Bir damla Mecbure, bir damla Öner… Bir damla Kerim, Nigar, Fuat… Canını damla damla eriten bir insanın her damlası bir hakikat zerresidir.
Bir Gönül damlası var hepimizin gönlünde… Önder Abdullah Öcalan’ın hakikatini yol bilmiş, hakikat yolu bilmiş ve hakikatin izinden adım adım ilerlerken, adım adım kendini katmış bir Gönül. Ellerini katmış, ayaklarını katmış. Sırma saçlarını katmış sonra. Yüreğini de katmış. Gençliğinin körpe zamanlarını değil sadece, bir ömrün çelişkilerini, coşkularını, hüzünlerini, güzelliklerini, acıları, mutluluklarını, hayatın anlamının en küçük evren zerresine yerleşen gerçeğini katmış. Daha fazla verilecek şeyi olduğundan hiçbir zaman şaşmamış. Bugün de damla damla süzüyor kendini.
Yaşam haklarının engellenmesine karşı kendi yaşam haklarından vazgeçmek, bunu bir eylemle insanlığa duyurmak için açlık grevleri başlatıldı. Kendini katışın, kaygısız, hesapsız, karşılıksız ve beklentisiz verişin büyük bir örneğidir bu eylemler. Zindanlarda başlatılan eylemler yanında, birey özgürlüklerinin en fazla yaşandığı söylenen, “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” sloganlarıyla dünyaya sesini duyuran bir ülkenin Fransa’nın Strasbourg kentinde başlatılan açlık grevi eylemleri 46. günü geride bıraktı.
Tasavvuf felsefesindeki inzivaları düşünüyorum. Hakikat arayışı, kaçınılmaz olduğunda, onunla bütünleşme çabasının ilk eylemidir inziva. Fazlalıklardan kurtulma adımı. Kendi iç sesini duymayı engelleyen dış seslerden uzaklaşma eğilimi. Önderliğin özgürlüğünün bizim özgürlüğümüz olduğunu en iyi kanıtlayan bu eylem, özgür olmayan tüm yaşamlardan elçekmenin saygın girişimidir.
Bu inziva dönemlerine kırk günlük süreden dolayı çile (Kürtçe kırk=çil) denmektedir. Bu süre bir sufinin, kendini dış seslerden uzaklaştırması, ruhunu dinginleştirmesi, arınması ve hakikat aşkını yüreğinin derinliklerinde duyumsaması için kırk günlük bir süre uygun görülmektedir. Kırk günlük nefs terbiyesi, insan-ı kâmil olmanın, peygamberlerin cihad-ı ekber (büyük savaş) dedikleri nefs savaşından başarıyla çıkmanın önemli bir ölçüsüdür. İkinci bir çileye girmek nadiren gelişen ve büyük saygınlık yaratan bir durumdur. Kendini eriterek fenafillah ya da nirvana seviyesine ulaşma yönelişidir.
Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi üyeleri bu kırk günlük süreyi aşmıştır. Bu arınma sürecini aşmış olmanın getirdiği durumlar ise giderek ağırlaşan bir tarzda ortaya çıkmaktadır. Arınma eylemi arındırma eylemini de birlikte getirmektedir. Avrupa ülkelerinin ve insan hakları kuruluşlarının harekete geçmesi, eylemcilerin istemlerini dinlemesi ve bu doğrultuda girişimlerde bulunması gerekmektedir. Varsa bir kişisel haklar savunması, bu ancak eylemcilerin kişisel ve kolektif olan istemlerine kulak vermekle gerçek olabilir. 
Açlık grevi eylemcileri mevcut durumda tedaviyi kabul etmiyorlar. Eylem gerekçeleri ortadan kalkmadan tedavi olmanın eylemin anlamını bitireceğine inanıyorlar. Bireysel olarak tedaviyi kabul etmenin, eylemi yaratan kolektif gerekçeleri yok sayacağına inanıyorlar. İşte Avrupa hukukunun anlamadığı ve hiçbir zaman da anlayamayacağı da budur. 
Avrupa devlet yetkilileri bu durum için “handikapımız” demiş. Handikap sistemin tamamındadır. Mevcut sistemin kendisi insanlığın handikabıdır. Önder Abdullah Öcalan’ın yasadışı bir komployla Türkiye devletine teslim edilmesine ortak olan Avrupa ülkelerinin yaşadığı sistemsel bunalım, hukuk bunalımı tam bir çıkmazdadır. Kürt halkının kolektif haklarının ihlalini bunca destekleyen, tüm baskılara-soykırımlara göz yuman, yine Öcalan’ın yasadışı bir komployla kaçırılışına devletsel destek veren, uluslararası kurumlarıyla İmralı sistemindeki bir yıla varan tecrit ve işkenceyi önleyemeyen(!) komiteleriyle ve hukuk dışılık yapan devletlerin kişisel haklardan söz etmeleri, son olarak da eylemci arkadaşların tedaviyi kabul etmemelerini kendi handikapları olarak görmeleri anlaşılır değildir. Sözümona, birey iradesi esas alındığından tedavi kabul etmeyen eylemcilere müdahale edilemiyormuş.
Özgür birey gerçeği Avrupa’nın kısırlaştırılmış birey algısından biraz daha farklıdır. Eylemleriyle bunu da kanıtlayan inisiyatif üyesi on beş can, özgür birey olmanın gerçek anlamını da öğretiyorlar. Her biri bir can parçası, her biri bizim parçamız. Onların bedenlerinde hepimizin insanlığı, hepimizin yüreği damla damla eriyor özgürlük uğruna.
O bireyler özgürlük istiyor. O bireyler Önder Abdullah Öcalan’la yaşamak istiyor. O bireyler, milyonların İmralı’da bir hücrede toplanmasına karşı özgürlük istiyor. O bireyler aslında milyonların istemlerini kendi mütevazı bedenlerinde, yüreklerinde toplamış ve hepimizin sesinden haykırıyor.