Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra cuma akşamı Mannheim’a varıyoruz. Festival alanını geziyorum. Devasa bir yer.
Ertesi gün gelecek olan katılımcılara hizmet vermek için, çadırlarda çalışan fedakar emekçiler. Gözüme ilk çarpan yüzlerindeki huzur oluyor. Çadırlarını kuran emekçiler, hemen yanındaki arkadaşlarının yardımına da koşuyor.
Festival alanı, komünal bir köyü anımsatıyor adeta. İnsanlar bir yandan çalışırken bir yandan da stranlarını söylüyor. Daha önceki festivallerde görmüş olduğum arkadaşlar, hummalı bir çalışma içinde. Kimisi kavurma yapmak için tencereyi temizlerken, kimisi ise etleri şişlere geçiriyor.
Gecenin karanlığında 70-80 kilo ağırlığında bir döneri sırtlayıp Duisburg standına götüren Hızni arkadaşla karşılaşıyorum. Kan ter içinde gülümseyerek selamımızı alıyor.  Gittiğim her çadırda, Yeni Özgür Politika’dan geldiğimi söyleyince büyük bir sevgiyle karşılanıyorum. Her çadırda istisnasız „Yarın festivale kaç kişi gelir“ sorusu söyleniyor.

Koçer yaşamı gibi

Mis gibi kokan çorbanın kokusunu takip ederek Viyan Köln Kadın Meclisi’nin çadırına varıyoruz. Kaynayan çorbanın başındaki kadınlar, etrafa dağılmış eşyalar, bir an Faraşin yaylasındaki Koçer yaşamını anımsatıyor. Her şey o kadar doğal, her şey o kadar sade ki. Bunca yorgunluğa rağmen bizi güler yüzle karşılayan insanlar bu enerjiyi nereden alıyor? Bir mangalın başında ateş yakarak ısınmaya çalışan Kürdistanlıların konuğu oluyorum. Sabahın erken saatlerinde yapacakları yemeğin ateşiymiş meğer.
Çocuklarını uykuya yatırır gibi kitaplarını özenle standa yerleştiren Mezopotamya Yayınları’nın emektarı Ali gözüme çarpıyor.
Uzakta bir ateş dikkatimi çekiyor. Gidip baktığımda uzun yürüyüşe katılan gençlerin yaktığı ateş olduğunu görüyorum. Türk faşistleri ve polisin provokasyonlarına aldırış etmeden bir haftalık uzun yürüyüşü noktalamışlar. Kimilerinin ayakları şişmiş, kimisi polisin sıktığı biber gazından etkinlenmiş.
Artık yeni bir günün başlamasına kısa bir zaman kadı. Güneş ışığı ile birlikte Kürtler ve dostları festival alanına akın ediyor. Devasa alan yavaş yavaş sarı, kırmızı ve yeşil renklere bürünüyor.
Herkes gölgelik bir yer kapma telaşında. Herkesin yüzünde bir gülümseme. Öğleden sonra ise artık devasa alan tam bir insan deryasına dönüşüyor.
Soğuk içecek ve karpuz satanlar için oldukça karlı bir festival. Tonlarca karpuz kısa bir süre içerisinde tükeniyor.
İnsan ummanı dalgalanıyor
Festivalde zaman ilerliyor. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın konuşmasını Kürdistanlılar pür dikkat dinliyor. Ardından, BDP Eşbaşkanı Demirtaş sahneye çıkıyor. Demirtaş’ın sahneye çıkmasıyla, insan ummanında dev bir dalga oluşuyor. Sevinçten ağlayanlar, tilili çekenler, ona ulaşıp sarılmak isteyenler, bağıranlar, zafer işareti yapanlar, slogan atanlar... Kürdistanlılar adeta Demirtaş’ı bağrına basıyor. 
Akşam saatleri yaklaşıyor. Herkes yavaş yavaş toparlanıyor. Festival alanında yine çöp dağları oluşuyor. Her sene bunca söyleme ve ricaya rağmen, festivale katılanlar yine etrafında hiç de hoş olmayan bir görüntü bırakarak alandan uzaklaşıyor. Onlar giderken, gönüllüler, ellerinde çöp torbaları ile etrafı temizleyecek. Akşam herkes yollara düşerken, alanı en son terkedenler stand görevlileri ve alanı temizleyen gönüller oluyor.


M. ZAHİT EKİNCİ/MANNHEIM