
Çocuk tiyatro grubunun kuruluş hikayesini bizimle paylaşır mısınız?
1993 yılında 28 yaşında bir genç olarak Almanya’ya geldim. Anadilimi neredeyse unutmuştum. Yabancı diyarlarda, anadilimi tekrar öğrenmeye başladım. Çocuk öyküleri yazarak dilimi daha da geliştirdim.
2004 yılında sanatçı dostum Mehmet Ali (Zelemele), bir sohbet esnasında, yazdığım öyküleri tiyatro sahnesine taşıyabileceğimi söyledi. Onun teşviki üzerine bu projeye başladım. Zaten daha önce İstanbul’da bağlı olduğum ‘Tüm Sağlık Sen’ sendikasının amatör tiyatro grubunda yer almıştım ve az da olsa tiyatro tecrübem vardı. Böylece Tiyatro Domane Dêrsim (Dêrsim Çocuk Tiyatrosu) grubunu, 2004 yılında Almanya’nın Mainz ve Rüsselsheim kentlerinde Dêrsimli ailelerin desteğiyle kurduk. Hedefim, çocuklarımıza tiyatro yoluyla anadillerini öğretmekti. Tabii çocuklara dili öğretmenin en uygun yolu, oyun oynamaktır. Ben de tiyatro oyunları üzerinden çocuklarımıza Kirmanckî’yi öğretmeye başladım. Olumlu sonuçlar aldım.
O dönemde ne tür oyunlar sahnelediniz?
Grubu 2004 yılında kurduğumuzda, gündemde Dêrsim’de yapılmak istenen barajlar vardı. Bununla yapılacak olan doğa katliamı beni derinden etkilemişti. Dêrsim’in doğası sular altında kalacak, boğulacak, yok olacaktı. Bu konuyu ele alan bir oyun hazırladık. Doğanın, hayvanların dili ile Dêrsim’i anlattık. Oyunumuzda çocuklar hayvan kostümleri içerisinde Kirmanckî konuşuyor ve gerçekleşecek doğa katliamına vurgu yapıyordu.
Bu grup ile dört yıl çalıştınız…
Evet, grubumuz dört yıl boyunca başarılı çalışmalar yürüttü. O günün çocukları büyüdükçe, kimi mesleğe kimi üniversite hayatına geçince yavaş yavaş dağıldı ve sessizliğe büründü. O dönemden kalan hevesimi bu yılın ocak ayında tekrar bir grup kurarak canlandırdım. Bu kez 7-8 yaşında olan çocuklarla grup oluşturdum. Çocuklarımız bu kez de severek, zevk alarak geliyorlar. Bu da doğru yolda olduğumuzu gösteriyor.
Peki çocukların ebeveynleri nasıl yaklaşıyor?
Veliler ilk başta tedirgindiler. Çocuklarını anadillerinden uzak tutmaya çalışıyorlardı. ‘Aman çocuğumuz dilleri karıştırır, diğer dilleri doğru düzgün konuşamaz’ şeklinde son derece yanlış bir kanı vardı. Fakat bilim çoktan ispatlamıştır ki, bir çocuk ne kadar dil bilir ve öğrenirse ve bunu sanatsal olarak geliştirirse, eğitim yaşamında daha başarılı olur.
Başta kızım Lizge olmak üzere, ilk çocuk tiyatro grubundaki öğrencilerim de bu başarıyı gördüğüm için, bunu ailelere anlatmaya çalıştım. Zamanla ailelerin onayını aldım. Mesela bir öğrencimiz, ilk geldiğinde yapamam diyordu. Ama şimdi en büyük başarıyı o gösteriyor. Onlarla emrivaki değil de herhangi bir arkadaşları gibi yaklaşıyorum.
Grubunuzdaki çocuklardan daha öncesinden anadilini bilen var mı?
Altı çocuktan ikisi daha öncesinden anadilini biliyor ve konuşuyor. Örneğin, Omed isimli bir çocuğumuz var; hem Kürtçenin Kurmancî ve Kirmanckî lehçelerini konuşabiliyor, hem de Türkçe ve Almanca biliyor. Omed beni gördüğünde benimle direk Kirmanckî konuşuyor, kızımı gördüğünde Almanca, Kurmancî konuşan biriyle direkt Kurmancî ilişki kuruyor. Onu izlerken her defasında kendisine hayran kalıyorum. Çocuğun babası kendisi ile sadece Kurmancî, annesi sadece Kirmanckî konuşmuş. Türkçeyi çevresinden, Almancayı ise okuldan ve arkadaşlarından öğrenmiş.
Kirmanckî çocuk öykülerini yazdığınızda herhangi bir kaynaktan yararlanıyor musunuz?
Herhangi bir yazı yazdığınızda karşınızdakinin beğeneceği ya da beğenmeyeceği sizi bağlamaz, ama bir çocuk öyküsü yazdığınızda durum değişir. Çocuk öyküsü yazarken çocuk psikolojisi üzerine de yoğunlaşmanız gerekir. Bir çocuğun kapasitesinin neleri kaldırıp neleri kaldıramayacağı birer kriter durumundadır. Mesela oyunlarımıza, ‘ju, di, hire, cor, ponc… ez tora zof haskon’ diyerek hem saymayı öğretiyoruz, hem de sevgiyi öğretiyoruz.
Hikayelerimizde çocukları şiddetten uzak tutmaya özen gösteriyoruz. Onlara dini, dili, tarihi, ulusları, kültürü, sosyal yaşamı çocuk dilinde anlatmamız gerekiyor. Bu nedenle zaman zaman Almanca öykülerden faydalanıyorum.
Yani aynı zamanda eğitim yanına da önem veriyorsunuz…
Evet, eğitimsel yönüne dikkat ediyorum. Yazdığım öyküleri önce Nuh Ateş isminde pedagog olan bir komşuma okutuyorum; yorumlarını, eleştirilerini dikkate alıyorum. Öykülerin çocuklar üzerinde yaratacağı etkiyi iyi bilmek gerekiyor. Mesela öykümün bir bölümünde ‘hayvanlar ölecek’ diye yazmıştım. Bir akşam eve geldiğimde kızım ağlamaklı bir halde; ‘Baba hayvanlar gerçekten ölecek mi?’ diye sordu. Ben şaşkınlık içinde ‘Yok kızım, doğa ve hayvanlar ölmesin diye öyle yazdım’ dedim. O anda yaptığım hatanın farkına vardım. Bundan dolayı çocuklara hitaben yazı yazmak çok zor bir iş.
Önümüzdeki dönem için ne gibi projeleriniz var mı?
Grubumuz henüz yeni. Buna rağmen geçtiğimiz mayıs ayında Frankfurt kentinde gerçekleşen Dêrsim Kültür Festivali’nde ‘Dayê Bavo, zone mi beno vind’ (Anne Baba, Dilim Kayboluyor) adlı oyunla sahne aldı ve büyük beğeni kazandı. Yaz tatili nedeniyle çalışmalarımıza ara verdik.
Gelecekte grup çalışmalarımızı televizyonlara sunmak istiyorum. Dilimizin, kültürümüzün TV ve medya üzerinden yayılması demek, daha kapsamlı ilgi alanı kazanmak demektir. Diğer bir hedefimiz ise kurumlarımızın yardımıyla teknik altyapıyı geliştirmektir. Çocuklar sahnede bir yandan ellerindeki mikrofonla uğraşırken tiyatronun mesajını yeterince veremiyor. Mikrofonu kendisinden sonra diğer arkadaşına devretmek zorunda kaldığı için ister istemez hareketliliği kısıtlanıyor, konsantrasyonu azalıyor, izleyicide dikkatler dağılıyor, dolayısıyla oyunun akışını engelliyor.
Çocuklarda ezber yeteneği çok güçlüdür. Sen çocuğa olayı anlattığın takdirde, sahnede ne yapması gerektiğini çok iyi anlıyor. Dolayısıyla kelime hazinesi ister istemez kendiliğinden gelişiyor. Çocuk hem dilini öğreniyor hem de kendisini topluma ispatlama ihtiyacını karşılıyor. Bu, anlamlı iki kazanımdır.
Anadilimiz sadece kilam dili olmasın
Kirmanckî’nin geliştirilmesi için neler yapılabilir?
Bugünkü haliyle baktığımızda Kirmanckî sadece şiir ve kilam dilidir. Genellikle yaşlılarımızın kullandığı dildir. Fakat bir dilin yaşatılması için, o dilin çocuk dili olması lazım. Böyle olursa dilin yaşama imkanı hep var olacaktır. Aynı zamanda eğitim, ekonomi, bilim, sanat dili haline gelmesi gerekiyor. Özellikle sanat ve edebiyat alanında çocuklarımıza bir eğitim ve kimlik zemini yaratmak zorundayız. Anadilimizde çocuk albümleri, çocuk hikayeleri, çocuk oyunları, çocuk kitapları ve benzeri eğitim materyalleri hazırlamalıyız. Bu konuda kurumlarımız daha duyarlı olmalı. Aileler de çocuklarıyla anadilde konuşmalı. Eğer velilerimiz bizleri desteklemek ve çocuklarını tiyatro grubumuza katmak istiyorlarsa, her zaman bize ulaşabilirler. Kursumuz; Rüsselsheim kentinde bulunan Kürt Kültür Derneği’nde Salı günleri saat 16:30-18:00 saatlerinde veriliyor.
NİHAL BAYRAM/MAINZ