MIHEME PORGEBOL
- Öğleden sonra yüz binlerce insanın doldurduğu meydanda Dilşad Said'in kemanı eşliğinde Zeynep Tanbay dans ederken şoför babam dünyanın en önemli pandomim ustalarından Arsen Poladov'la sohbet ediyordu. Bu muhteşem karnaval sürecinde tanıdım Arsen Usta'yı. Pandomim atölyesinin en küçük öğrencisiydim.
Kürdistan tarihinin en kalabalık ve geniş çaplı sanat etkinliği belki de 2003 yılında yapılan 1. Batman-Hasankeyf Kültür Sanat Festivali’ydi. O tarihlerde henüz çocuktum ve Batman'da faaliyet gösteren Bahar Kültür Merkezi bünyesindeki sanat atölyelerinin çocuklara dönük programlarında eğitimler alıyordum. Festival takvimi açıklandığında festivale daha aylar vardı. 2 ay kala hazırlıklar başladı, atölyeler açıldı. Batman Belediyesi, festival ihtiyaçlarını karşılamak için onlarca otobüs ve minibüs kiraladı, birçok restoran, kafe, otel vb. yerde festivale gelen ekip ve sanatçılar için kontenjanlar ayırdı. Şehirde faaliyet gösteren birçok sanat mekânı veya sanat alanına dönüştürülebilecek mekânlarla işbirliği yaptı. Bütün bu mekanlarda atölyeler açıldı. Hatırladıklarımın birkaçı şu alanlardaydı: Resim, heykel, dans, tiyatro, pandomim, sinema, şan, koro, müzik enstrümanları vb. Ben de zaten Bahar Kültür Merkezi öğrencilerinden olduğum için hâli hazırda süren müzik, halk oyunları, tiyatro eğitimlerimin yanında pandomim ve sinema atölyelerine çocuk öğrenci kontenjanından girmiştim. Bütün şehir, aylarca bir sanat akademisi gibiydi. İnsanlar evlerinde dünyanın birçok yerinden gelen sanatçıyı ağırlıyorlardı. Takip edebildiği en büyük sanat aktiviteleri "yasaklı" Kürt televizyonlarındaki müzik programları olan insanlar, evlerinde dünyaca tanınmış sanatçıları ağırlıyor, onlarla çarşıya pazara çıkıp mahalle kahvesinde oturup sohbet ediyorlardı. Mesela o festival kapsamında gerçekleşen Ciwan Haco konseri belki de bu toprakların gördüğü en kalabalık açık hava sanat etkinliğiydi. Doğru dürüst bir tiyatro sahnesi bile olmayan şehrin parklarında tiyatro oyunları gösteriliyor, rutubetli bodrum katlarında dünyanın saygınlıkla bahsettiği sanatçılar atölyeler veriyordu. Öğleden sonra yüz binlerce insanın doldurduğu meydanda Bulutsuzluk Özlemi ve Inti-İllimani art arda sahne alıyor, akşamında Dilşad Said'in kemanı eşliğinde Zeynep Tanbay dans ederken şoför babam dünyanın en önemli pandomim ustalarından Arsen Poladov'la sohbet ediyordu. Bu muhteşem karnaval sürecinde tanıdım Arsen Usta'yı. Pandomim atölyesinin en küçük öğrencisiydim.
Arsen Poladov hakkında
Arsenê Reşît adıyla da bilinen Arsen Poladov 1942'de Erivan'da doğdu. Felsefe eğitimi için St. Petersburg'a giden Poladov, felsefe eğitimini üçüncü yılında terk edip Moskova'da rejisörlük okudu. Rejisörlük eğitimi bitince Paris'e gidip çağının en büyük pantomim ustası kabul edilen Marcel Marceau'dan iki yıl boyunca ders aldı. Sonrasında da Erivan'a dönüp Sovyet hükümetinin de desteğini alarak henüz 27 yaşındayken Arsen Poladov Pandomim Okulu'nu açtı. Açtığı okul Ermenistan'da hâlâ faaliyetlerini yürütüyor. 1975-1995 yılları arasında Moskova Devlet Tiyatrosu'nun genel sanat yönetmenliğini yapan Arsen Poladov yaşamı boyunca Berlin, Paris, Prag ve Moskova gibi birçok şehirde ve dünyanın birçok saygın üniversitesinde pantomim dersleri verdi. Ölümüne kadar da Yaroslavl Üniversitesi'nde Pandomim Tarihi dersleri verdi. 1993 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi'nin (MKM) davetiyle İstanbul'da bir dizi atölye gerçekleştirdi. İran'daki bir elektrik santralinde çalışan 8 bin Rus işçinin çocuklarına pandomim dersleri vermek için İran'a yerleşti ve üç yılını burada geçirdi. Son olarak da 1. Batman-Hasankeyf Kültür Sanat Festivali kapsamında Batman ve Diyarbakır'a geldi. Birçok Kürt sanatçıyla çalıştı. Heykeltıraşlar, belgeselciler, tiyatrocular, fotoğrafçılarla birlikte çalıştı. Arsen Poladov, yaşadığı süreçte çağının en büyük pantomim ustası olarak bilindi ve hâlâ dünya tiyatrosunun en saygın isimleri arasında yer alıyor. Dünyanın "usta" olarak kabul ettiği Arsen Poladov 31 Mart 2004 yılında yaşama veda etti. Yetiştirdiği binlerce öğrenci, yazdığı kitaplar, kuruluşuna öncülük ettiği çok sayıda sanat kurumu ve eğittiği onlarca sanat topluluğu ise onun bu dünyaya bıraktığı izdir.
Poladov'un yaklaşımı
Arsen Poladov'un sanat yaklaşımını değerlendirirken onun kişisel geçmişini ve içinde bulunduğu toplumun sosyo-politik yapısını göz önünde bulundurmak lazım. Poladov, Kürdistan'dan uzak, Sovyet rejiminin egemen olduğu bir coğrafyada sanat hayatına başlamış Kürt bir sanatçıdır. Sovyetler Birliği'nin yıkılışına tanıklık etmiş, yaşadığı coğrafyada köklü politik kırılmalara görmüş, toplumsal kopuşların şahidi bir sanatçıdır. Dolayısıyla onun sanatının politik yanından bahsederken tanıklıklarını görmezden gelmek bizi eksik ve yanlış değerlendirmelere götürür. Bu bağlamda Poladov'un "Bize bir ülke ne kadar gerekliyse tiyatro da o kadar gereklidir" ifadesi onun sanata politik yaklaşımına dair fikir verir.
Sanat ve politika ilişkisi üzerine yapılan tüm tartışmaların ulaştığı ortak bir sonuç vardır. Egemenler, hakimiyetlerini garanti altında tutmak ve oluşabilecek itirazların önüne geçmek için sömürü araçlarını çeşitlendirir ve bu araçların en önemlilerinden biri kültür sömürüsüdür. Toplumların tarihsel ve politik kimlik inşasında sanatın rolünü kendi alanı çerçevesinde "Bize bir ülke ne kadar gerekliyse tiyatro da o kadar gereklidir" sözleriyle ifade eden Arsen Poladov, sömürü kıskacından kurtulmanın başat yollarından biri olarak kültür ve sanat alanının önemine vurgu yapar. Zira "sömürü" dediğimiz kavram her ne kadar toprağın altındaki ve üstündeki kaynakların egemenler tarafından gasp edilmesi olarak algılansa da yalnızca bununla sınırlı değil. Kürtler, ülkelerinin sömürüsü kadar kültürel dayanaklarının sömürüsüne de maruz bırakılan bir halktır. Hikâyelerinden koparılmış, şarkıları çalınmış, masalları çarpıtılmış ve sonuç olarak da kimliğinden koparılmaya çalışılmış bir halk. Kürt kimliğini yok etmek isteyenlerin bunda kısmen başarılı olduklarını da kabul etmemiz gerek. Bunu kabul etmediğimiz sürece bu alandaki sömürüye karşı nasıl mücadele edeceğimizi, bu mücadeleye nereden başlayacağımızı bilemeyeceğiz. Böylece Kürdistan sanatı bir kör dövüşüne dönüşecek ve ortaya çıkan üretimler sığ eğlence araçlarından başka bir şey ifade etmeyecektir. Kürdistan üzerinde süregelen sömürünün bu ayağını görmezden gelmenin nasıl bir şeye yol açtığını anlayabilmemiz için Türk, Arap ve Farsların Kürt halkına dönük algılarına bakmamız yeterlidir. Kaba, tembel, cahil ve sayabileceğimiz daha birçok itham...
Poladov'un sanatı tam da bu noktada bir itiraz barındırıyor. Poladov, sömürgecilerin Kürt kültüründen çalıp kendi kültürlerine devşirdikleri unsurlar yüzünden bu ithamların belirdiğine, bunu aşmanın en etkili yolunun tiyatro olduğuna inanır. Bu yüzden de Zahir Kayan'a verdiği röportajında "Eğer tiyatromuz varsa onların bizden çaldığı her şeyi geri getirebiliriz" diyordu.
Bize ait olanı istemek
Kürtlere dönük ithamlara (kaba, cahil, tembel vb.) biraz hassasiyetle eğildiğimizde ve bu ithamların ne anlama geldiğine odaklandığımızda, Poladov'un Kürtlerden çalınanları geri istemekteki ısrarının sebebini de kavrayabiliriz. Bu ithamların ortak özelliği kültürle bağdaşmamalarıdır. Kaba birinin insan ilişkilerine dair geliştirdiği bir davranışlar biçiminin olmaması, tembel birinin üretime dair bir çaba ve arzusunun olmaması, cahil birinin bilgi ve ilerlemeye dair bir derdinin olmaması o kişinin belleğine dair de bir göndermedir. Böyle birinin belleğini önemsemediğini, dolayısıyla kendisine kadar gelen süreçle ilgilenmediğini, bu süreci sürdürmek istemediğini, hâliyle de o kişinin yaşamının herhangi bir anlam ifade etmeyeceğini söyleyebiliriz. Bu söylemi toplumlara da aynı şekilde uygulayabiliriz. Cahil, kaba ve tembel bir toplumun varlığının da önemi yoktur. Bu çerçevede toplumların kurucu ruhunun kültür olduğunu söyleyebiliriz. Bir toplumun varlığından, o toplumun kültürü olmadan söz edemeyiz. Zira şarkısı, masalı, edebiyatı, anlatısı olmayan bir toplumun geçmişteki varlığından söz edebilmemiz de mümkün olmaz. Hepimizin şahit olduğu Yeşilçam filmlerindeki Kürt tiplemelerinin de sergilenme amacı böyle okunabilir.
Bu bağlamda Poladov, bunu bir utanç kaynağı olarak görmektedir. Ruhu çalınan bir toplumun varlığından bahsedebilmek için kendisinden çalınanları geri alması gerektiğini söyler. Yine mezkur röportajında "Tiyatro (toplumumuz için) olmak zorundadır. Bugün bir devletimizin olmaması, özgür olamamamız o kadar da utanç verici bir şey değildir. Fakat biz 40 milyon Kürdüz ve bir tiyatromuz yoksa bu bir utançtır" ifadeleri de bunu desteklemektedir.