
Bir arınma eylemi
Birliğe, ortaklığa, bütünleşmeye atfen belirlenen slogan, bin’in içinde bir’in var olmasını çağrıştırıyor. Herkes bu semaha dönmeli, herkes Sakine’ye dönmeli deniyor. Yüzünü Pir’e dönmek, ona sırtını dönmemek, yüz çevirmemek, Alevi ibadetinin bir gereğidir. Yüzünü, yüreğini, ruhun aynası olan gözlerini Pir’e dönmek demek, onunla bütünleşmek demektir. Pir’e yüzünü, yüreğini dönmek, insan, sevgi ve emek kavramlarında toplanan anlamı, pir ile kişi arasında bir bağa dönüştürür. Güneşle dünya gezegeninin birbiri ekseninde olması gibidir bu ilişki. Bir aşktır. Karşılıklı birbirini çeken ve birbirini yok etmeyecek bir mesafede durma ilişkisidir. Bir anlamıyla rezonans da diyebiliriz.
Yüzünü Sakine’ye dönmek de aynı anlamı taşır. İşte ‘Bin Kadın Bir Semah’ buluşması da özgür kadın olma, tanrıçalaşma, yurtseverlik, tarih, kültür kavramlarıyla kişinin kendisi arasında bir bağ kurma eylemidir. Çünkü yüzünü Sakine’ye dönmek, yüzünü Sakine kişiliğinde direnen tanrıça kültürünün taşıdığı anlamlara dönmektir. Özgürlük semahı ancak özgürlük aşıklarına yüreğini vererek dönülür. Yüreği özgürlük aşığı Sakinelere dönmek, semah öncesi bir arınmışlık yaratma eylemidir.
Özgürlük ekseni yaratmak
Kadın kavramı, toprak ve memleket kavramları, ana yurt kavramları ortaklaşan anlamları çağrıştırıyor. Tanrıçalar yurdu Mezopotamya 21.yüzyılın tüm egemenlik saldırılarına rağmen tanrıçalara yurt oluyor. Tanrıçalar kendi nehirsel akışlarının aşkında, Mezopotamya’da yükselmeye, yücelmeye ve yüceltmeye devam ediyorlar. Bugün başta Kürt kadınları olmak üzere Mezopotamyalı tüm kadınlar tanrıçanın eteklerine tutunarak kendi yaşamına yüceleşen bir anlam seçiyor. Onu var eden toprağına, toprağa tutunuyor tanrıçaya tutunurken.
Bir zozan çiçeğinin sımsıkı tutunuşu gibi kendi toprağına öyle tutunuyor özgürlüğe. Kendine özgürlükten bir eksen yaratıyor tanrıça etrafında. Güzelliğe tutunuyor. Özgürleştikçe güzelleşmenin anlamını, tanrıçalardan bu yana varlığının derinliklerindeki bir gizli anlam gibi taşıyarak tutunuyor. Hiçbir uygarlık tanrısı, hiçbir zalim egemenlik tanrısı unutturamamış bu gerçeği işte.
Kayalarda kök salan kültür
Dêrsim’in merkezi uygarlığın anti’si olduğu bilinir. Tüm karalamalara, hakaretamiz sözlere ve yakıştırmalara rağmen Dêrsim, demokratik uygarlığın köklü kültürlerinden, geleneklerinden biridir. Kürdistan’da özerk yaşamı 38 katliamına kadar yaşayan, yaşatan kültür, Dêrsim Alevi kültürüdür. Dêrsim Alevi kültürü 20.yüzyıla kadar devlet dışı toplum olmayı başarmış olan köklü bir kültürdür. Kayalarda kök salmıştır. Ve bu kültür aynı yüzyılın son çeyreğinden itibaren PKK çıkışıyla yeniden yaşam damarlarıyla buluşma şansı yakalamıştır. Kürdistan özgürlük mücadelesinin ilk yıllarında en fazla sahiplenmenin Dêrsim’den olması, özellikle Dêrsim kadınlarının özgürlük mücadelesine katılım yoğunluğu tarihsel toplum bağlamında ele alındığında da büyük anlamlar taşımaktadır.
Yaşarken tanrıça olmak
Devlet dışı toplum olmak, demokratik uygarlığın büyük nehirsel akışında olmaktır. Bunu bilmek ise tarihsel toplumu oluşturan kişi olduğunun ayırdında olmaktır. O seyirde yaşamını sürdürmektir. PKK’nin öz itibariyle demokratik uygarlığın 20.yüzyıldaki akışı olması bu kucaklaşmanın temelinde, kimliğinde bugün dile geldiği gibi teorik çerçevede olmasa da derin bir toplumsal bağla açıklanabilmektedir. Bir yanıyla da Dêrsim katliamının yok ediciliği karşısında, radikal bir var olma eylemi olduğu için bu kucaklaşma gerçekleşmiştir.
İşte bu büyük nehirsel akışı sağlayan, akışı süreğenleştiren, önündeki engelleri kaldıran ve kucaklaşmayı yaratan; Sakine’dir. Yaşarken tanrıçalığı bilinen Sara’dır. Toplumunu tarihiyle buluşturması anlamıyla tanrıçalaşmaktan söz ediyoruz Sakine derken. Dönülecekse binlerle bir semah, bu gerçeğe dönüş olacaktır. Dêrsim kadınının anlamlı bir yaşamı olacaksa, ancak yüzler ve yürekler Sakine’ye dönerek olacaktır.
DILZAR DÎLOK