Fransa Gündemi


Fransa’da göçmenlere saldırı günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş durumda. Göçmenlerin yaşadığı kamplar birbir boşaltılırken, La Chapelle semtinde bir grup göçmen direnmeye devam ediyor. Bir avuç Fransız insan hakları savunucusu da onların etrafında çember olmuş durumda. Konuya sessiz kalmayan insanlar, polis kordonunda bulunan göçmenlere ve onları destekleyen gönüllülere yiyecek ve battaniye taşıyor. Günlük protesto eylemleri polis kuşatmasında geçerken İtalya sınırında yüzlerce göçmenin Fransa’ya gelmek için beklediği haberleri geliyor. Göçmenler bu bekleme sürecinde hem İtalyan hem de Fransız polisinin şiddetine maruz kalıyorlar. Böylesi bir ortama gelmeleri belki anlaşılmaz gelebilir ama başka seçenekleri var mı diye sormak gerekiyor. 

Bütün bunlar yaşanırken hükümet neyle uğraşıyor derseniz "Nutella" cevabı çıkıyor karşımıza. Çevre Bakanı Segolone Royal, Nutella üretilirken palmiye yağı kullanıldığı ve bu yağ elde edilirken çevreye zarar verildiği gerekçesiyle "Nutella yemek zorunda değiliz" sloganıyla protesto kampanyası başlattı.

Gerçekten İtalyan Ferrero firması tarafından çikolata ve fındık ezmesi olarak üretilen Nutella'nın üretim sürecinde çevreye zarar verildiği gerekçesiyle mi hükümet Fransa'da protesto edilmesi isteniyor derseniz, burada açık bir u"hayır" cevabını görmek mümkün. Çevre Bakanı Segolone Royal ile Cumhurbaşkanı François Hollande, Nutella üretiminde palmiye yağı yerine çevreye zarar vermeyen başka yağların kullanılması gerektiğini vurgulayarak kampanyaya destek verirken aslında, Fransa iç piyasasında büyük bir yer kaplayan İtalyan firmanın piyasasını işverenlerin istemi üzerine düzenlemeye çalışıyor.

Fransa’da plastik ürünlerin, kimyasal katkılı zehirli ayakkabılar ile oyuncakların insan sağlığını tehdit etmesine sessiz kalan Çevre Bakanı'nın Nutella’ya savaş açması, meselesinin çevre kirliliği ya da insan sağlığıyla bağlantılı olmadığını gösteriyor.

Hükümet işverenlerin istemleri doğrultusunda çalışmalarına hız verirken torba yasası olarak bilinen yasayı da meclis onayı olmadan geçirerek, patronlar hükümeti olarak işlevini yerine getirmeye devam ediyor. 

Bütün bunlar yaşanırken, ülkedeki işsizlik oranı da çığ gibi büyüyor. İş ve işçi bulma büroları olan Pole-emploi önündeki uzun kuyruklarda umutsuzluk tavan yapmışken Fransa’da 3 milyon çocuğun yoksulluk sınırında yaşadığı açıklandı. 

Yoksulluk parası olarak bilinen RSA’nın verilme sürecinde ilgili bürolar ise istihbarat birimi gibi çalışmaya başladı. Ev kontrolleri, yardım alan ailelerin günlük randevu sistemine tabi tutulması, banka hesaplarının denetlenmesi, yardım kesintileri vb hükümet yoksullar üzerinden tasarruf planlarını devreye sokmaktan geri durmuyor.

Fransa’da asgari yaşam standardı giderek geriye giderken, savaş ve yıkım yaşanan Afrika, Ortadoğu vb yerlerden günlük göç dalgası devam ediyor. 

Zorlu göç yollarında binlercesi yaşamını yitirirken geriye kalmayı başarıp Fransa’ya gelenler ise insanlık dışı koşullarda yaşamaya mahkum. 

Bu insanlar günlük bir Nutella alabilecek kadar bile gelire sahip değiller. Polis copu üzerlerinden eksik olmuyor. Afrika’nın bütün doğal kaynaklarını yüzyıllardır sümüren Fransa’da yükselen kent yapısı içerisinde çevre kiri olarak görülüp sistematik saldırılara maruz kalıyorlar. Göçmenlerin günlük olarak kampları boşaltılmasın diye gösterdikleri direnişlerinde yanlarında olan bir avuç gönüllü dışında bir umutları bulunmuyor. Onlar da biliyor ki Fransa için bir kavanoz Nutella kadar değerleri yok!