Kendilerini kurtarmadıkça bir toplumun kurtarıcısı olamayacaklarını anlamışlar onlar. Ve onların kavgasını en anlamlı kılan yönlerden biri de bu. Yeni yaşama giden yol böyle döşeniyor.

İnsanlar retlerini ortaya koymaya başladıkları andan itibaren Kürdistan gibi alternatifi olan bir toplumda ortada kalmıyorlar. Bir hayır, bir cesur adım yetiyor bambaşka bir dünyaya yol almaya, özgürlüğe doğru ilerlemeye. En çok da kadınların ihtiyacı var buna. Bu asırda, bu kadar mücadeleden sonra bile hala toplumumuzda kadın üzerindeki egemenlikli yaklaşımlar kendini gösteriyor. Ve kadınlar erkek dünyasının kendini kurumsallaştıramadığı tek yere, özgürlüğün hem hafızalarda hem de güncelde karşılığı olan dağlarda buluyorlar özgürlüğü. Bakın nasıl da kendileri oluyor, nasıl da güzelleşiyorlar…
İşte bu kadınlardan biri Ronahî.

Çocukluğumdan bir şey anlamadım…

Ronahî, Rojava 1991 yılında, Dirbesiye’de dünyaya gelmiş. Fakir bir ailede doğmuş. İki erkek, dört kız çocuktan oluşan aileyi annesi el işleri yaparak geçindiriyormuş. Babasının bir katkısı olmuyormuş eve.
Ronahî çocukluğunu feodal, kadının namus sayıldığı bir toplumsal ortamda hep evde geçirmiş. “Ben çocukluğumdan bir şey anlamadım. Çünkü evden çıkmadım. Ailede hep, ‘aman kızlarımıza laf gelmesin’ diye bir psikoloji vardı. O yüzden de dışarıyla ilişkilerimiz hemen hemen hiç yoktu” diyor. Çok kısa süren ilkokul yıllarında biraz dışarı çıkmış sayıyor kendini ama o da evden okula, okuldan eve…
Kadınlığa dair ilk çelişkilerini babasının annesini dövmesi ve annesinin çektiği acılar oluşturmuş. Kadınların kapatılması, erkek çocukları gibi dışarıya çıkamaması çocuk aklına bir türlü yatmamış. Ancak içten gelişen bu isyan toplumsal gelenekler ve hakim aile yaklaşımı nedeniyle bastırılmış.
Gençlik döneminde babasında değişimlerin olduğunu ve kendini dine verdiğini anlatıyor. Ronahî de bulunduğu ortamdan ve tabii ki büyük oranda babasından etkilenerek dine yönelmiş. Namaz kılmaya ve Kur'an okumaya başlamış. Ronahî çok sessiz ve neredeyse konuşmayı unutmuş biri olduğunu anlatıyor. “Çünkü çevremde konuşacak kimse yoktu” diyor.  Çocukluğundaki tek arkadaşı Arap komşularının kızıymış. Tek arkadaşıyla da bir süre sonra erkek kardeşleri var diye görüşmesini yasaklamışlar.
Kız kardeşini on dört yaşındayken otuz beş yaşında bir adamla evlendirmişler. Onun da sürekli dayak yediğini görmüş Ronahî. Evlilik kurumuna karşı çelişkileri ve erkeğe karşı öfkesi o yıllarda derinleşmiş. “Neden adalet yok, neden kadınla erkek eşit olamıyor” diye düşündüğü yıllardır ama bunları hep içinden tartışmaktadır.
Bir kadını dağlara kadar taşıyacak bir çelişkidir bu…
2009 yılında, on sekiz yaşındayken zorla amcasının oğluyla evlendirmişler. Ronahî istememiş önce ama ailenin baskısı ve bunun en iyi kurtuluş olduğunu telkin etmeleriyle kabullenmiş çaresiz. Ağlaya ağlaya gitmiş…
“Evlendiğim gün bedenim oradaydı, ama ruhum orada değildi. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Engel olamıyordum. Evlendikten sonra eşimin evinin olduğu Hama’ya gittim. Evliliğimizin üzerinden bir ay geçmeden dayak başladı. İlk dayak yediğimde şok olmuştum. ‘Ben böyle bir insanın yanında kalamam’ dedim kendi kendime” diye anlatıyor evliliğe adım atışını.
Bir süre sonra hamile kalıyor Ronahî ve hamile olduğu süreçte de eşinin şiddeti devam ediyor. Sudan bahanelerle gelişen kavgaların sonu hep dayakla bitiyormuş. O, bu kavgaların hepsinin erkeğin kendi hakimiyetini hatırlatma, kurma çabası olduğunu söylüyor. Kavgalar, şiddet dayanılmaz olunca ailesinin yanına, Dirbesiye’ye gidiyor. Annesi ve babası sahip çıkıyorlar ona. Çocuğu burada doğuyor Ronahî’nin.  Çocuk olduktan sonra eşi çocuğu görmeye geliyor. Görme bahanesiyle kaçırıp götürüyor çocuğu. Aylarca uğraşıyor çocuğunu geri almak için ama vermiyorlar.

Dara şikesti…

O süreçte YPG-YPJ ile tanışıyor. Rojava devrimi olmuş, birçok yerde kurumlaşmalar oluşmuş. Ronahî bulunduğu yerde kurulan meclise gidip geliyor. Zorlanınca, daralınca, acılarını dinleyecek, kendisine destek olacak birilerini arayınca gidiyor yanlarına. Bu süreçte PKK’yi, Kürt Halk Önderini tanıyor. Bu kadınların mücadeleciliklerinden, savaşmalarından ve kendini ifade etmelerinden çok etkileniyor. Kısa sürede çok seviyor onları. “Çok iyi arkadaşlardı, etkilendim. İlk defa arkadaşlarım oldu” diyor Ronahî.
Meclisteki arkadaşlarının yardımıyla çocuğunu getirtiyor ve o da geri vermiyor çocuğu babasına. O geceyi anlattığında: “Çocuğum kucağımdaydı. Göğsümde uyudu. Hiç ağlamıyordu. Öyle huzurluydum ki” diye iç çekiyor. Ondan sonra meclise daha sık gidip geliyor. “Arkadaşlara sorduğum sorulardan biri de ‘annesinin, eşinin dediğini yapmayan cehenneme gider’ diyorlardı bu doğru mudur?” derken gülüyor kendi kendine.
“Dara şikesti” derler ya öyle bir psikoloji ile yaşıyor ya da yaşamaya çalışıyor. Kadını doğası gereği eksik ve zayıf görüyor. Düşünce ve duygularına kodlanmış bu fikirleri atmakta zorlanıyor uzun süre. Yaşadıklarını unutmak ve bir şeyler yapmak için kadın meclisinde çalışmalara katılıyor. Bu süreçte meclise sürekli kadınlar gelip gidiyor. Rojava Devrimi'nden sonra kadınların zorla evlendirilmesi, başlık parası gibi uygulamalar kaldırılıyor. Bin yılların geleneksel yapısı kolay kolay kabul etmese de değişimi kadınların arkasında bir güç olduğunun görülmesiyle kadınlar daha güvenli, erkekler daha dikkatli oluyorlar. Elbette ki değişimler yavaş yavaş gösteriyor kendini.
Bir süre sonra bir eğitime gidiyor. Eğitime gidişini şöyle anlatıyor: “Dünyayı görmek istiyordum. Dilim olsaydı kendimi savunabilirdim. Bu yaşadıklarımı yaşamazdım. Eğitimde anladım ki kadın olarak çok eziliyoruz. Kadın tarihi beni çok etkiledi. On beş gün boyunca ağzıma lokma koyamadım. Mücadele edenleri öğrendikçe utanıyordum yaşadıklarımdan. PKK tarihini öğrenince bambaşka bir dünya olduğunu anladım.”
Bir süre sonra edindiği bilinç ve gelişen arayışları onu gerilla olma kararına götürüyor. Rojava’da kalıp orada da savaşabilir ama Kürdistan dağlarında YJA Star saflarında savaşmak istiyor ve onlarla bağlantıya geçiyor. Kararını tam netleştirmesi için ona biraz süre tanıyorlar.

Boş ol! Boş ol! Boş ol!

Bu arada eve hatır istemeye gidiyor ama ailesine söyleyemiyor uzun süre. Eşinden boşanmak istediğini anlatıp yardım etmelerini istiyor. Ronahî,  “Partiye katılacaktım. Bir gün şehit düşersem onun soyadını taşımak istemiyordum” diyor.  
YPG’lilerin yanına gidiyor ve onlardan eşini bulup getirmelerini ve ondan boşanmak istediğini söylüyor. Yaşadıklarını anlatıyor. Bu arada kendi çabalarıyla da eşini bulmaya çalışıyor ve buluyor. Anne ve babasını alarak onun olduğu eve gidiyor. Adeta basıyor evi ve boşanmak istediğini söylüyor. Adamın onun bu sözlerine ilk tepkisi “bak bu partiyi tanımış, dili uzamış” şeklinde oluyor. Kendine güven kazanmış olan Ronahî; “Evet, biz Önderlikten konuşmayı öğrendik” diyor gururla. Asayişi arıyorlar, YPG’liler geliyor. Eşi boşanmaya yanaşmıyor, zora sürüyor işi. Kaçıp gidiyor, asayiş onu geri getiriyor vs. “Beni bırakmayı kabul etti sonunda. Topluluğun içinde üç kez ‘boş ol, boş ol, boş ol’ dedi. Böylece boşanmış oldum. Ben elimi kaldırdım. ‘Elhamdülillah senden kurtuldum’ dedim. Hepsi şaşırdı. Oradaki erkeklerin hepsi de başka birini buldum, o yüzden ondan kurtulmak istiyorum diye düşünüyormuş. Bunu öğrendiğimde çok şaşırmış ve etkilenmiştim, demek ki tüm erkekler aynıydı” diye anlatıyor şaşkınlığını.

Çocuklar özgür olsun diye…

Boşandıktan sonra bir engel kalmadığını düşünüyor, dağlarda savaşma kararı daha da netleşiyor. Kendini tanımaya başladığı, dil kazandığı, sorgulamalarının geliştiği süreçlerdir. Tek zorlandığı konu çocuğudur. Onu bırakmakta çok zorlanıyor. Ama geri dönmüyor kararından, 2013 yılında gerilla saflarına katılıyor. Sınırı geçtiği geceyi ise şöyle anlatıyor: “Dağlara geleceğim gün kalbim kuş gibi uçuyordu. Hazırlığımı yaptım. Sınırdan geçerken yıldızlara baktım. Oğlum seni bırakmıyorum. Sen hep yüreğimde olacaksın. Seninle olacağım ve senin için dağlarda savaşacağım. Bir gerilla kadının oğlu olacaksın. Benimle gurur duyacaksın, her zorluğa karşı senin için direneceğim dedim."
Ve çocuğunun bir gün onu bırakmasının nedenini anlayacağını biliyor. “Ben onun gibi çocuklar özgür olsunlar diye dağlarda savaşmaya karar verdim. O düzende ona verebileceğim hiçbir şey yoktu. Bir annenin bu koşullarda çocuğuna verebilecekleri o kadar az ki!” diyor Ronahî.
Dağlara ulaşıyor ve yeni savaşçılar için açılan eğitime katılıyor. İlk kez silah sıkmak, spor yapmak, dağlarda bağımsız yaşamak onu çok heyecanlandırıyor. Geçmişine üzülüyor. Bağımsız, özgür yaşama şansı varken onca yıl çektiklerine ve tüm kadınların bunu bir kader gibi kabul etmelerine hayıflanıyor.

Özgürleşmeden aynaya bakmayacağım…

Dağlarda bilinci gelişiyor, kendini tanıyor. Kısa zamanda farklı birliklerde, farklı dağlarda sınıyor kendini. Tüm kadınların ortak kaderini ve bunu değiştirmenin örgütlü mücadeleden geçtiğini öğreniyor. Bir de Kürt kadınlarının özgürlüğü için en çok çabalayan kişinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu… “Önderlik özgür olmadan özgür olmayacağımı anladım bir süre sonra” diyerek, Öcalan’ın kadın özgürlüğü için geliştirdiği ilke ve mücadele anlayışını inceliyor. Ve kendi kendine bir karar veriyor: Kendini geliştirinceye ve gerçekten özgür hissedinceye kadar aynaya bakmayacak. Nedenini ise şöyle açıklıyor: “Evde benim kadar aynaya bakan yoktu belki. Kadınlara güzelliğin sadece biçimsel olduğu öğretiliyor ve buna şartlandırılıyorlar. Oysa kadının güzelliği ruhunda ve bilincindedir. Ben de kendi kendime özgürleşmeden ve güzelleşmeden aynaya bakmayacağım, dedim. O günden beridir de hiç ayna almadım elime.”
Ronahî’nin dağlarda en çok sevdiği şey kadınlar arası kurulan yoldaşlık bağı. Bu dağlarda yaratılan bağlılığa, sevgiye ve kadınlar arası dayanışmaya hiçbir yerde rastlanmayacağına inanıyor. “Yoldaşlık ruhu çok güzel. Dağlarda arkadaşlarım oldu. Evde tek bir arkadaşım yoktu. Her kadın tek başınadır sistemde. Kadınlar arası sevgiyi yaratacak ve yaşayacak bir zemin de yoktur” diyor.
Ve kadınların erkek dünyasının yarattığı tüm kalıplardan, düşünce ve duygulardan kurtulması, kendi iradesini açığa çıkarması gerektiğinden bahsediyor. “Kadınlar özgürlüğü mü tercih edecekler yoksa tecavüz kültürünü mü” diye soruyor. Ve kendini tanımayan, mücadele etmeyen kadının bu kültürün kurbanı olmaktan kurtulamayacağını anlatıyor. Erkeklerin de bu zihniyetle egemen sistemin kölesi olmanın ötesinde bir pozisyonu olmayacağını söyleyen Ronahî, kadınların erkekten hiçbir şey beklememesi gerektiğini ve kadınların her şeyi kendi elleri ile yaratacaklarına inandığını belirtiyor.



LİZGE DERSİM