Suriye konusuna değinilmiyor. Kıbrıs krizine yardımcı olunması isteniyordu. Fakat daha sonra Carl Bildt’in blogunda, ‘Ankara’ya Suriye için gittim’ diyordu.
Bu ilgimi çeken çok ilginç bir yan idi. İkinci ilgi çekici yan ise, Bildt’in yorumunda, “Kürt Sorunu Türkiye’nin belki de en önemli sorunu’ olduğunu belirtmesi idi. ‘Bunu ancak yine Türkiye çözebilir” diyor. Bildt’in bu ikinci ilgi çekici yönü, cesaretli bir açıklama olarak algılandı. Çünkü Bildt, Kürt sorunuyla ilgili olarak verdiği cevaplar, genelde çekingen, diplomatik dil ile konunun adlandırılmayıp üzerinden atlatılan bir üslup kullanması vardı. Bu sefer daha açık ve biraz daha cesaretli idi. Türkiye’deki en önemli ve çözülmesi beklenen sorununa parmak basıyordu.
Bildt, değişik pazarlardaki elde ettiği kazançları nedeniyle çok eleştirilen ve suçlanan, ancak kriz bölgelerindeki sorunlara çözüm bulma konusunda tecrübeli bir diplomat, ABD ve AB çevrelerinde çevresi olan ve saygıyla karşılanan biri olarak tanınıyor. Türkiye’deki görüşmelerde Suriye ile ilgili olarak hangi noktaları görüştüğünü başlıklar altında olsa kendisinin açıklamaları çerçevesinde biliniyor. Ancak hangi konuda, nasıl ve nereye kadar anlaşmaya gidildiğı konusu ise, gizliliğini koruyor. Biz, insan haklarıyla ilgilenenler için, önemli olan ve vurgulanması gereken bir yön şu: Kürdistan’ın kuzeyi Türkiye tarafından idare edildiği ve bunun AB tarafından desteklendiği sürece, Türkiye’nin AB üyeliğinin tartışıldığı her platformda, Kürt Sorunu sadece Türkiye’nin sorunu olmadığı açık. Ayrıca, Avrupa’da yaşayan yüzbinlerce Kürt kökenli AB vatandaşı ve Kuzey Kürdistan sınırıyla, Kürtlerin Avrupa’nın doğal bir halkı, Kürdistan’ın bir Avrupa bölgesi ve Kürt sorununun AB çerçevesinde Türkiye sorunu olduğu gerçeği ile yüzleşme ve bunu kabul etme zamanı gelmiştir. Bunun, Bildt tarafından da bilinmesinde yarar var. Bu anlamda, gerek AB gerekse, ABD ve BM’in, barış ve demokrasi için bölgede atılacak her adımda, Kürtleri de, Irak’ta, İran’da, Suriye’de ve Türkiye’de sürece katarak adım atma daha anlamlı ve tutarlı bir siyaset olacaktır. Böyle bir tavır bölgedeki barışın kalıcı olmasına hizmet edecektir. Gizli yapılan görüşme ve anlaşmalarla Kürt halkına karşı insanlık suçu işlenmesi süreci geride bırakılmalı, son bulmalıdır.

PYD’nin iddiası ve Kürtlerin dışlanması

Kürt halkı Kürdistan’ın batısında özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi veriyor. Bütün bunlar olurken Türkiye ile Suriye muhaliflerinin, Türk devletinin dayatması ile bu ülkede yaşayan Kürtlere her hangi bir hakkın verilmemesi konusunda anlaştıkları yönündeki PYD’nin açıklaması, Kürt basınında yer aldı. Türkiye ile varılan anlaşmanın, insan haklarına aykırı olduğu ve bölgedeki barışa hizmet etmeyeceği açık. PYD’nin bu iddiası henüz karşı tarafca tekzip edilmemiştir. Tekzip edilmediği sürece, insan hakları örgütü olarak, çıkabilecek çatışmalar öncesinde, bu konuda duyarlı olmak ve kamuoyunu uyarmak önemli.
Carl Bildt’in ziyareti ile birlikte, İsveç Parlamentosu’nda, Ortadoğu ve Kürt sorunu konusunda yetkin olan Sol Parti, Sosyal Demokrat Partisi, Çevre Partisi ve Halk Partisi temsilcilerine, Kürtleri dıştalayan ve PYD tarafından kamuoyuna duyrulan haber metni değişik dillerde sunulmuştur. Ayrıca, İsveç Dışişleri Bakanlığı nezninde başvuru yapılarak, Bildt’in Türkiye’deki hangi muhalif partileriyle görüştüğü soruldu. Bu soruya ek olarak, önümüzdeki günlerde Bildt’ten Suriye ilgili olarak Kürtlerin haklarını koruması ve son gelişmelerle ilgili bilgiler sorulacak, sunulacaktır. İnsan hakları örgütü olarak görevimiz, insan haklarını sadece gözetlemek değil, bunun adil olarak da uygulanmasının sağlanılması için adımların atılmasıdır.

‘Türkiye ikiyüzlü’

İsveç Dişişleri Bakanı Carl Bildt’in akıllarda soru işaretleri bırakan ziyareti, PYD’nin iddiaları ve Suriye’nin geleceği konusunu, İsveç Çevre Partisi Milletvekili Jabar Amin ve İsveç Sosyal Demokrat Partisi Ortadoğu ve Kürt Sorunu konusunda uzman politikacı Claes Nordmark’a da sorduk.
Suriye’de, rejimin düşmesinin en büyük dileği olduğunu söyleyen Jabar Amin, “En iyi yol, halkın muhalefeti ile iktidarın düşürülmesi ve suçluların mahkeme önüne çıkartılmasıdır. Türkiye’ye gelince; Türkiye ikiyüzlü bir rol oynamakta. Bir yandan, Kürdistan’ın kuzeyinde en küçük demokratik açılımın, özgürlüklerin genişletilmesinin önünü kapatıyor, diğer yandan Suriye’de demokrasi ve insan haklarını koruma sloganlarıyla öne çıkıyor. Türkiye’nin, Kürt çıkarlarına ve Kürtlerin demokratik ve insan hakları istemlerine karşı çıkması yeni değildir. Gizli ya da kulislerin arka taraflarında sürekli olarak Suriye, Irak ve İran’la, Kürtlerin özgürlük istemlerini bastırmak için anlaşmıştır. Onun için, şimdi de Suriye’deki Arap muhalifleriyle böyle bir anlaşma yapması fazla şaşırtıcı değil” şeklinde düşüncelerini belirtiyor.
Milletvekili Jamin, Dışişlerı Bakanı Bildt’in uluslararası hukukun savunulması konusunda da fazla önplana çıkan bir isim olmadığını belirtti. Amin devamla şunları söylüyor: “Kürtlerin demokratık ve ulusal haklarını da çok dar bir çerçevede savunan birisi. Bildt’in, bir burjuva kökenli politikacı olarak siyasetini ve tavrını belirleyen noktalar, ekonomik çıkarlar ve batı dünyasının jeopolitik çıkarlarıdır. Bildt’in ülkede sahip çıkacağı, savunacağı noktalar, insan haklarından çok, ABD, İsrail ve AB’nin tutumuna paralelik gösteren noktalar olacak. Bildt’ten Kürt sorununu çözme ile ilgili olarak pek fazla bir beklentim yok. Beklentisi yüksek olanlar hayal kırıklığına uğracakları zamanın yakın olduğunu sanıyorum.”

‘Kürtler baskı altına almamalı’


Türkiye’nin bölgede ve kendi topraklarında demokrasinin gelişmesine katkı sunmasını isteyen Claes Nordmark da şunları ifade ediyor: “Türkiye, AB’ye üye olmaya aday bir ülke olması nedeniyle, sorumluluğu daha da büyük. Bu şu anlama gelmektedir, Türkiye kendi içerisinde gerçek demokrasiyi yakalamak ve Kopenhag Kriterleri’ne uyum için reformlar gerçekleştirmelidir. Ülkedeki vatandaşları aynı haklara sahip olmalı ve demokratik sürece katkı yapanlar dışarda bırakılmamalıdır, örneğin herhangi bir belediyede Türkçe dışındaki dilerle de hizmetin yolu kapatılmamalıdır. Türkiye’nin bölgede gelecekteki rolü, kesinlikle başka ülkelerdeki Kürtleri baskı altına alma olmamalıdır. Bu bölgedeki demokrasinin gelişmesine engel olmaktan başka bir işe yaramayacaktır.”
Nordmark, Suriye’nin geleceği ile ilgili olarak oynanacak rolü süratle yerine getirmesi için de Türkiye’nin bu ülkede demokrasinin gelişmesine katkı sunması gerektiğini belirtti.
“Bu aynı zamanda, ülkedeki değişik grupların aynı demokratik haklara, bu arada kimliksiz ve vatandaşlıktan mahrum bırakılan yüzbinlerce Kürt’ün de aynı haklara kavuşması anlamına gelebilmelidir” yorumunda bulunan Claes Nordmark, Carl Bildt’in ise bilgili ancak Kürt sorunu konusunda eksiklikleri olduğunu söylüyor. Nordmark, devamla, Bildt’in ziyaretinde Kürtlerin haklarının ele alındığını sanmadığını belirtti.


GABAR ÇÎYAN - STOCKHOLM