
Türkçe’de bilinen adıyla Gökçeada yani İmroz... Devletin 1930’lar ve 40’larda gayri müslimlerden topladığı Varlık Vergisi, Türkleştirme politikaları sonrası Rumların büyük oranda göç etmek zorunda kaldığı bir ada ya da günümüzde birçok kişi için turistik bir mekân...
“Hatırlamak, ve Anlatmak için Şehre BAK” projesi kapsamında Zehra Güzel ve Onur Tekin’in grubu İmroz’un belli oranda bilinen ama çok da yaygın olmayan tarihinin peşine düşüyor. Ekip, adada kalan neredeyse son Rumlarla konuşuyor. Ağırlıklı olarak yaşlı bir Rum nüfusu olduğu gözden kaçmıyor. Fakat bu yaşlılık “Türkleştirme” ve adadaki Rum nüfusuna yönelik baskı politikaları belleğinde net bir şekilde görülebilmesine engel olmuyor. 16 dakikalık İmroz belgeseli adanın 80 yıllık tarihinin kısa ama çarpıcı bir özeti... İmroz’da şimdi bir arada yaşam var. Yıllar önce uygulanan baskı politikaları, kamulaştırma, adaya açılan yarı açık cezaevinin halka yaşattığı korku belleklerden silinmemiş. Sadece belleklerden değil, o izler adaya da sirayet etmiş durumda. Öte yandan yaşanan bir aradalık hâlâ içinde bir tedirginliği taşıyor. Adada yaşayan ya da kalan son Rumlar demek daha doğru olur, köklerinden aidiyetlerinden kopmak istemeseler de bugün belleklerinin “netliği” onlara devletin ne olduğunu unutturmuyor...
Ada halkını ve bu politikaların günümüze uzanan hikayelerini anlatan Zehra Güzel ve Onur Tekin İmroz’a dair sorularımızı yanıtladı.
İmroz, sadece insanların belleklerinde kalan değil, adada da izleri sürülebilen bir tarihi yansıtıyor. Bunu hem tanıklarıyla hem de izleriyle anlatırken yakın tarihi izleriyle görmek sizin için nasıl bir deneyimdi?
Zehra Güzel – Onur Tekin: Adada keşifte olduğumuz sıralarda Trabzon, Siirt, Şırnak, Van gibi illerden gelen aileler ile tanışıp adadaki birlikteliklerinin nelere dayandığını, iletişimi nasıl sağladıklarını dinledik. Adada yaşanan farklı inançta olan insanların birbirlerine olan saygısını, dini törenlerinde ayrım gözetmeksizin katılım gösterdiklerini gördük. Her aile aşağı yukarı aynı hikâyeleri anlatıyor. Rumlar, Türkleri yaftalamadan sadece dostluklarını anlatırken, Türkler de Rumlar için aynı şeyleri anlatmakta. Birlikte yaşamayı başarabilmiş, birlikte konuşabilmenin tadına varmış insanlar. Hikâyelerini ilk dinlemeye başladığımızda herhangi bir tercih sunulmamış emredilmiş bir çaresizliği bile bize naif bir dille anlatabilmeleri bizde zaten var olan iktidar öfkesini çoğaltmıştı. Ve sorularımızla onların acılarını hatırlattığımız için utanç duygusuyla karışık hisler yaşatmıştı.
Peki, daha önce adaya gitmiş miydiniz?
Onur T.: İlk olarak 1996 gittim. O da bir fotoğraftan ibaret. 2006’dan sonrasında da her sene oradaydım...
Zehra G.: İmroz’a ilk gidişimdi.
Bunca şeyi yaşamış, sevdiklerini dostlarını oradan uğurlamış insanlar bugün orada ne durumda, nasıl bir gündelik yaşamları var?
Onur T.: Kilisede çekimleri bitirmiştik arka bahçede sigara içiyorum ve su diyaloga şahit oldum... -‘Kosta şu kilise bahçesini cafe yapalım da köyün gençleri istifade eder...’ -‘Yorgi unuttun galiba köyde genç yok sadece bayrama geliyorlar.’
Zehra G.- Onur T.: Yazın turistlerin uğrak yeri, doğallığını sakinliğini koruyan ada birbirine hem çok yakın hem de çok uzak hikâyeler barındırıyor... İnşa edilmiş olan dostluklarına tekrar zarar gelebileceği korkusunu taşıyor olmaları bize hikâyelerini dinlerken en çok hissettirdikleri şeydi. Kışın adada yaşayan Rum nüfusu iki elin parmakları geçmeyecek kadar az. Kalanlar da yaşlılar. Bahçe işleri ve hayvanları vs ile uğraşıyor geride kalanlar...
Peki, farklı coğrafyalardan gelip bir adanın tarihine bakıyorsunuz. Geriye kalanlar bu tarihi anlattıkça günümüzde değişen bir şey olup olmadığının karşılaştırmasını yapabiliyor musunuz?
Zehra G.: Urfa’dan adaya baktığımda; olay örgüsünün değişmediğini sadece yer zaman ve isimlerin değiştiğine şahit oldum yine. Güç kavramının uçurum düzeyde olduğu zalimce politikaların izlendiği şu anda yaşadığım coğrafyada da durum değişmiyor maalesef.
Onur T.: Bu mukayeseyi yapmak benim için zor velâkin görüntüde değişim var gibi görünse de bu içten değil, yalnızca yüzyılın mecburiyeti gibi... Nasıl desem sopalar aba altında, naif tavırlar; ama iktidar ırk güdümlü kozlarını İmroz için de kullanırsa geçmişe dönüş birkaç saniye gibi... Umarım böyle değildir ve biraz umut vardır.
SUZAN A. DEMİR