Hikaye anlatmak ve bu toplumsalı inşa eden hikayeyi üzerinden takip ettiğimiz hikaye karakterlerini yaratmak son derece ideolojik ve stratejik bir eylemdir. Tüm toplumsal düzenler, devletsiz ve devletçi yönetim sistemleri toplumsal kurucu, düzen ve sistemi meşrulaştırıcı hikayeleri rol model kahramanlar etrafında inşa ederler. Bunun karşısında dramatik yapıda karşı kahraman olarak nitelendirilen karakter ise toplumsal düzeni bozucu, topluma zarar veren ve kişisel çıkarlarını toplumsal çıkarlarının (devletçi ve kapitalist sistemde kapitalizmin ve devletin çıkarlarının) önünde tutan karakter olarak hikayede konumlandırılır. Mitoloji, çok tanrılı dinlere ait metinler, tek tanrılı dinlere ait metinler temsili değeri olan karakterler (peygamberler) etrafında örülmüşlerdir. Modernizm ve kapitalizm de kurmak istedikleri düzene rol model teşkil eden karakterler etrafında hikayeler örme yoluyla kendini meşrulaştırma ve yeniden üretmeye gitmiştir. Her toplumsal yeniden şekilleniş yeni bir hikaye ve yeni bir karakter etrafında örülür. 

20. yüzyılın en büyük düşünürlerinden ve Frankfurt Okulu’nun önde gelen temsilcilerinden biri olan Adorno, kapitalist sistemin insanları kültür endüstrisi (culture industry) ile beslediğini ve gerçek sanattan uzak tutarak duyarsız hale getirdiğini belirtmiştir. Karl Marks’ın aksine Adorno kapitalizm çökmeyeceğini, gün geçtikçe güçlendiğini ve kendini yeniden üretmenin güçlü araçlarına sahip olduğunu söyler. Ekonomik determinizme saplanıp kalmayan ve bu yolda Gramsci’nin yolunu takip eden Adorno, kapitalizmin güçlenme sebebini yarattığı popüler kültür endüstrisi ile açıklamaktadır. Adorno’ya göre kapitalist sistem müthiş bir kültürel hegemonya yaratarak insanı öz niteliklerinden, isyankar güdülerinden, gerçek sanatsal ve kültürel ihtiyaçlarından uzak tutmakta ve popüler kültür gibi öğelerle avutmaktadır.

Adorno’nun düşüncesinde insanın gerçek ihtiyaçları olan yaratıcılık ve aklın tam olarak değerlendirilmesi, meta fetişizmi, popüler kültür ve standartlaşma gibi şeylerle doldurulmaya çalışılmaktadır. Adorno’ya göre bunun başlıca sebeplerinden birisi kapitalist sistemde bir metanın kullanım değerinden (use value) çok piyasadaki değişim değerinin (exchange value) ön planda olmasıdır. Serbest piyasa ekonomisinde bir metanın hatta insanların değeri popülarite, maliyet ve kısıtlılık ilkelerine göre belirlenmektedir. Mesela çok önemli hayati bir ihtiyacı karşılayan su çok bulunması sebebiyle oldukça ucuza satılabilirken, elmas gibi gösteriş dışında bir amacı olmayan bir meta çok yüksek bir değer bulabilmektedir. İşte elması sudan daha değerli yapan kapitalist sistemde geçerli olan değişim değeri esasıdır. Adorno’ya göre insanların önem verdikleri şeyler kapitalist sistemde bir metanın öz nitelikleri olmaktan çıkmakta ve fiyatının yüksekliğine odaklanmaktadır. 

Popüler kültürü yönlendiren insanlar ve sanatsal kıstas, yaratıcı deha değil piyasa dengeleri ve fiyatlardır. Medya yoluyla daha da güçlenen bu anlayış insanları ihtiyaçları olan şeyleri değil, popüler ve pahalı olan ürünleri almaya itmektedir. İşte bu çılgınlık Adorno’ya göre meta fetişizmidir. Karakterlerini, öz niteliklerini yitiren insanların piyasa etkisiyle pahalı ürünler almaya çalışmaları ve bu şekilde rahatlamalarıdır. İşte bu piyasa dengeleri Bir diğer kavram olan “standartlaşma"yı beraberinde getirmektedir. Piyasa dengelerinin yönlendirdiği insanlar gitgide benzer bir hal almakta ve yaratıcılık, çok seslilik ve renklilik giderek düşmektedir Kısaca Adorno’ya göre kapitalist sistem kültürel olarak bir koyun sürüsü yaratmaya, insanları kişiliksizleştirmeye çalışmaktadır. 

Kapitalist çağın düzen kurucu hikayeleri, toplumsallığı bir ayak bağı olarak gören, bireyciliği, ben’in çıkarını her şeyin üstünde tutan karakterler etrafında şekillendirilmiştir.