Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, “siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermemek”ten söz ettiği sırada, KCK davasına bakan mahkemenin savcısı, “siyaseti kuşatmak” ve “boğmak” için dünya “iddianameler tarihine” geçecek” bir iddianame hazırladı ve bu iddianameyle “BDP’nin kapatılması” için Yargıtay’a başvurdu.
Onu tebrik ediyoruz.  Böylece Başbakan’ın “uzantı” tabirinin “gereğini” yaptı. Yargı ve Hükümet Kürt siyasetini elbirliği ile kuşattı. Ayrıca bu iddianamede yer alan özel bir bölüm için Bay Savcıya “şükranlarımızı” sunuyoruz. Cemaat etkisinin yargı camiasında nelere kadir olduğu onun sayesinde ortaya çıkmıştır. Bu hükümet bilindiği gibi “kitap” ile “bomba” arasında büyük bir “özdeşlik” olduğunu iddia etmiş, yargı da cemaatin devlet içindeki “uzantıları” hakkında kitap yazan gazetecileri hapse atmıştı.
Kitapla bomba arasında böyle bir özdeşlik kuran yargımız ve hükümetimiz, “ders” vermeyle “bomba” yapmak arasında da tahmin edeceğiniz gibi böyle bir “yakınlık” kuracaktı. Kurdu da…
Şimdi müsaadenizle, bir edebiyat ve mantık şahaseri olan “KCK iddianamesi”nden uzunca bir alıntı yapacağım. Bu bölüm gazetemizin yazarı Ragıp Zarakolu ile ilgili. Buyurun okuyun:
“Yapılan faaliyet her ne kadar ders vermek gibi insani ve masum bir faaliyet olarak gözükse de, bu eylemin terör örgütünün eleman ve lojistik ihtiyacını karşıladığı, nitekim bir örnek vermek gerekirse, herhangi bir şahsın bayiden bir cep telefonu alması ya da evinde tamiratta kullanmak üzere çivi alması normal ve insani bir ihtiyaç giderme gibi gölürse de, PKK-KCK terör örgütünün sık sık yaptığı üzere, cep telefonuyla uzaktan aktif hale getirilen ve çivilerle etkisi arttırılmış bir patlayıcı hazırlamak için her hangi bir şahsın telefon ve çivi alırken yakalanması halinde, suçun icrasına iştirak ettiğini kabul etmek gerektiğinin her türlü izahtan vareste olduğu, şüphelinin terör örgütüne katkısının da aynen bu örnekteki gibi olduğu, Ragıp Zarakolu’nun terör örgütünün dağ kadrosuna silahlı militan ve şehir merkezlerindeki hücrelerine eleman yetiştirilmesine katkıda bulunduğu…”
Bu paragrafı alaya almayacağım. Protesto edeceğim. Hiçbir savcı, ona hangi tür “özel yetkiler” verilirse verilsin bir yurttaşı bu kadar pervasızca suçlama hakkına sahip olmamılıdır.  “Cep telefonuymuş”, “çiviymiş”… Bunlar bomba imalinde kullanılabilirmiş. “Cep telefonu ve çivi alırken yakalanan şahıs” bomba imalatına iştirak etmiş olurmuş.
Nasıl olurmuş? O şahsı “telefon ve çivi alırken” yakalamışsın. “Bomba imal ederken” değil. Nasıl bir kafa bu… Bu kafa “telefon ve çivi alırken” herkesi yakalayabilir. Bomba imaliyle suçlayabilir. Tüm KCK tutukluları böyle suçlanmıştır. “Bomba imal etmekten” değil, “bomba imal etmeye yarayabilecek cep telefonu ve çivi almak” türü bir “suç”tan dolayı hapsedilmiştir. Savcı “cep telefonunun ve çivinin” nerede kullanılabileceğini “keşfetmiş”, ama “nerede kullanıldığını” göstermek lüzumu bile hissetmemiştir.
Demek istediği şu: “KCK’lilerin eylemleri ‘kendi başına” suç değil. Ama onların suç olmayan eylemleri “bomba” yapmaya yarayabilir; dağa çıkmaya katkıda bulunabilir…
Ve ortada ne “bomba” var, ne “dağa çıkın, şehirlerde yer altına girin, PKK’ye, KCK’ye üye olun” diyen bir ders var…
Daha beteri ise şu: Savcı “ders” vererek “katkıda” bulunmakla, “cep telefonu ve çivi satın alarak” “katkıda” bulunmayı aynı şey saymış.
Savcı Zarakolu’nun “dağa çıkın, şehir merkezlerinde yer altına girin” dediğini hiçbir yerde göstermemiş. Ama onun “ders” verdiğini söylemiş. “Ders vermekle”, “bomba imali” için şunu bunu almayı aynı şey sayan kafa mı insanı dağa çıkartır, Ragıp Zarakolu’nun “düşünceleri” mi?
Kürtler dağa 12 Eylül faşizmine karşı çıktılar. Şimdi darbenin arta kalan general eskileri yargılanıyor. Onlara karşı isyan edenler ise bombalanıyor. Asıl gerçek bu. 12 Eylül darbesini yargılamak için, o darbeye karşı direnişi suç olmaktan çıkartmak gerekirken, böyle iddianamelerle silahsız ve yasal örgütler ve onlarla ilişki kuran insanlar onlarca yıla mahkum edilmek isteniyor.
Türk Hükümeti ve Türk yargısı, “Kürt siyaseteni kuşatmıştır.”  Tek bir mahkeme, Diyarbakır Valisi’nin, anayasa ile ilgili talepleri içeren imza kampanyasını yasaklama kararına itiraz etmiyor. Amara yürüyüşü, tıpkı Newroz’da olduğu gibi yasaklanıyor. Bu işleri hükümet yapıyor, yargı onaylıyor. Devlet “kosterim arızalı, denizim dalgalı” diyerek yalan söylüyor, yargı yalanı onaylıyor, Öcalan üzerindeki yasak sürüyor. Tutuklamalar devam ediyor. Binlerce insan açlık grevlerinde ölümle hayat arasında gidip geliyor. “Uzantıyla müzakere” lafının anlamı, DGM “uzantısı” Ağır Ceza Mahkemesi savcısının BDP’yi kapattırma hamlesiyle aydınlanıyor. Ana dilde eğitimin ve yurttaşlık tanımında değişikliğin Anayasada yer almayacağı ilan ediliyor.
Ve şeker hastası, gözleri kör, şuuru kapalı, 24 saat yatağa mahkum bir Kürt hükümlü, “Adli Tıp” kararıyla cezaevinde “infaz” ediliyor.
Bunlar mı Kürtleri dağa çıkartıyor, yoksa Ragıp Zarakolu’nun “düşünceleri” mi?