Yaşadığı zamanın hem içinde hem dışında olan, bilinç akışını bir roman tekniğinden ziyade hayat biçimi olarak pratikleştiren ve kaleminden dökülen kadınlık deneyimi gücünü okuyucu ile buluşturan yazar Virginia Woolf’un doğumunun üzerinden 135 yıl geçti. ‘Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın’ sözüyle feminist tarihe yön veren özneler arasında bulunan Virginia, fikirleriyle, imgeleriyle ve karakterleriyle kendi çağını aşarak günümüzde de yol gösteriyor.

Okula gidemedi, kütüphaneye girdi

Londra’da 25 Ocak 1882 yılında dünyaya gelen Virginia, yaşamına romancı, yazar ve eleştirmen kimliklerini yerleştirirken varoluşsal kimliği feminizm ile de bütünleşmişti. Virginia, çocukluk yıllarını yaşandığı Victoria döneminde kadınların ikinci sınıf sayılması ayrımcılığına maruz bırakıldığı için okula gidemez. Bu cinsiyet temelli ayrımcılığın engel olmasına izin vermeyen Virginia, yazar olan babası Leslie Stephen’ın kütüphanesindeki kaynaklardan kendisini geliştirmeye başlar. Annesini ise 13 yaşındayken kaybeden Virginia için psikolojik sorunlar bu dönemde başlar. Annesine olan özlem ve minnetini “Deniz Feneri” isimli kitabına yansıtan Virginia, onu kaybetmesini “olabilecek en büyük felaket” olarak tasvir eder. Hatta 1924 yılında Vogue dergisi çekimlerine katılan Virginia, annesinin kıyafetleri içinde poz vermeyi tercih etmiştir.

Tılsımlı kız kardeşlik:  Virginia, Vanessa

Özellikle Victoria tarzının muhafazakar yaşamı dayatmasına tepki gösteren Virginia, ilk olarak 1895’te bir gazetede kısa hikâyelerini yayınlatır. Yazın dünyasına kalemini hikayelerle değdiren yazar, babasının ölümü ardından Bloomsbury’e taşınır. Burada cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelin oluşturduğu Bloomsbury Grubu’na katılır. Bu grupta birçok sanatçının yanı sıra Virginia’nın kitap kapaklarını çizen kardeşi ressam Vanessa Bell de bulunuyordur ve aralarındaki tılsımlı kız kardeşlik ilişkisi pek çok yayına konu olmuştur. Kimi kaynaklar, Virginia’nın yazılarını ayakta yazmasının nedenini şövalede resim yapan ablası Vanessa’ya özenmesi olarak dile getirmektedir.

‘Erkekler ne der’ diye düşünmeden...

Bol romanlı yıllarda psikolojik problemleri artan Virginia, özel hayatındaki negatif etkilerin tersine edebiyat dünyasında başyapıtlar vermeye başlar. “Mrs. Dalloway” kitabı, feminizm, cinsellik ve varoluşsal sorunlar bakımından bu başyapıtlardandır. Bilinç akışını bu eserinde de kullanan Virginia, mevcut toplum düzeni eleştirilerini sunmuştur. “Kendine Ait Bir Oda” kitabı da başyapıtlar arasında yer alır ve feminist harekete yön veren yol gösterici bir niteliğe sahiptir. Yazar bu kitapta kadınlara şöyle seslenmektedir: “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın.”

‘Bütün dünya benim ülkem’

Kitapları elliden fazla dile çevrilen yazar, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde “200 yıldır İngiliz romanına egemen olan gerçekçilik geleneğini” yıkarak bilincin akışını yazıya döker. Aynı zamanda yavaş ve yanıltıcı bulduğu dilin olanaklarını zorlayan ve sürekli arayış içinde olan Virginia, öncü bir kişiliğe sahiptir. “Bir kadın olarak, ülkem yok; bir kadın olarak, bir ülkem olsun istemiyorum. Bir kadın olarak, bütün dünya benim ülkem” diyen yazar, sınırlandırılmış konumlara karşı duruşunu bu sözleriyle ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra “Orlando” isimli kitabında ise şöyle bir saptamada bulunur: “Kadınlar yüzyıllardır erkekleri olduklarının iki katı gösteren ayna görevi gördüler. Bu yüzden erkekleri, yine bir erkeğin eleştirisindense bir kadının eleştirisi daha çok yaralar.”

Aynayı parçalamak için...

Virginia, çocukluk yıllarında üvey ağabeyi tarafından cinsel istismara maruz bırakılmış olmasıyla 20’li yaşlarda yüzleşmiştir. Hem bu durum hem de yaşamı boyunca sorguladığı kalıplaşmış cinsiyet normları, onu feminizm ile bütünselleştirmiştir. Feminist edebiyatın mihenk taşlarından Virginia, aynayı parçalamanın yolunun yalnızca kadınların kendisini ifade etmeye başlamasıyla olacağını söylemiştir.

Yaşamı boyunca psikolojik ve nevrotik problemler ile yaşayan Virginia, yaşadığı politik dönem içerisinde savaşın artmasıyla daha kaygılı bir hale gelmiştir. 28 Mart 1941’de evlerinin yakınlarında bulunan Ouse Nehri’ne giderek intihar eden Virginia, biri eşi Leonard Woolf’a diğeri ablası Vanessa Bell’e olmak üzere iki veda mektubu bırakmıştır. Ölüm-yaşam ikileminde bunalımlar yaşayan yazar, kimilerine göre en iyi eserlerini en nevrotik zamanlarında yaratmıştır.

59 yıllık yaşamına 15 eserin yanı sıra edebiyat dünyasında kimsenin cesaret edemediği yenilikler ve dönemini aşan fikirler sığdıran Virginia, günümüzde de kadınlara kendilerini öz kaynaklarından var etmenin yollarını göstermeye devam ediyor.


ŞUJİN