Belli ki Willy hoca gelişmelerden hayli etkilenmişti. 1936’da daha 17 yaşındayken "Thälmann Taburunda" İspanya’da Franco faşistlerine karşı elde silah mücadele eden Willy hoca, 1968’de Yunan komünistlerinin cuntaya karşı verdikleri direnişe katılan ve tutuklanarak "Oropos Toplama Kampında" tutulan az sayıda enternasyonalistten birisiydi. Hep, "Oropos’da Theodarikis’le beraber söylediğimiz şarkılar beni avuturdu" diye anlatırdı. An-laşılan direnişçi damarı gene kabarmıştı.
"Hocam" dedim, "Türkiye’de, Avrupa’da o kadar insan Rojava’ya sahip çıkıyor, Kürtler direnişe katılıyor, sınırları aşıy...", "Papperlapapp!" diyerek lafımı kesti. "Uzaktan destek benim gibi ihtiyarların işi. Şimdi yapılması gereken, bilfiil dire-nişe katılmaktır. Herkes bir şey yapabilir, illa silah elde savaş-mak zorunda değilsin. Cihatçılar kendi enternasyonallerini kur-muş, saldırıyorlar. Bizim, komünistlerin, sosyalistlerin yapması gereken, aynı İspanya’da olduğu gibi, enternasyonalist tugaylar oluşturup, cihatçıların enternasyonalini geri püskürtmektir. İşi Kürtlere havale edip, dışardan bakmak değil." "Hocam tamam, ama..." "Aması maması yok. Neymiş, Kürtler direniyormuş. Ta-bii direniyorlar. Ortadoğu’nun en dinamik hareketi direnmeye-cek de, kim direnecek? Hem, hiç merak etme. Bir soykırımla Kürtler yok edilmedikçe, direniş bitmez. Cephedeki o genç ka-dınların gözüne bak, bunu görürsün. Ama, mesele bu değil."
"Peki, nedir mesele?" "Bir kere şunu bilmek lazım: Kobanê düşerse, Rojava düşer. O zaman da Ortadoğu’da bütün özgür-lük umutları karanlığa gömülür. Çünkü Ortaçağ vahşeti ve em-peryalizmin taşeronları hakim olur, kanlı sarmal tüm bölge ül-kelerini, hatta Avrupa’yı bile terör girdabına sokar. Ondan son-ra değil işçi haklarını, en temel demokratik hakları savunmak dahi otoritarizmin ve faşizmin duvarına toslar." "Aman hocam, felaket tellalı gibi konuşuyorsun. Kobanê nire, Avrupa nire?" Alaycı bir ses tonuyla, "He ya, sen kendini Avrupa’da güvende san. Hele metropollere bir kaç cihadist intihar bombacısı dalsın, o zaman görürsün neler olacak." "Aman hocam düşünmek dahi istemem. Ortalık toz duman olur, ırkçılık, savaş çığırtkanlığı herkesi esir alır ve daha neler..."
Willy hoca, "Yani" dedi, "komşudaki yangın, yardım etmez-sek, seni de, beni de yakar. Türkiye’nin batısında, Avrupa’nın refah coğrafyasında bunu göremeyebilirsin, ama yarın faşizm iktidara gelince şaşırmamalısın." Hoca abartıyor diye düşün-düm, "Hocam, o kadar da değil. Sendikal hareket var, ilerici, solcu partiler, sosyalistler var. Hem, burjuva demokrasisinin kuralları var." "Sen öyle san" diye hiddetlendi, "30 Ocak 1933’de güçlü Alman işçi sınıfı, 12 Eylül 1980’de yüzbinleri so-kağa dökebilen Türkiye sendikaları neredeydi? Burjuvazi, çıkar-ları gerektirdiğinde aynı adımları atmaktan çekinmez. Ama şu an önemli olan, başkasının acısını hissetmek, ona yapılan hak-sızlığa, kendine yapılmış gibi karşı çıkmaktır. Zayıfın yanında olmak, gerektiğinde güçlüye karşı yaşamınla onu savunmaktır. Bunun için komünist olmaya da gerek yok. İnsan olmak, vic-danlı, onurlu olmak yeterlidir. İspanya zamanında Komintern vardı. Tüm ülkelerin işçilerini yardıma çağırmıştı. Bugün hala komünistler var. Sadece kendi ülkelerinin işçilerini yardıma ça-ğırsalar yeter. En önde kendileri giderek, görevlerini yerine ge-tirseler. Sağlığım elverseydi, bugün orada olurdum." Duraksadı, "Prostatım bastırıyor, hadi eyvallah" deyip, telefonu kapattı.
Ahize elimde, öylece kalakaldım. Utanarak, hocaya hak vere-rek...
Bir brigadistin dedikleri...
Willy hocayla ne zamandır konuşmamıştım. 95 yaşına rağ-men, hala aktif, reel sosyalizmin yenilgisinin kendisini umutsuz-luğa itmesine izin vermeyen tutarlı bir komünist. Aradım. Tele-fonu ikinci kez çalmasına fırsat vermeden açtı, ahizeden sesimi duyunca, sert bir şekilde, "Daha ne bekliyorlar?" dedi. "Yahu hocam, gene hiddetlenmişsin. Kim, neyi beklemeyecek?" Azar-lar gibi, "Kim olacak, komünistler, sosyalistler, devrimciler daha ne kadar bekleyecek? Ne yani brigadistler mezarlarından çıkıp, Kobanê’ye mi gitsinler? Şimdi savunmaya koşulmayacak da, Rojava elden gittikten sonra mı akılları başlarına gelecek?" de-di.