Bir toplum, bir halk değer yargılarına sahip çıktığı oranında ayak kalır, çağdaş toplumların içerisinde yerini alabilir. Değer yargıları rotasında çıkarsa, dejenere olursa o halkın onuru erezyona uğrar ve sonunda yok olmaya mahkumdur. Egemenler, o halkı istediği şekilde yönlendirir. Tabir caizse "mal” gibi güder.

Değerlerin başında: vatan sevgisi, vatana bağlılık,... ve faşizan baskılara karşı çıkmak kavramı gelir. Bu uğurda ölenlere de şehit denir.
Geçen aylarda Soma’da yaşam odası olmadığı için 301 işçi, kömür ocağında öldüler. Hükümet yandaşların ortak olduğu kömür işletmesinde fazla kar elde edebilmeleri için, fazla maliyeti olan yaşam odası yapılmamıştı. Şimdi çalışmaya yeniden başladı. Ama yaşam odası yine yok.
Bugünün Cumhurbaşkanı, o günün Başbakanı Erdoğan, "bu kazalar onların fıtratında vardır” diyerek kaderciliği öne sürüyordu. Kaderi yazan Allah(!) elde ne gelir dercesine.
Sayın Erdoğan’ın okul arkadaşı rezidansını yaptırırken, bozuk olduğu, günler önce ayan beyan olan asansör yere çakılmıştı. On emekçi kardeşimiz ölmüştü. Başbakan Davutoğlu, "Ölen bu vatandaşlarımız şehittir. Keza Soma’da ölen 301 işçimizde şehittir” demişti. Ölenlerin sahiplerine demek istiyor ki: ‘Ne mutlu onlara, çünkü onlar şehit oldular.’ IŞİD grubuna katılanlardan biri yakalanmıştı. Yapılan sorguda: "Şehit olsaydım Cennet’te gidip Peygamberimizle yemek yiyecektim, O’nun elinde kaşık şimdi beni bekliyor” demiş. Şehit olmak öyle basit değildir. Bir zamanlar Rahmetli Aziz Nesin Zübük” isimli bir dergi çıkarıyordu. Böylelerine " ne şehit oldu, ne gazi pisi pisine gitti bizim Niyazi”
Şehitlik öyle basit değildir!
Küresel güçler ve yerli işbirlikçiler Türkiye, KDP gibiler hedef aldığı toplumu, halkı parçalar; değer yargılarıyla oynar, ötekileştirirler. Geçim kaynaklarını ve yaşadıkları yurtlarından mahrum bırakırlar. Şengal, Rojava, Kobanê ve Kuzey Kürdistan’da yapılmakta olan barajların yapımıyla insansızlaşacak Kürdistan. Bunların önüne geçmek için verilen mücadelede ölen kişilere şehit denir.
Ülke topraklarını, kadınları, ezilmiş halkların değerlerini,  tecavüz kültürünün kıskacından korumak ve kurtarmak için verilen uğraşta ölenlere şehit denir.
Bugün Kobanê şahsında Kürt halkının her santim toprağına ve tüm değerlerine tecavüz girişimi bulunmaktadır. Gözünü kulağını Kobanê’ye kapamak onursuzluktur, sömürü ve tecavüzü durdurmamak ahlak dışılıktır. Bu uğurda ölen ise şehittir.
Başbakan Davutoğlu’na göre, Türk ve Arap güçlerin ve devşirmelerinin Kürt halkını tarihten silmek için kurdukları kutsal(!) ittifak içindekiler ölürlerse de şehittir.
Bu notu yazmadan edemeyeceğim: 1936’da 17 yaşlarında iken İspanya’da Franco faşistlerine karşı mücadele veren ve şimdi 95’e merdiven dayamış Willy Hoca Kobanê’de olup bitenlere isyan ediyor. Y. Özgür Politika yazarı Sayın Murat Çakır’la yaptığı bir telefon konuşmasında "Sosyalistler, komünistler ne güne duruyor” diye göreve çağırıyor. Günlerdir, Şengal’da, Kobanê’de olup biten bu soykırıma, vahşete seyirci kalan Barzani ve yönetimine söylenecek bir söz var mı bilemiyorum?