"Algı bozmak." Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın, bir televizyon programında HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş için kullandığı söz bu.  

Aslında doğru. 

Demirtaş gerçekten de algı bozuyor. Sadece algı bozmakla yetinse neyse. Oyun bozuyor, hesap bozuyor.

Nasıl mı?

AKP ve medyası, uzun süredir Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yakında "silahları tümden bırakma" çağrısı yapacağı algısı oluşturmaya çalışıyor. 

Bir taraftan bu algı operasyonuyla Kürtleri beklentide tutmayı öte yandan sahaya inerek maça 1-0 önde başlamayı planlıyordu. 

HDP heyetinin İmralı dönüşü açıklama yapmamasına rağmen yandaş medya "Tahkim edilmiş ateşkes açıklaması gelecek'' demeye başladı. Hatta hükümet ile HDP’nin "ortak açıklama" yapacağını iddia ediyorlar. 

Ancak ortada böylesi bir gelişmenin yaşanacağına dair somut bir veri yok! 

Demirtaş, "Önümüzdeki günlerde yapılacak açıklama çok büyük gelişmelere yol açacak gibi kimse beklentinin içine girmesin. Rutin devam ediyor. Olağanüstü bir çağrı, olağanüstü bir gelişme olmayacak" dedi ve bin bir hileyle "oluşturulan" algı bozuldu. 

Demirtaş algı bozan oldu.  

PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan da geçen hafta verdiği bir mülakatta "Süreç ile seçim süreci birleşmiştir" diyerek, İmralı’daki sürecin takip edileceğini ancak asıl sürecin "seçim süreci" olduğunu söylemişti.  

Yani aslında Demirtaş bir gerçeği "yeniden" ifade etti ama bununla, AKP’nin seçim hesaplarını bozmuş oluyor.  

AKP, illizyonla, göz boyamayla "işler iyi gidiyor" algısı oluşturmak istiyor. Seçim stratejisi şu: "tüm kesimleri uyutma, oyalama, beklenti içine koyma, fırsattan istifade seçimi kazanma". 

Sihirli dokunuş, "büyüyü bozdu" diye düşünen Akdoğan’ın Demirtaş’a veryansın etmesinin nedeni bu. 

"Niye halkı uyandırıyorsun?" diye serzenişte bulunuyor.   

"Bardağın dolu tarafını görelim" diyor, Akdoğan. Bardağın kimin için dolu, kimin için boş olduğu ise gözler önünde. 

Kürtlerin, Ermenilerin, Alevilerin, emekçilerin, memurların, işçilerin, emeklilerin… kimin bardağı dolu, bardağın ne kadarı dolu?

Akdoğan’ın "bardağın dolu tarafı" söylemi, R. Tayyip Erdoğan’ın bir dönemler Kürt sorununu tarif ederken kullandığı "düşünmezsen yoktur" filozofvari(!) bakışa eş değer bir söylem. Akdoğan da "olumlu bakın, düşünürseniz doludur" demeye getiriyor. Kendileri gerçekçi olurken, başkalarına "polyanacılığı" salık veriyorlar. 

Akdoğan, "tünelin sonundaki ışığı görüyorum" diyor ve hepimizin buna inanmasını istiyor. Ancak Demirtaş, "daha müzakerelere bile başlanmadı" dedi. Yani tünelin sonunda gördüğünü sandığın ışık, "tünelin başında bekleyen tren" demiş oldu.    

HDP doğru yolda. Eğer HDP, daha çok hesap bozarsa, algı bozarsa AKP’nin toplumdaki inandırıcılığı ciddi anlamda zarar görecek. Bu, elbette ki sandığa da yansıyacaktır. 

AKP’nin korkusu da bu zaten. 

Demek ki bu korkunun üzerine "daha fazla" gitmek gerekiyor. 

Alevilere, emekçilere, memurlara, Ermenilere, işçiye-işsize, kadınlara ve gençlere… Kısacası her toplumsal kesime yönelik AKP’nin algı operasyonlarını, beklenti yaratma aldatmacasını boşa çıkarmak gerekiyor.

"Bana oy verin seçim sonrası bakarız" aldatmacası bu sefer başarısız olabilir. Ancak bunun için yanlış algıyı, karşı algıyla yıkmak gerekiyor. Eğer doğru algı yaratma hamlesiyle etkili yanıtlar verilirse, AKP’nin 7 Haziran’da işi çok zor olacak. 

Erdoğan’ın oyuna girmesi, "sahaya" inmesi de AKP’yi kurtaramayacak…