• Gidenlerin ardından yas tutarak köşesine çekilen bir gelenekten gelmiyoruz. Her anmayı, yeni bir direniş köprüsü yapan, hayatı halkın ortak aklıyla kuran diri bir iradeyiz.

A. DİREN POLAT

Şehitlerimiz ilan ediliyor. Toprağa düşen her can, bu halkın canından bir parçası, göz nuru ve geleceğin aydınlığına uzanan en diri filizidir. Yüreklerimizin tam ortasında harlanan bu yangın, köşelerimize çekilme ya da büyük hatırayı sadece sözlerin gölgesinde bırakmaya değil, gözlerimizi sonuna kadar açıp kendimize bakmaya çağırıyor. Acının ağır yükü altında ezilip gitmeden ve bizi oradan oraya savurmasına izin vermeden, içimizdeki sarsılmaz inancı ve direniş sözünü nasıl daha da büyüteceğiz?

Bu noktada Önder Apo'nun felsefesinin temelini oluşturan hakikat arayışçılığı yolumuzu aydınlatıyor. Bu hakikat, birilerinin "Kürtler böyle olmalı" tarzındaki yukarıdan aşağıya doğru bir toplum mühendisliği projesi değildir. Toplumsallığın, kendi doğal akışında saklı kılınan, iktidar odakları tarafından yüzyıllardır üzeri örtülmeye çalışılan ahlaki ve politik yaşamın ta kendisidir. İşte bu pencereden baktığımızda, şehitlerimiz karşısında edilgen bir duruş sergilemekten ve sistemin diline mahkum olmaktan kurtulur, onları anlamsız kılmaya çalışan tüm yaklaşımları düşünce dünyamızda bertaraf edebiliriz. Kendilerini hangi büyük özgürlük iddiası uğruna feda ettiğini anlama bilincine ulaşabiliriz. Bu duruşu, bizi kendi toplumsal özümüze döndüren sarsıcı bir hakikat aynasına dönüştürebiliriz.

Yüklediği tarihsel sorumluluk

Burada 'Şehadetlerin anlamını ve yüklediği tarihsel sorumluluğu nasıl yorumlayacak ve pratikleştireceğiz?' sorusu karşımızda duruyor. Şehadetlere yaklaşım, edilgen bir borçluluk duygusu ve vicdanı rahatlatmaya çalışan soyut bir hayıflanma hali olamaz. Gerçek sorumluluğumuz, gidenlerin canı pahasına bıraktığı ahlaki-politik toplum felsefesini yaşamımızda, kişiliklerimizde ve eylemlerimizde var edebilme kabiliyeti ve iradesidir. Bencil, teslimiyetçi, günübirlik ve hafızasız yaşam formlarını kendi kişiliklerimizde doğru sorgulayıp aşmaktır. Her bir can, her birimizin içindeki özgürlük arayışını ayağa kaldıran bir 'xwebûn' çağrısıdır. Bu esasta tarihsel sorumluluk; acıyı, bir zayıflık ve yılgınlık gerekçesi yapmayı reddederek, bulunduğumuz her sokakta, her mahallede, her köyde toplumsal komünleri, kadın özgürlükçü meclisleri ve öz savunma bilincini kendi ellerimizle, ortak irademizle örme ciddiyetidir. Şehadete ve onların anısına layık olmak, ancak sömürgeci sistemin zihniyet dünyasından zihnen ve ruhen tamamen koparak, özgür bir insan ve ahlaki-politik bir toplum olabilme cesaretini göstermekle mümkündür.

Egemeni taklit etmeden

Son zamanlarda yürütülen ve değerleri tartışma konusu yaparak anlamsız kılma çabaları, üst bir evreye geçmiş durumda. Tüm bunlarla mücadelenin, asla egemenin çürümüş yöntemlerini taklit ederek, şiddet dilini, milliyetçi ve tekçi histerisini kopyalayarak yürütülemeyeceğini görmek gerekiyor. En büyük ve en radikal mücadele, egemene benzemeyi kesin bir dille reddetmek ve onun zihniyet kalıplarını boşa çıkarmaktır. Bugün Kürt karşıtı çevrelerin ve sömürgeci aklın yürüttüğü özel savaş ile psikolojik manipülasyonların, şehadetleri Hareket'in tükenişi gibi sunarak toplumda bir inanç kırılması ve umutsuzluk dalgası yaratmayı amaçladığını net görüyoruz. Karşıtın bu sinsi hamlesini boşa çıkarmanın yolu, onun çizdiği kısır kavga sahasına girmek değildir; kendi toplumsal hakikatimizi, her zamankinden daha kararlı bir şekilde büyütmektir. İnsanı insana, toplumu topluma kenetleyen o vicdani ve ahlaki bütünselliktir.

Asıl özne toplumdur

Gücümüzü, şehitlerimizin yarattığı o sarsılmaz tarihsel bağdan ve toplumun kendi öz savunma gücünden alıyoruz. Karşıtı tam anlamıyla yenilgiye uğratacak ve manipülasyonlarını boşa çıkaracak olan yegane şey, onun yalanlarının karşısına dikeceğimiz ahlaki, politik ve örgütlü toplum gerçeğidir. Toplum, bu ortak acı ve bellekle kendi özgürlük iradesini doğuran asıl özne olacaktır.

Şehitlerimizin bizlere bıraktığı, donmuş karanlığa, köksüzleştirmek isteyen dayatmalara, kaygılı duruşlara karşı kendini yeniden doğurma kararlılığıdır. Bizler, gidenlerin ardından diz çöken ya da yas tutarak köşesine çekilen bir gelenekten gelmiyoruz. Her anmayı, yeni bir direniş köprüsü yapan, hayatı halkın ortak aklıyla kuran diri bir iradeyiz. Onların anısı, soğuk ve adaletsiz dünyayı kökten sarsacak; özgürlüğü, eşitliği ve onuru bu topraklarda yaşayan her insanın kendi eliyle kurduğu güvenli bir liman yapacaktır. Onların ölümsüzlüğü; kendi kaderini eline almış, haksızlığın karşısına kendi öz gücüyle dikilen ve birbirine kalpten bağlanan bu onurlu halkın bitmeyen kavgasında sonsuza dek yaşayacaktır.