Erkek aklının ürettiği bu düşünce onlarca halkı, yüzlerce dili ve kültürü yok etmiştir. 19. ve 20. yüzyılların bu denli kanlı olmasının sebebi bu düşüncedir. Ekonominin döl yatağında şekillenen bu argümanlar, bu gün Ortadoğu ve azgelişmiş ülkelerde çağın argümanı olan ‘demokrasi ve insan hakları’ adıyla vücut bulmuştur. İnsanlığı tüketen bu savaşlarda en çok kadınlar zarar görmüş, savaşlarla dolu geçen her yıl kadınların pazarlanmasını da arttırmıştır. Şimdilerde de savaşın hüküm sürdüğü coğrafyalarda kadınlar erkek eli ve aklıyla satılmakta, bedeni, emeği, ruhu sömürülmektedir. Bu gün dünyanın ‘ileri uygarlıklar’ı olarak tabir edilen ülkelerde de kadın en altaki olma pozisyonundan kurtulmamıştır. Kadın her sınıfın, her ulusun ve her toplumun en ‘altakiler’idir. İster Avrupalı, ister Ortadoğulu, isterse Amerikalı olsun; her sisteme göre sömürünün niteliği ve biçimi değişse de özü değişmemektedir.
Dolayısıyla bir kadın için en uzak olgulardan biri ırkçılıktır. Irkçılık kadına, insanlığa, demokrasiye terstir, düşmandır.
Hal böyleyken bir kadın ağzından, hele hele akademisyen, yazar, bulunduğu partinin kadın kollarında yer alan bir kadının ırkçı söylemleri asla kabul edilemez. CHP İzmir milletvekili Birgül Ayman Güler; “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz" diyerek çokca savunduğu Türk kadınlarına büyük bir darbe vurmuştur. Bu düşünceleri taşıyan bir kadının, kadın hakları gibi bir derdi olamaz. Siyaseti demokratikleştirme, demokratik toplum oluşturma gibi bir amaç taşıyamaz. Eşitlik ve insan hakları; toplumların dil, kültür hakkı gibi algısı da olamaz. Olsa olsa medeni dünyanı eril ve tekçi zihniyeti, yaşam kültürü ve algısı olur ki, bunun kadın bedeni içinde ki erkek aklı olduğu söylemekte yanlış olmaz…
Ancak bu düşünceler zaten üniversitelerde öğretilmiyor mu? Üniversiteler devlet egemenliğini sürdürmeye yarayan, devletin bekasını koruyacak nesiller yetiştirmekle görevli artık. Aksi halde aydın, akademisyen olgusu bu denli yerlerde sürüklenmezdi. Burada söz konusu kişi Birgül Ayman Güler değil sadece, yüzlerce akademisyen ve aydın geçinenin daha farklı olduğunu düşünmüyorum. Aksi halde kırk yıla yakındır süren bu savaş şimdiye kadar çoktan bitmiş olacaktı.
Bilgelik ve erdemlilik; yaşamışlıklardan süzülen, insan özünü içine katmış; kendisi için istediğini başkaları için de istemeyi bilmektir. Türkiye toplumu içerisinde bu tarife uyan şimdiye kadar gördüğüm Kürt analarıdır. Çocuklarının parçalanmış cesetleri başında, gözleri yaşlı, yürekleri acı dolu halde ‘barış’ isteyen Kürt analarıdır... Onlar kendi acılarını başka anaların yaşamasını istemiyecek kadar erdemli ve yüce kadınlardır. Belki çoğu ilk okulu bile okumamıştır, ama onlar bilgeliği yaşamın gerçekliğinden almıştır. Daha kaç gün önce bir ana çocuğunun parçalanmış cesedine, organlarının alınmışlığına tanık oldu. Son bir aydır Kürt anaları onlarca evladını toprağa gömdü. En son Paris’te katledilen üç Kürt devrimci kadını karşılayan milyonlar bütün acılarına rağmen savaş istemediler. Şimdi sormak lazım; bilgelik ne zaman Türkiye'ye hakim olacak? Üniversite kürsüleri ve alınan o ünvanlar nasıl bir toplumu hedefliyor? Kim toplumsal barışa karşıdır?
Bir tv programında katılımcılardan biri "halk barışa hazır, sorun aydınlarda" dediğinde tuhaf olmuştum. Evet; ulus-devlet ideolojisiyle mayalanmış aydın etiketliler maalesef şu an için de en büyük engellerden biri. Ve bu akademisyenlik niteliği değişmediği sürece Türkiye gerçek bir demokrasiye ulaşamıyacak. Çünkü bu gerçek sürekli ‘öteki’ üreten bir kafa demektir ki yaşamın her alanında öteki olan kadını ise asla kurtaramaz.
Bilgelik ve erdemlilik
Şaşırmadım aslında Birgül Ayman Güler'in meclisteki konuşmasına. Kendini ve mensubu olduğu partiyi; BDP hariç meclisteki düşünce silsilesini olduğu gibi ifade etti ve meclis arenasının türibinlerinden alkış topladı. Türkiye meclisinde 'kim daha milliyetçi' yarışının en iyi örneklerinden bir sunumdu. Ancak bu söylemin bir kadına ait olması, Türkiye demokrasinin ne denli zorlu bir mücadele gerektirdiğinin göstergesi oluyor aynı zamanda. Çünkü milliyetçilik ve ırkçılık en çok kadınları vurmaktadır. Milliyetçilik ve ırkçılık erkek aklının üretimidir ve bin yıllardır kadınlara, halklara, azınlık olarak tabir edilen bütün kesimlere kan kusturmuştur ve bu halen devam etmektedir.