Mezeleri Güzel - Bir Beyaz Yakalının İtirafları, geçtiğimiz günlerde Ot Kitap tarafından yayımlandı. Erdem Aksakal’ın Ot Dergi’de yazdıklarıyla paralel, beyaz yakalıların yaşadıklarını, karşılaştıkları zorlukları ve nasıl da kendilerine yabancılaştıklarını anlatan kitap biraz öykü, biraz sohbet tadında.



Erdem Aksakal’ın da kitapta yaptığı gibi “beyaz yakalı” tanımıyla başlayalım işe. Nedir beyaz yakalı? Sözlük tanımına göre “üretim sürecinde bedensel gücüyle çalışmayıp düşünsel etkinlikte bulunan, maaş veya ücret karşılığında çalışan memur, teknik personel” yani masa başında çalışan ve kol emeğini değil de zihin emeğini kullanan işçi. Evet, işçi. Peki neden beyaz yakalı kendini diğer işçilerden ayrı görür? 

Erdem Aksakal’ın derdi de tam olarak bu. Mavi yakalıdan farklı olduğunu sanan beyaz yakalının git-gelleri ve hevesleri ayrıca bir bölüm ve ayrı bir hal. Kol emeği harcanmayan işin daha az yorucu olduğuna dair bir yargı olsa da kol emeği ve zihin emeği birbirinden apayrı şeyler değil ve biri, bir diğerinden daha üstün yahut daha aşağıda değil. Kol emeğini kullanan işçinin bedensel yıpranma payı ne kadar fazlaysa zihin emeğini kullanan işçinin de zihinsel yıpranma payı o denli fazla. 

Beyaz yakalının kendini diğer işçilerden farklı ve üstün görmesine neden olan koşullar neler peki? Beyaz yakalı en az dört yıllık bir üniversite mezunu, dil biliyor ve içerik üretme konusunda da başarılı. “İşi biliyor”. Esas mühim olan ve esas “duralım burada” denilen mevzu ise tam olarak beyaz yakalının emeğine yabancılaşması. 9-6, 10-6 çalıştığı masa başında fazla bir iş yapmadığını ve aslında burada olmasının hayatının fırsatı olduğunu düşünüyor. Maillerine bakıyor, maillerine cevap veriyor, iş yemeklerine gidiyor, toplantıdan toplantıya koşuyor, sunumlara katılıyor; ama hâlâ avantajlı, çünkü o bir plaza çalışanı. Asla ama asla kendisine bindirilen iş yükünü ve hatta uygulanan mobbingi görmüyor, çünkü bu iş harika bir iş, oturduğu yerden para kazanıyor. 

Beyaz yakalının en büyük handikapı ise “bir gün patron olacağına inanması.” Devlete bağlı kurumlarda çalışmamak için bu yola giren beyaz yakalı, bir süre sonra savunduğu sisteme de yabancılaşıyor. Patronlarla arasındaki mesafeyi koruyamadığı gibi, çünkü bir kere emeğine yabancılaştı ve sömürüyü içselleştirdi, patron olmakta da bir beis görmüyor. Hatta bunu iyi bir şey olarak algılıyor. “Kendi işinin patronu olacaksın” ve evet, artık her şeye ve herkese karşı hırslı davranabilirsin. Öte yandan da mesai saatinin, harcanan emeğin görmezden gelindiği; ailesinden ve arkadaşlarından çok iş arkadaşlarını ve patronunu gördüğü bir sisteme entegre olmak belki de beyaz yakalının tek çaresi. Belki de beyaz yakalı dediğimiz de böyle hayatta kalıyor. Tüm bu atmosferin içinde kalmak ve güvenlikli alanını sarsmamak istiyor. 



Kitabı okurken sürekli, içinde poğaça olan beyaz poşetleriyle sabahın erken saatlerinde yollara düşen insanlar geldi aklıma. Ve o insanların mutsuzluklarının, işlerini değil de bu sistemi sevmediklerinden kaynaklandığının farkında olup olmadıklarını düşündüm. Birçoğu farkındaydı, sonuçta üniversite yaşamlarında en az bir eyleme katılmışlardı, en az bir kere gaz yemişlerdi. Şimdi ise bir plazanın onuncu katında patronun sevilen elemanı olmak için çaba sarfediyorlar, diğer çalışma arkadaşlarını ezip geçiyorlardı. 

“Mezeleri Güzel” bir yüzleşme kitabı. Her şeyin tek tek yüzünüze vurulduğu bir kitap. İnsanın ne kadar değişip dönüşebileceğinin ve nasıl da sınırının olmadığının kanıtı. Ama yazarın da sürekli vurguladığı gibi, beyaz yakalılar kötü kalpli büyücüler değil. Ve lütfen, iyi çocuklardan böyle insanlar yaratan sistemle derdimiz –hâlâ– olmalı, olsun.




Mezeleri Güzel - Bir Beyaz Yakalının İtirafları


Erdem Aksakal


Ot Kitap
2016


Tuğçe Yılmaz