Flormar Direnişi’nin devam ettiği günlerde “Bir Kadın Grevi” kitabı bize hem cinsiyetçiliğe hem de sömürüye karşı ortak bir mücadele verilebileceğini tekrar tekrar hatırlatıyor. “Emeğime, bedenime, kimliğime dokunma” kuru bir slogan değil; patriyarka ve kapitalizmin nasıl da aynı yerden beslendiğinin kanıtı.
ZABEL MİRKAN
Flormar Direnişi’nde 157. gün geride bırakıldı. Flormar’da ne olmuştu, hatırlayalım. Gebze’de kurulu, kozmetik üreticisi Flormar patronu, yaklaşık beş ay önce 125 işçiyi işten attı. 12 işçi sendikalı oldukları için, diğer işçiler ise sendikalı oldukları için işten atılan arkadaşlarına alkışlarla destek oldukları için kovuldu. Üye oldukları Petrol-İş Sendikası, işyerinde toplu sözleşme imzalama yetkisini aldıktan sonra işveren işçilerin işine son vermeye başladı.
Yves Rocher de gaspa dahil
Flormar’ın yabancı ortağı Yves Rocher de bu gaspa dahil. Yves Rocher, sosyal medya hesaplarında direnişçilerle ilgili bir şeyler yazıldığı zaman derhal paylaşımı kaldırıp yenisini paylaşıyor. Ve ısrarla direnişle, işten atılan ve çoğunluğu kadın olan işçilerle bir alakası olmadığını söylüyor. Ancak biz biliyoruz ki bu işten atılmalarla Flormar ne kadar ilgiliyse Yves Rocher de o kadar ilgili. OHAL koşullarına rağmen 153. günü geride bırakan grevle ilgili bize düşen en büyük dayanışma sorumluluğu ise direnişçileri yalnız bırakmamak ve bu iki kozmetik üreticisini boykot etmek. Sınıf ve kadın mücadelesinin birleştiğinde neler yapabileceğini daha önce gördük çünkü...
Direnişle sonuçlandılar
Tarihte bu kesişimin en somut örneklerinden biri şüphesiz Novamed Grevi. 26 Eylül 2006 ve 18 Aralık 2007 tarihleri arasında Antalya Serbest Bölge’de diyaliz kan seti üreten, dağıtan ve pazarlayan bir fabrika olan Novamed’de işçiler greve çıktı. Greve çıkan işçi sayısı 85’di ve bunlardan 83’ü kadındı. Bu nedenle Novamed’den Türkiye tarihindeki ikinci büyük kadın grevi olarak bahsetmekte bir sakınca olmayacaktır.
İlk kadın grevi ise, pil üreticisi Berec’de yapılan grevdi. 41 gün süren bu grevde 1018 işçiden 790’ı kadındı. Ve grev işçilerin kazanımıyla sonuçlandı. Novamed’de de 448 gün süren bir grev ve direniş oldu. 448 gün süren grev, işçilerin kazanımıyla sonuçlandı. Üye oldukları Petrol-İş Sendikası, şirketle üç yıllık toplu sözleşme imzaladı.
Novamed Direnişi kitap oldu
Geçtiğimiz günlerde ise Güldünya Yayınları tarafından Novamed Grevi’ni anlatan bir kitap yayımlandı. Sosyolog Feryal Saygılıgil’in kaleme aldığı “Bir Kadın Grevi-Serbest Bölgede Kadın Olmak” kitabı, Saygılıgil’in doktora tezinin kapsamında ilerleyen bir çalışma. Saygılıgil, Novamed Grevi’nin devam ettiği günlerde Antalya Serbest Bölge’ye gidip işçilerle iki gün süren görüşmeler yapmış ve bunları bir çalışmanın ürünü haline getirmiş. Buradan çıkan Novamed Direnişi adlı bir belgeseli de var Saygılıgil’in.
Evlilik yerine iş güvencesi daha önemli
Altı bölümden oluşan kitapta Saygılıgil, kadın emeğinin ev içinde ve diğer alanda nasıl değersiz ve önemsiz görüldüğünden bahsederek açıyor ilk bölümü. Alt sınıf kadınların ev içinde işgücü olarak kullanılması, dışarıda da onları ucuz işgücü olmaktan kurtaramıyor. Ve ev içi emek, bakım emeği dediğimiz sürenin oranlamasına göre zaten kadınlar erkeklerden dört kat daha fazla eviçi emek harcıyor. Bu mesainin de bir sınırlaması yok. Kadınlar her an evin içinde emek harcayabilir ve bu emek bir ücrete tabi olmadığı için de görünür değil. Düşük ücretli işe bir noktadan sonra isyan eden insan, ücretin olmadığı yerde emeğinin ne denli sömürüldüğünün de farkında olmaz, diyor Saygılıgil. Ev içinde günün her saatinde çalışabilen kadınlar için durum böyle.
Serbest Bölge’de kadın olmak
İkinci bölümde kadınların kitlesel bir greve çıkana dek verdikleri savaşlar ve hak mücadeleleri anlatılıyor. Üçüncü bölümde yazarın çalışmasının ana ekseni olan Serbest Bölgede Kadın Olmak tartışılıyor ve bu bölümde daha çok Novamedli kadın grevcilerin görüşleri var. Bu işyerinde neden greve çıkıldığını anlayabilmek için tek bir işçinin bile aktarımı yetiyor. Örneğin biri şöyle diyor: “Sekiz saat boyunca 5 saniyede bir montaj yapmak yüzünden belde, ellerde, boyunda fıtık oluyor. Doğum sırası var bir de. Maske yoktu. Deride ufacık bir yara olsa ve o madde girse daha çok acıyor ve yakıyordu. Sendikalaşınca koşullar düzeldi. Çalışırken karşıdaki saate bile bakamıyordunuz. Boynunuz tutuluyordu. Saate baktım diye azar işitmiştim bir kez.”
Doğum dahi takvime bağlı!
Yenmeyecek kadar kötü çıkan yemekler, işçileri birer hayalete çeviren vardiyalı çalışma düzeni, maske kullanılmadığı için çıkan meslek hastalıkları, doğumun dahi takvime bağlı olması ve hamilelik durumunda toptan işten çıkarmaların olması Novamed’de yaşanan hak ihlallerinin boyutuna dair bilgi veriyor bizlere. Kitapta sömürü en çıplak şekliyle anlatıldıktan sonra bu kadınların aileleriyle ilişkilerinin nasıl değiştiği ve ev içindeki “yeni” konumları aktarılıyor. Son bölümde ise bu kadın işçilerin çoğu zaman işçi olmalarının dahi önüne geçen “annelik” mefhumu ele alınıyor.
Flormar Direnişi’nin devam ettiği günlerde “Bir Kadın Grevi” kitabı bize hem cinsiyetçiliğe hem de sömürüye karşı ortak bir mücadele verilebileceğini tekrar tekrar hatırlatıyor. “Emeğime, bedenime, kimliğime dokunma” kuru bir slogan değil; patriyarka ve kapitalizmin nasıl da aynı yerden beslendiğinin kanıtı. Dile getireceğimiz sorun da hem sınıf hem de kadın sorunu çünkü.