Almanya Gündemi
Beklenen oldu...
Köln olayı, farklı hedefler doğrultusunda manipüle edilerek istenen temel amacına ulaştı. Mülteci yasası sertleştiriliyor, fakat bunun yanında uzun bir süredir tartışılan cinsel suçlarla ilgili ceza yasasında öngörülen değişiklikleri içeren yasa tasarısı da tozlu raflardan indirilip Federal Meclis gündemine getirildi. Olay günü kadınların yaşadığı travma ise şimdiye kadar tartışmaların sadece yan öğesi olarak kaldı.
Son bir haftadır gerek yazılı gerekse görsel medyada yoğun bir şekilde işlenen "Köln’de yılbaşı gecesi meydana gelen taciz ve gasp olayı" asıl tartışılması gereken noktadan saptırılarak, politika ve propaganda malzemesi haline getirildi. Olayda birçok soru işareti bulunmasına rağmen, toplumun algısı mülteciler ve kadınların nasıl davranmaları gerektiği tartışmalarına yöneltildi. Memleketin birinci gündemi olarak farklı başlıklar halinde tartışılan olayın ardındaki sis perdesi hala aralanmış değil, zira bizi suçun kasıtlı olarak mı engellenmediği düşüncesine götürecek birçok emare var. Kaldı ki, daha sonra yapılan açıklamalarda suçu işleyenlerden bir kısmının polis tarafından bilinen şahıslar olduğu ortaya çıkmıştı. (Bindiğim tramvaylarda sık sık polis anonsu yapılır. Anonsta tramvayın hareket ettiği istikamette gaspçıların tespit edildiği ve vatandaşların eşyalarına dikkat etmeleri uyarısı yapılır. Tren garında ise neredeyse her gün buna benzer anonslar yapılıyor.)
Olayı tam bir muammaya çeviren durum en başta Köln polisinin tuttuğu farklı raporlar. Hazırlanan ilk raporda suç kayıtlara geçmezken, daha sonradan bambaşka bir rapor sunuluyor. Kamuoyuna geç bilgi verilme nedeni ise; devletin mülteci politikasının zarar görmemesi adına, kamuoyunda mültecilere karşı tartışma yaratmamak olarak izah ediliyor. Oysaki suçu işleyenlerin etnik kimlikleri özellikle vurgulanarak zaten bu tartışmaların önü açıldı. Daha önemlisi savaş mağduru birçok mülteci saldırı tehdidi altında. Köln’deki olayların ardından mültecilere saldırılar daha da alenileşti.
Aşırı sağcılar ‘kadınları biz koruyacağız’ gibi yersiz bir şiarla tekrardan sokaklara döküldü.
Hükümetin yaşanan kaosa katkısı ise mülteci yasasında yapacağı sert değişiklikler. Yapılması planlanan değişiklikler kamu güvenliğini sağlamadan ziyade, mülteci alımının sınırlandırılması ve kontrollerin artırılması hedeflerini taşıyor. Hükümetin politika, aşırı sağcıların ise histerik gösterilerine propaganda malzemesi haline dönüşen Köln olayında üstüne gidilmesi gereken birçok nokta es geçiliyor.
Verilere göre olayla ilgili şimdiye kadar 516 başvuru yapıldı, başvuruların neredeyse yarısı cinsel tacize yönelik. Başvurular arttıkça histerikleşen tartışmalar da artıyor. Özellikle konservatif çevreler tarafından dile getirilen kadının giyim ve davranış rehberi olaya ne kadar sığ yaklaşıldığının önemli bir göstergesi. Öyle ki; kalabalık etkinliklerde giyime özen göstermek, yabancı erkeklerden uzak durmak, belli normlarda davranmak gibi öneriler ciddi ciddi gündeme geliyor. Diğer taraftan, sanki tek sorun kadınların mini etek giyme özgürlüğüymüş gibi yapay bir gündem de yaratılmaya çalışılıyor. Oysa Köln olaylarından sonra bir kez daha cinsel suçlara karşı yasada yapılacak değişikliklerin onanması zaruriyet kazandı. Meclis gündeminde Haziran’dan bu yana bekleyen cinsel suçlara karşı yasa tasarısı popüler gündemdeki yerini alamadığı için bekletiliyordu. Köln olayları sonrası tekrar gündeme getirilen yasa tasarısında yapılması planlanan en önemli değişiklik kadının şiddet gördüğünü beyan etmesinin yeterli olacak olması. Zira bir kadının cinsel şiddete maruz kaldığını ispatlaması gerekiyor.
Gelişmekte olan ülkelerde yaşanan kanlı savaşlar ve yarattığı zaruri göçler toplumsal dengeyi tarumar ediyor. Sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin yarattığı kaos ise giderek derinleşiyor, akabinde suç oranları da artıyor. Almanya’da son dönemlerde yaşananlar bunun en belirgin örneklerinden sadece biri. Bu gibi durumların yükü ne mültecilere ne de kadınlara yüklenmemeli. Zira hükümetin de, aşırı sağcıların da izlediği politika bu yönde.