Kürt cesaretinin, Kürt yiğitliğinin, Kürt direnişinin sembolü olan Mahsum Korkmaz; yani komutan Egît…

Yıllar önce onu katleden ceberut devlet, cansız bedenini kör olan rejimin vicdan çöplüğü olan Newala Qeseba’ya helikopterden attı.  O kör olası rejimin ölüm kuşları Newala Qeseba göklerinde dolanıyor hala.
Dün ise efsanevi gerilla komutanı Mahsum Korkmaz’ın Lice’de yapılan büstü askerler tarafından yıkıldı. Büste sahip çıkan halka gerçek mermilerle ateş açarak, Mehdin Taşkın isimli bir genci katlettiler.  
Heykeli yıkarak hınçlarını alamayan askerler, heykelin bulunduğu şehitliği ateşe vererek, ağır silahlar, zırhlı araçlar, gaz bombaları ve helikopterlerle operasyonu yürüttüler. Bu görüntüler ne Lice için ne de Kürdistan halkı için bir ilk değildi. Hele servis edilen bir fotoğraf, devlet aklının, devlet zihniyetinin, devletin sömürge anlayışının hiçbir zaman değişmediği, değişmeyeceği yönündeydi. Egît’in büstünü parçalayanlar, büstün üzerine postallarıyla basıp fotoğraf çektirmişlerdi. Tıpkı 90’lı yıllarda gerilla cesetlerine postallarıyla basıp fotoğraf çektiren ağabeyleri olan JİTEM’ciler gibi…
Yaşanan bu saldırıyı, “bir heykele müdahale edildi, süreç baltalanıyor, AKP iktidarı sorumludur, valla o heykeli oraya kim dikti haberimiz yok!” demek tek başına yeterli gelmiyor. Bu saldırı Kürt halkının değerlerine saldırıdır.
Kürdistan’da hangi taşı kaldırsanız insan kemiklerine rastlarsınız. Kürt halkının yiğit evlatları katledilip, cansız bedenleri taşların, karakolların, kuyuların, çöplüklerin içine atılmıştır; hala mezarlarının nerede olduğu bilinmiyor. Ayrıca Kürt halkının en büyük değerleri şehitleridir. Şehitlerin var olan mezarlarını yakıp, yıkmak o halkın onuruyla oynamaktır.  
Sömürgeciler için Egît’in dikilen anıtı sadece bir heykel olabilir. Zaten kuvvet taşta değil, o taşa can verende. Egît’in büstünü yıkabilirler ama onun kişiliğini, cesaretini, direnişini asla yıkamazlar.
Kürt halkının onuru Egît’in heykeline tahammül edemeyenler, her gün kendi yarattıkları katliamcılarının heykellerini, büstlerini dikiyorlar.
Dersim Katliamı’nın öncülerinden Sabiha Gökçen, kendi kullandığı uçakla Dersim halkını bombalarken, keyifle bunu anlatmaktadır. Arşivlerde var.
Mustafa Muğlalı, Van’ın Özalp ilçesinde 33 masum Kürt vatandaşını hunharca katletmiştir. Arşivlerde var.
Esat Oktay Yıldıran, Diyarbakır Cezaevi’nde binlerce Kürt, sosyalist insana işkenceyle katliam uygulamıştır. Tanıkları hala yaşıyor.
Abdullah Alpdoğan, Dersim katliamının yine baş aktörlerindendir.
Yine Zilan’da Albay Derviş, Koçgiri’de Sakallı Nurettin Paşa, yaptıkları katliamlarla tarihte bilinmektedir.
TC devletinin katliamlarını ve katliamcılarını yazmaya kalksam, sayfalar yetmez. Ama bu insanların isimleri caddelere, sokaklara, okullara, köprülere, havalimanlarına verildi.
Biliyoruz ki, hatırlama kültürünün gelişmediği veya böyle bir kültürün yeşermesine izin verilmediği toplumlarda insan yaşamına saygı gösterilmediği gibi, bu konuda hassasiyet gelişmesine de izin verilmez. Bu nedenle tüm faşist rejimlerin, insan hak ve hukuku düşmanı yönetimlerin insan hafızasında hedeflediği ve yaptığı ilk şey; suçlarını unutturmak ve onları hatırlamaya çalışanlara karşı gaddarca davranmaktır. Tıpkı TC devletinin Kürdistan’da Kürtlere yaptığı gibi, Ermenilere yaptığı gibi, Alevilere yaptığı gibi…
Heykelleri yıkabilirler ama unutmasınlar ki, biz hep hatırlayacağız, evlatlarımızı, yoldaşlarımızı hep hatırlayacağız. Hatırladıkça da ayakta duracağız.