AÐITLARDA DÊRSİM SOYKIRIMI -II-

‘’Bizim için hazırlık görmüşler,
yağlı urgan ve dar ağacını
Bir kara bulut olmuş zalim paşa
Gün ve güneşe hasret bırakmış bizi
Ölülerimizi dahi vermiyorlar bize
Yakıyorlar, sac üzerinde kuru yaprak gibi...“


Ağıtlarda Dersim Soykırımı adlı dosyamızın ikici bölümünde sanatçı Kemal Kahraman ile Dersim kültürü ve dili üzerine önemli araştırmaları olan Munzur Çem’e yer verdik. Yakın zamanda eşi Maviş Güneşer ile birlikte Dersim ağıtlarının yer alacağı albüm çıkaracaklarını belirten Kemal Kahraman, ağıtların sadece bir acıyı dile getirmekle sınırlı kalmadığını dile getiriyor. Kahraman, ağıtların çoğu zaman tarihi olayların aktarımında kişi, bölge isimlerine kadar ayrıntılarla somut bilgiler taşıdığını da vurguluyor. Dersim ağıtlarında 38’in çok önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Kahraman, 38’i Dersimliler içinde kırılma noktası olarak ifade ediyor: ‘’Dersimli olmanın, bir katledilme vesilesi olduğunu hafızalara kazıyan bir milattır. Bizler Dersim’le ilgili hangi konuyu ele alırsak alalım 38 öncesi ve sonrası diye bakıyoruz, buna göre değerlendirme yapıyoruz.’’ Kahraman, ağıtların da yaşanan zulüm, zorbalık, barbarlık karşısında dilin ve sözcüklerin taşıyabileceği kadar yaşananları aktarabildiğine dikkat çekiyor.

Yaraların sarıldığı alan
Ağıtların, söylenmesi zorunlu bir hakikatin haykırılması ile birlikte sözden taşan bir gerçekliği ifade ettiğini aktaran Kahraman, yaşlıların çocuklarını kinle, düşmanlıkla ve korkuyla büyütmek istemedikleri için bu konuları çok fazla konuşmadıklarını da söylüyor. ‘’Yaşanan travma genel olarak sözü, konuşmayı anlamsızlaştıracak, değersizleştirecek kadar büyükse, konuşmamak kendi psikolojilerini korumak için de bir refleks olarak açığa çıkıyor’’ diyen kahraman sözlerine şunları ekliyor: ‘’Ağıt söyleyebilmek, gerçekliği ağıtlarda dile getirebilmek; ancak konuşamamak olarak tarif ettiğimiz şey budur. Ağıt, sözlü kültürlerde insanın kendi yaralarını sarmasının, kendi kendini tedavi etmesinin dokunulmaz alanıdır. Tam da konuşamadığımız şeyleri söylemenin imkanı ve adıdır. Bu yüzden psikolojik, tılsımlı bir tarafı da vardır.’’

Beyaz soykırım uygulandı
38’in tam anlamıyla Dersim’in sosyal ve kültürel yapısını hedef alan bir soykırım projesi olduğuna da değinen Kahraman, bütün sosyal yapı; onu ayakta tutan dini mana ve değerler sisteminin alt-üst olduğunun da altını çiziyor. Kahraman, 38 sonrası beyaz soykırımın yarattığı sonuçları şöyle ifade ediyor: ‘’Dersimli olmayı ima eden her türlü kültürel, sosyal işaret korkuyla birlikte anılır olmuştur. Ritueller, dini uygulamalar tamamen ev içine çekilmiş, Dersimlilik ve bunun taşıyıcısı olan dil en fazla bir ev kültürüne dönüşmüştür. Örneğin çok zengin olduğu şüphe götürmeyen Zazaca’nın ibadet literatürü ve rituelleri gerilemiş, dualar, beyitler unutulmuş, bunların yerini Türkçe çevirileri almıştır. Sözlü gelenekte Zazaca’nın en canlı yaşadığı alan sadece ağıtlar olmuştur. Yani Dersimliler için 38, çok ciddi bir kimlik sarsılmasının, aidiyet kırılmasının yaşandığı bir eşiktir. Bugün bizler 38 sonrasının 3. kuşağı olarak, yaptığımız işlerle hala bu kırılmanın bizdeki tahribatını sağaltmaya çalışıyoruz.’’

Bir kara bulut olmuş zalim paşa

Çalışmalarında yeni ağıtları da ortaya çıkardıklarını vurgulayan Kahraman, 37’de Harput’ta yargılanıp asılan Dersim ileri gelenlerinin hepsini anlatan Seyid Mahmut Yıldız’ın ‘’Ax De Vajî’’ ağıdı gibi örneklerin onlarca insanın katledildiği olayları konu aldığını ifade ediyor. Ağıt, Seyit Rızalar ile birlikte yargılanan Hesenê Îvrayîmê Silê Îmamî tarafından söylenmiş.

‘’Ax de vajî vajî , cigera xora vajî
Ez tora me vajî , royé mı kami ra vajî
Vano pîle rejiye dêsim dê-are
Berde xarpete, mazra elezijî
Mare dek û duzu viraşte, qanun kerde tujî
Serunê ma vurnene tayîne kerde berjî
Tayîne kene qijî
Mare tidarik dîye sicimo la û darağacî
Paşao zalim bîyo hewro şîayî
Ma kerdîme hesrete roz u tijî
Meytunê ma bîle ma nêdane
Vêsnene, kerde ğezale serê sajî

Ah söyleyeyim söyleyeyim,
ciğerim sana söyleyeyim
Sana söylemeyeyim, ruhum kime söyleyeyim
Diyorum, Dersim büyüklerini toplamışlar
Götürmüşler Harput’a, Elazığ mezrasına
Bize hileli düzenler kurup,
keskinleştirmişler kanunları
Yaşlarımızı değiştirip, bazılarını büyütmüşler
Bazılarını küçültmüşler
Bizim için hazırlık görmüşler,
yağlı urgan ve dar ağacını
Bir kara bulut olmuş zalim paşa
Gün ve güneşe hasret bırakmış bizi
Ölülerimizi dahi bize vermiyorlar
Yakıyorlar, sac üzerinde kuru yaprak gibi...’’


Ağıtların hafızasından silinmeyecek
Ağıtla ilgili Seyid Mahmut Yıldız ile görüştüğünü ifade eden Kahraman, Seyid’in kendisine ağıtlarla ilgili önemli bilgiler verdiğini de kaydetti. Kahraman, Seyid’in sözlerini şöyle aktarıyor: ‘’Dersim halkı yaşadıklarını söylediği şarkılar, ağıtlar ve beyitleriyle dile getirmiştir. Sözlü gelenekle geçmişi gelecek kuşaklara devr etmiş. Bizim arşivimiz yoktu, yazmamışız. Bugünkü gibi imkanlar da yoktu. Ancak ağıtlarla dertlerini kuşaktan kuşağa aktarmışlar. Gördükleri olayları, zulümleri, göçleri...  Biz Dersim halkı 38’de çok büyük katliam gördük; büyük zulüm gördük, hiç de hak etmemiştik. Bugün de epey bir zaman geçmiş, 73 yıl geçmiş, hala da bu ağıtları söylüyoruz, dinliyoruz, onların adları geçiyor. Biz Dersim halkı olarak çok çektik, dağlara sürmüşlerdi, bazı isimler taktılar. İşte Kürtler, Kızılbaşlar, Aleviler, caniler, eşkıyalar, haydutlar falan... Hiç de öyle değildik. O onların sözüdür. Yani biz eşkiyaysak, peki gelip bizi katledenlerin isimleri nedir? O şehitlerimize de buradan selam ederim, ruhları hak mekanı olsun... Bu dava ağır bir davadır... Mahşer gününe kadar da unutulmayacaktır. Biz razı olsak da Hak razı olmayacaktır. Çünkü orada daha dünya görmemiş çocuk da bu zulümü gördü. Biz bu acıları görenler ölünce, bu yaşanmışlar unutulsa da tarihin hafızasından silinmeyecektir, ağıtların hafızasından silinmeyecektir.’’ Yarın: Ağıtları söyleyen Ozan Serdar ve Cömert ile görüştük.


ÖNDER ELALDI/DENİZ BİLGİN




Halk kültürü hor görüldü

Dersim ile ilgili önemli araştırmaları olan Munzur Çem de, soykırım sonrası geliştirilen kültürel kırıma dikkat çekti. 38 sonrası Dersim’in kültürel olarak yeniden inşa edilmeye başlandığını belirten Çem, „Dersim’de Soykırım öncesi bir sistem var. O halk kendi kadim geleneklerini yaşatıyor. Mümkün olduğunca devletle ilişkilenmeyen kapalı ya da yarı kapalı bir sistem var. Sözlü gelenek sürdürülüyor. Toplumun dokusunu da bütün Kürtlerde olduğu gibi bu sözlü aktarım sağlıyor. Egemenler bunu bildiği için önce fiziki soykırıma yöneliyor ardında da kendisi için tehdit oluşturan Kürt kültürünü asimile etmeye çalıştılar. Kullandıkları dilin eski Türkçe’nin bir devamı olduğu şeklinde uydurma şeyler yarattılar. Dini inanışa saldırdılar, seyitlere yönelik ‘cahildirler, toplumu eziyorlar’ şeklinde anti propaganda geliştirip hedef haline getirdiler. Sömürgeci okullar, kendi kültürünü küçük ve hor gören bir kuşak yarattı. Soykırım sonrasında geriye kalan insanların eski kültürlerini devam ettirmesinin en önemli araçlarından bir tanesi de o dönem üzerine yakılan ağıtlar oldu. Ağıtlar adeta toplumun kültürel hafızasını geleceğe taşıdı ve sömürgecilerin oluşturmaya çalıştığı tarihe önemli bir darbe vurdu.“