Her gün karşılaştığımız ve kullanılan kavramlardır bilgi ve bilim. Mitoloji, din, felsefenin konularını kapsayan bu kavramlar, çok fazla anlam ve yoruma tabi tutulmuş, her toplum kültürel, sosyal ideolojik anlamlar yükleyerek bu kavramları kullanmışlardır. Günümüzde bu kavramların önemi daha da artmış gibi görünüyor. Bilgili bireyler, bilinçli ve akıllı insanlar, bilimsel tespit, yorum ve izahlar her zaman kullanılan ve gündemlere damgasını vuran insani malzemelerimizdir. Bu kavramların içeriği, yüklenilen anlamlar ve yaşam karşılıkları çok fazla şüpheli görünmektedir. Toplumun her kesimine yani kadınlara, çocuklara, büyüklere hitap etmeyen, tüm toplumu kapsamayan kavramlar durumuna gelmişlerdir. Daha doğrusu yaşam ve toplumu kapsamayan kavramlar durumuna gelmiştir. Kadın bakış açısı ve güncel gözlemlerle biraz değerlendirmek, bazı kuşku ve şüpheleri açmak gerektiği kanısındayım.
Bilginin rengi, ağırlığı, ölçüsü, kokusu, ilerici ve gerici yanı toplumsal kabullenişle belli olabilmektedir. Bilgi ve düşünce kalıpları toplumun tüm yaşam alanlarına; yani etik-estetiğine, ekolojik bakış açısına, tarihi bağlarına, sağlıklı düşünme tarzına ve sağlıklı yaşamasına, sosyal varlığına, öz gücü ve iç dinamiklerine hitap ediyorsa, bu bilgi tarzı ve bilinçlenme yöntemi yararlı olabilmektedir. Fakat toplumsal kategorilerin, sınıflaşmanın, ezen ezilenin olduğu bir toplumsal yapıda bu kavramların kullanılması ve özellikle kadının statüsünün en görmezden gelindiği toplumsal yapılarda edinilen bilgi, sadece insan hakikatini, toplumsal bağları ve özgürlükçü yaşam arayışını engelleyebilir. Bu aşamaya da bilgili olma, bilinçli yaklaşma aşaması denilemez. Cehalet, faydacılık, çıkarcılık, bireycilik, cinsiyetçilik ve her türlü sahte bilgi kalıpları üretilmeye başlar. Günümüzün iktidarcı zihniyet tarzı toplum ve bilgi arasında açılan bu çatlakta gelişip dallı budaklı hale gelmiş gibi görünüyor.
Bireyin ulaştığı kanaatler, inanç biçimi, algısı, toplumsal ve doğasal bağları bilgiyi pekiştirip ona yön verirken, aynı zamanda varlık olarak ahlaki ve politik kimliğe kavuşturur. Çünkü bilgilenme ve bilince dönüşen bilginin temel verilere ulaşması, deneyimlenmesi, farklı aşamalara geçebilmesi için yine bireyin yaşamının akışkan, düşünsel üretime dayalı dolu olması gerekir. Ama görülen o ki bilgiden, bilinçten, kendisi olmaktan, öz gücünü harekete geçiren bireyden çok ciddi bir korku ve kaygı duyuluyor. Korku ve kaygının olduğu yerlerde ya da bu zihniyet sahiplerinin olduğu yerde bilgili, bilinçli insanları ezme, sömürme, soykırımdan geçirme, kimliksizleştirme, kendisine benzetme, bazı kavram ve kuramlarla fetişizme kadar ileri gitme günümüzün hastalıklı bilgi biçimleri olmaktadır. Bu konuda en fazla algı operasyonları ve sahte bilgi biçimleri kadınlar üzerinde uygulanmakta, yaşam yönü değiştirilmek istenmektedir. Aslında bunu bilgisizlik ve ahlaki değerlerden kopma olarak yorumlamak daha yerinde olacaktır.
Bilgiye ulaşmanın yolu yaşam deneyimlerimizdir. Bu deneyimi yaşamın başlangıcından bu yana geliştiren, yol ve yöntemlerinde zenginlik yaratan ve şimdiye kadar kendi hakikati yolunda sapmadan arayışına devam eden kadın gerçeği ve düşünce tarzı mevcut bilgi yapılarının dışında kalmaktadır. Ki zaten günümüzün bilimsel, sosyolojik, kültürel, siyasal olguları kadın gerçeğini sadece nesnel açıdan ele aldığından fiziki olarak sistematik iletişim içerisindedir. Kadın doğası, kadın düşünce tarzı, kadının bilgilenme ve bilince dönüştürme süreçleri, bilginin deneyimlenip bilimsel sonuçlara ulaşma yöntemleri mevcut zihniyet kalıpları açısından yetersiz eksik ya da korkulu ve şüpheli olarak görülmektedir. Kadından çalınan bilgi hem kendisine karşı kullanılmakta hem de bilgisiz kadın diye yaratılan suni tabirlerle zayıf bırakılmaktadır.
Halk inancında şöyle bir deyim var; deniliyor ki “ji derdê nezana xweda derket ezmana”. Şimdi biz kadınlar, öncülüğünü yaptığımız toplumumuz adına yaşanan cehalete dur demenin görevlerini üstlenmek zorundayız. Toplumsal inşa olan ve cehaletin sonucu olarak göklere çıkarılan iktidarcılığı, milliyetçiliği, dinciliği ve tüm bunların yanı sıra cinsiyetçilik silahı ile yere batırılan kadın kimliğini açığa çıkarmak zorundayız. Yanlış bilgi toplumu en fazla etkileyen ve yozlaştıran silah durumuna gelmiştir. Toplumsal algıya müdahale edilmekte, bireyin yön bulmasında, kadının aidiyet duygusu ve düşünce tarzına müdahale edilmektedir. Bu müdahale tarzına algı operasyonlarına dur demek zorundayız. Bu nedenle devrimci görevler bizi beklemektedir. Entelektüel görevlerimiz, ahlaki görevlerimiz, politik görevlerimizle bilgiyi bilince, bilinci bilime dönüştürecek durumdayız. Bu devrimci duruşun, ahlaki-politik toplum idealinin, kendin olmayı (xwebûn) gerçekleştirmenin adı olarak jineolojiyi geliştirmek durumundayız. Bunun için, iddia, azim, yürekli olmak gerek ama bunlar hangi kadında yok ki? Binyılların egemen zihniyetini, baskı ve zulmünü yaşayan kadınlar olarak bilgilenmeyi, iyi-doğru-güzel yaşam hakkımızı, adaletimizi kimseden isteyemeyiz. Çünkü “Devrimler ve devrimciler ölmez, sadece miraslarına sahip çıkılarak yaşanılabileceğini kanıtlar. Ortadoğu kültürü fikri-zikri-eylemi bütünleştirmenin kültürüdür ve bu yönden çok zengindir” diyor Demokratik Ulus Önderi Rêber Abdullah Öcalan.
Her günümüzü bilgiyle yoğurup bilince dönüştürmeden bilimsel jineolojik düşünemezsek ya katlediliriz, ya kimliksiz bırakılırız ya da sokak ortalarında dövülür sövülür katlediliriz. Buna dur demenin adı olan Jineoloji ile kadın doğasına yaklaşımımız, epistemolojik dil ve kullanılan terimler daha net bir şekilde devrimi ifade edebilmelidir.