Bunca hengamenin arasında, mütevazi ama anlamlı güzel şeyler de yaşanıyor. Örnek mi? Geçenlerde Sur Belediyesi ile şair - fotoğrafçı Mehmet Özer ve fotoğrafçı arkadaşları, Amed’de; düşlerin çağırdığı yollardan, taşların anlattığı öykülere ulaşarak; “Her taşın, her evin, her sokağın, her yüzün içinde biz de varız. Kendi yaramıza, kendi sevincimize bakıyoruz. Sadece objektiflerimizi değil aklımızı ve kalbimizi de Diyarbakır’a açıyoruz” diyerek, bir yıllık bir kolektif çalışma sonucunda bir fotoğraf sergisi açtılar.
Adına da “Surdibi Düşleri” adını verdiler. Düş deyip de geçmeyelim. Sanat tüm eserlerini biraz da düş kurma yetisine dayanarak gerçekleştirir.
***
Atölye Eğitmeni Mehmet Özer’le atölye fotoğrafçıları; Aygün Doğan, Çınar Livane Özer, Dilek Bal, Elif Koca, Elif Yıldırım, Hatice Özder, Kadir Celep, Kazım Ulu, Mazlum Örmek, Murat Yaykın, Nail Yollu, Neslişah Özkan ve Türkan Namlucu, hocaları Mehmet Özer’le birlikte, sergiyle ilgili ne güzel, ne sıcak bir metin kaleme almışlar. Bunca nefretin, ırkçı söylemin kol gezdiği bir süreçte bir kardeşleşme manifestosu sanki. Yüreklere su serpiyor, insanın yüreğini ferahlatıyor. Siz de okuyun istedim ve cımbızlama alıntılıyorum:
“...Ülkemizin özgür geleceği, halklarımızın kardeşlik geleneğinin yeniden inşa edilmesi ve eşitler arasında eşit özgür bir yaşam ilişkisinin kurulmasıyla olanaklıdır. Diyarbakır bu kardeşliğin mayasıdır. İnsan zamanından önce var olan bizden sonra da var olacak olan kadim şehrin bize söyleyecekleri var bunu biliyoruz. İşte bunu öğrenmek için objektiflerimizi Diyarbakır’a çeviriyoruz” dediler. “...Kalbimizin doğusu gülistandır yüz çevirirsek eğer öykümüz eksik anlatılacak. İşte bu yüzden objektiflerimizi kalbimizin doğusuna çeviriyoruz. Sur dibinde hayatlar var... Diyarbakır çoğul olmak, çok olmaktır. Güne aynı umutla başlayıp yeni bir günü aynı umutla selamlamaktır. Kapısını kapamamaktır komşusuna, yüz çevirmemektir dara düşene. Diyarbakır; kalbimizin doğusunun dünyaya baktığı penceredir. Penceremizi aralıyor, kollarını ardına kadar açıyoruz. Surlar zaman sarısı bir sabır ve sessizlik içinde susuyor. Susmayan yanı olmaya gidiyoruz. Şehrin surları, eteklerine tutunan yoksulların adına konuşuyor. Yoksullarla birlikte konuşmaya, itiraz etmeye gidiyoruz. Yolculukların, yoklukların şehri Diyarbakır. Aşkların, âşıkların şehri Diyarbakır, kardeşliğin, beraberliğin şehri Diyarbakır. Surlarında taş olmak, taşlarının dili olmak istiyoruz. Sana tanık olmak için geliyoruz” dediler. Ve geldiler. Gelir gelmez de kolları sıvadılar.
Sur Belediyesi’nin destek ve katkılarıyla „Toplumcu Gerçekçi Fotoğrafçılar Atölyesi“ adıyla bir çalışma başlattılar. Taşları kokladılar, öyküler dinlediler, düşler derlediler. Sıcak bir tandır ekmeğinin buğusunda, kaçak çayın deminde kardeşleştiler.
Bir yıl sürdü çalışmaları. Ellerinde fotoğraf makineleriyle kentin tüm kültürlerini, renklerini, bir mozaiğin solmuş, kırılmış- dökülmüş mekanlarını ve suretlerini geçmişle birleştirip bugüne taşıyarak bizimle yüzleştirdiler. Yüreğin vizörden kadraja yansıyan yüzüyle bir gerçekliği görünür kılıp yaşama ayna tuttular.
***
Çalışmanın mimarı Mehmet Özer’di kuşkusuz. Sevgili Mehmet Özer’i tanıyanlar bilir. O her zaman „Bıçak kemikte, heyecan yürekte ve çanta sırtta” biridir. Hakka hukuka, mazluma dair nerede bir hareket varsa Mehmet onun bereketidir.
O, geçen şubat ayında KCK tutuklamaları adı altında Ankara’da gözaltına alındığında bunu protesto için yapılan basın açıklamasında sevgili Temel Demirer’in dediği gibi O; “İşçilerden, Alevilere, Kürtlerden kadınlara, tüm ezilenlerin ‘Ama’sız, ‘Fakat’sız dostu ve yoldaşı” dır...
Her dem bir proje çalışması içindedir. Daha biri bitmeden ardından gelecek çalışmanın da taslağı kafasında şekillenmiştir. Evet. „Surdibi Düşleri” de böyle bir çabanın sonunda gerçekleşti.
Sergi, 15 Eylül’e kadar Cegerxwîn Kültür Merkezi’nde sergilenmeye devam ediyor.
***
Emeği geçen, tüm fotoğrafçı dostları yürekten kutluyorum. İyi ki varsınız arkadaşlar. Bir gün güzel günlere varılacaksa, sizler gibi kardeşleşme duyarlığı taşıyanlarla varılacak. Bilesiniz.