Bu stran’ın Cengizoğlu’nun yazdığı şiirler içerisinde özel yeri vardır. 1989 yılında PKK’ye yardım ve yataklıktan cezaevine girer. Bu süreçte Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde işkencenin her türlüsünü yaşar. Gördüğü işkenceler sonrası hasta düşer, bu hasta haline bir de eşinin ziyaretlerine gelmeyişi eklenince o ruh haliyle ‘Şêrîna min’ı yazar. Hozan Şiyar’ın bestelediği “Şêrîna min” stranının söz yazarı olan Cengizoğlu ile bu şiirinin hikayesini, dönemin koşullarını ve yazdığı stranlarını konuştuk.


Sayın Cengizoğlu, sizin bölgede çok iyi tanınan bir aktivist olduğunuzu biliyoruz, politikayla ne zaman ve nasıl tanıştınız?

1977-78 yıllarında Kawa Örgütü sempatizanıydım. 80 darbesi sonrası Kawa Örgütü mensubu olduğum emniyetçe öğrenilmiş, fakat yaşım küçük olduğu için tutuklanmamış ve serbest bırakılmıştım. Dicle Üniversitesi Batman Meslek Yüksekokulu Elektrik Bölümü’nü bitirdiğimde staj için hiç bir resmi kurum beni kabul etmedi. İşyeri Güvenlik Soruşturması dolayısıyla Kawa Örgütü Üyesi olduğum açığa çıktığından, ancak özel sektörde staj yapabildim ve mezun oldum. 1985’de yedek öğretmenlikten sonra belediyenin açtığı bir sınavda Silvan Belediyesi’ne memur olarak girdim. 1985-1989 yılları arasında Silvan Belediyesi Fen İşleri Amiri olarak çalıştım. 1989’da PKK’ye yardım ve yataklıktan cezaevine girdim, 1990’da çıktım. Bu süreçte Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde işkencenin her türlüsünü yaşadım.


“Şêrîna min” stranı nasıl ortaya çıktı, bize hikayesini anlatır mısınız?

Cezaevinde kaldığım süre boyunca eşim beni ziyarete hiç gelmedi ve ben gördüğüm yoğun işkencelerden dolayı çok hasta düştüm. Ailemin tüm fertleri beni ziyarete geldiği halde, eşim bir türlü gelmiyordu. Eğer bu halimle de gelmiyorsa, ben öldüğümde yasımı tutmasın istedim; çünkü artık bunun hiç bir anlamı olmayacaktı ve ben bunu şiire döktüm. Sözleri şöyle idi: 

“ Şêrîna min were ba min / Şêrîna min ez bê hal im were ba min / Ku tu ji min bawer nakî nayî dîtina min / Piştî ez mirim tu qet neke şîna min / Çavreşa min çare nîne / Çavreşa min nav û cergêm derd u xwîn e / Sebeba min ev dila bo te evîn e / Her têm be hawar u axin u gazinê/ Şêrîna min çavreşa min, delala min/ Şiyar im bê te xew nayê /Hêsirên çavê’m tê xar, dawî lê nayê /Te min kir din u harêk berdam dinyayê “

1990’da cezaevinde çıktıktan sonra tekrar belediyedeki işime döndüm. 1991 seçimlerinde SHP listesinden Kürt Özgürlük Hareketi’ne bağlı kişiler Belediye seçimlerini kazandı. Bu dönemde Hozan Şiyar belediyeye işçi statüsünde alındı ve ben onu yanıma aldım, kendi odamda onunla çalışmaya başladım. Hozan Şiyar (Celal Sarıkaya) bir gün bana Kürtçe bir kaset çıkaracağını söyledi. 12 Eylül darbesinden sonra Kürtçe kasetler yasaklanmış, yeni yeni Kürtçe kasetler çıkmaya başlamıştı. Ozan Şiyar parçalarını hazırlıyordu, o ara ben bir iş için Cizre’ye gidecektim; eğer bulabilirsem “Cîzirê Cîzirê, seatê zîncirê lê” parçasının orijinalini istedi. O zaman ben ona cezaevinde Kürtçe bir şiir yazdığımı ve eğer isterse değerlendirebileceğini söyledim. Şiiri verdim, çok beğendi ve müziğini kendisi yaptı. İstanbul’a gittiğinde Plak Şirketi parçayı çok beğenmiş ve kasetin çıkış türküsü olarak “Şêrîna min”ı seçmiş.


Kasette söz yazarı olarak sizin adınızın geçmemesini açıklayabilir misiniz?

Doğru.. Bu stranın sözlerinin benim tarafımdan yazıldığı pek bilinmiyor. O zamanlar Kürtçe yazanlar pek isim belirtmiyorlardı ve ben memur olduğum için ismimin yazılmasını tercih etmedim. Hozan Şiyar o kadar başarılı söyledi ki,bundan hep gurur duydum. Ozan Yusuf Uğur’un “Faraşin” adlı kasetindeki “Faraşin” stranı’nın sözleri de bana aittir ve orada da ismim yer almıyor, fakat bunu Şırnak’ın bütün yurtsever halkı ve Koçer Prodüksiyon çok iyi bilir.


EYLEM KAHRAMAN