- Bilinçli bir özne için tarih, tozlu raflarda kalan bir kronoloji değil, bugünü inşa ve yarını tayin eden canlı bir organizmadır. Bilgi, toplumsal süzgeçten geçip "anlam" kazandığında bilince dönüşür.
MEHMET AYHAN
İnsanlık tarihi, bilginin pasif biriktirilmesi ile bu bilginin aktif bir yaşama dönüştürülmesi arasındaki o uçurum kadar derin boşluğun hikayesidir. İnsan, varoluşunu anlamlandırma çabası içinde sürekli "bilgi" üretir. Her bilgi, kendi başına bağımsız bir varlık değil, ancak belirli bir bilinç süzgecinden geçtiğinde toplumsal ve tarihsel bir gerçekliğe dönüşür. Bugün modern insanın en büyük trajedisi, devasa bir veri havuzunun, dijitalleşmiş bir kütüphanenin içinde boğulurken, bu veriyi "anlam"a dönüştürecek diyalektik derinlikten yoksun kalmasıdır.
Bilgi statiktir; dünün tortusudur, biriken bir cevherdir, ancak kendi başına parlamaz. Bilinç ise dinamiktir; bugünü inşa eden ve yarını tayin eden bir iradedir. Bilgi "ne" sorusuna cevap verirken, bilinç "neden" ve "nasıl" sorularının peşinden gider. Çoğu okur için tarih, tozlu raflarda kalan bir kronolojidir; oysa bilinçli bir özne için tarih, bugünü inşa eden ve yarını tayin eden canlı bir organizmadır. Bilgi, ancak toplumsal süzgeçten geçip "anlam" kazandığında bilince dönüşür. Eğer bilgi sadece zihinsel bir depolama alanı olarak kalıyorsa o kişi tarihin içinde değil, tarihin önünde seyreden pasif bir izleyicidir.
Rêber Apo'nun arkeolojik kazısı
Bu farkın en somut örneğini Mezopotamya mitolojisinin deşifresinde görebiliriz. Çoğumuz Gılgamış Destanı’nı veya İnanna-Enki ilişkilerini estetik birer anlatı, egzotik masallar ya da edebi sanatlardan ibaret olarak tüketiriz. Bu bakış açısı, "bilgi" düzeyindedir, çünkü metni kendi konfor alanımızdaki anlamlar üzerine inşa eder ve onu tarihin akışından kopararak dondururuz. Oysa Rêber Apo’nun bilgiyi ele alışı ve yaklaşımı, bilginin nasıl bilince dönüştüğünün ders niteliğinde bir örneğidir. İnanna-Enki kurgusu, aslında kadın-ana toplumundan ataerkil topluma geçişin görkemli bir şiir diliyle yansıttığı epik bir çatışmadır. Burada kadının henüz yenilmiş olmaktan uzak olduğu, ancak güçlü erkeğin askeri maiyeti ile toplum üzerinde hükümranlık kurmaya başladığı o kritik eşik görülür; yani uygar toplumun şafağıdır. Rêber Apo, bu noktada bilginin ötesine geçer: Gılgamış Destanı’ndaki kahramanlık çağını, her toplumda görülen ilk orijinal yapı olarak okur ve "ilk şehir-barbar (doğal toplum) çatışmasını" deşifre eder. Bu, sadece bir metin analizi değil, mülkiyetin, sınıfın ve baskının tarihsel kökenlerine yapılan bir arkeolojik kazıdır/bilgi arkeolojisidir.
Görünmez köprüyü kurar
Daha da derinleştiğimizde ise Enkidu karakteri üzerinden çarpıcı bir sosyolojik analizle karşılaşırız. Çoğumuz Enkidu’yu ilkellikten medeniyete uzanan romantik bir dost, doğadan kopuşun trajik kahramanı olarak yorumluyorduk. Rêber Apo ise onu toplumuna ilk ihanet eden bir iş birlikçi olarak konumlandırdı. Bu deşifre, bilginin nasıl toplumsal bir inşaya dönüştüğünün çok çarpıcı bir kanıtıdır. Enkidu’nun kadın yoluyla kazanılması, kadının bu süreçteki ilk ajanlık örneği olarak okunur; yani medeniyetin inşa sürecinde kadının araçsallaştırılmasının ve mülkiyet ilişkilerine dahil edilmesinin ilk izidir. Daha da ileriye gidildiğinde, içeriden kabilelerden koparılan insanların, daha elverişli zengin şehir yaşamı içinde, yönetimde memur, asker ya da çalışan köle olarak istihdam edilmesi süreci, bilincin nasıl bir sömürü mekanizmasına dönüştüğünü açıklar. Bilgi burada sadece "bir hikaye" değil, mülkiyetin, sınıfın ve devlet aygıtının tarihsel arkeolojisidir. Bu tarihsel sosyolojinin dile gelişini ve insan bilgisindeki sıçrama anını ifade eder. Rêber Apo, bilgiyi bu şekilde deşifre ederek onu toplumsal bir silah haline getirir. O, mitolojinin tozlu sayfalarından bugünün siyasi gerçekliğine uzanan o görünmez köprüyü kurar.
Devam edecek: Tarihsel süreklilik, özne ve toplumsal inşa