
Gözaltında kaybedilen yurttaşların ailelerinin adalet arayışı sürerken, 1994 yılında Gever’de (Yüksekova) gözaltına alınan ve işkence edildikten sonra kurşuna dizilerek katledilen Mehmet Zeki Yılmaz’ın oğlu Emrah Yılmaz, babasının katledilme hikayesini ve o dönem yaşadıklarını anlattı. Yılmaz’ın anlatımları o dönem yakınları devlet tarafından katledilen çocukların yaşadığı travmayı ortaya koydu. Yılmaz, “Eğer o zaman failler gerçekten yakalansaydı ve cezalandırılsaydı bugün bunlar olmayacaktı. Ancak AKP iktidarı halen Kürt illerinde bu uygulamalara devam ediyor” dedi.
Türk devleti, toplumsal muhalefeti bastırmak amacıyla muhalif kesimlere uyguladığı gözaltında işkence ve kaybetme yöntemleri, 1990’lı yıllarda yoğun biçimde uygulandı. Devletin bu uygulamaları sonucu İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) verilerine göre, 1990’lı yıllardan bu güne çeşitli tarihlerde gözaltına alınan bin 250’nin üzerinde yurttaştan halen haber alınamazken, günümüzde ise 1990’lı yıllarda işlenen “Faili meçhul” cinayetler, gözaltında kayıp ve yargısız infazların simgesi olan “Beyaz torosların” yerini günümüzde siyah Ford Rangerlar aldı.
Devlet o yıllarda kontgerilla aygıtları ile gizli işlediği cinayetleri ise bugün gizleme ihtiyacı duymadan sokak ortasında gerçekleştiriyor.
Gözaltında kaybedilen yurttaşların ailelerinin hak arayışı ise 564’üncü haftasını geride bırakırken, aslında “failleri belli” olan cinayetler ise halen aydınlatılmış, failler yargı önüne çıkarılmış değil. 1990’lı yıllarda bu faili meçhul cinayetlerden biri de Gever’de katledilen Mehmet Zeki Yılmaz cinayeti. 9 Şubat 1994 tarihinde evi basılarak gözaltına alınan Yılmaz, Karakola götürülerek, “Hareketlerine dikkat et” şeklinde tehdit edildi. Olaydan tam 13 gün sonra ise 7 çocuk babası Yılmaz, Yüksekova-Şemdinli Yolu üzerindeki bakkal dükkanını açmak üzere evden çıktığı anda krem renkli bir minibüsten inen silahlı ve kar maskeli üç kişi tarafından darp edilerek kaçırıldı. 26 Şubat 1994 tarihinde ise Dilektaşı köyüne yakın yerdeki bir dere yatağında Yılmaz’ın cansız bedenine ulaşıldı. Ağzı bantlananan, dişleri sökülen ve yapılan işkenceler sonucu kafatası parçalanan Yılmaz’ın bedenine onlarca mermi sıkılmıştı.
Katilleri arayan kardeşe soruşturma
Kardeşi gördüğü ağır işkence nedeniyle Yılmaz’ın cansız bedenini tanıyamazken, teşhisi gece yatarken giydiği pijama ve çoraplarından yapabildi. Doktorlar, Yüksekova Devlet Hastanesi morguna getirilen Yılmaz’ın işkence ile öldürüldüğünü söylemesine rağmen morgda bulunan Savcı Emin Erol, “İşkence filan yok. Bir daha bundan söz etmeyeceksiniz” diyerek doktorları azarladı. Aileye ise olayın üstüne gitmeleri halinde kendilerinin de “Canlarının yanacağı” tehdidinde bulunuldu. Öte yandan Yılmaz’ın cenazesi konusunda ise bugün yeniden gündeme gelen bir durum söz konusu oldu.
Yılmaz cinayetine ilişkin ise açılan soruşturmada herhangi bir işlem yapılmadan kısa sürede daimi arama kararı verilirken, 1994 yılından 2003 yılına kadar dosyayla ilgili yapılan tek işlem, Adalet Bakanı Cemil Çiçek’e bir mektup yazarak adalet talebini ileten Kibar Yılmaz hakkında “Örgüt propagandası” iddiasıyla soruşturma başlatılması oldu. Savcılık daha sona 23 Mart 2009’da dosyada kovuşturmaya yer olmadığına hükmetti.
Birden çok tanık ifadesi savcılığa sunulduğu halde 28 Şubat 2014 tarihinde yeniden kovuşturmaya yer olmadığına karar veren savcılık, Van 2. Sulh Ceza Mahkemesi de 8 Eylül 2014’te itirazı reddedince karar kesinleşti.
‘Emniyete bizimle dalga geçtiler’
“Faili meçhul” cinayetle katledilen Yılmaz’ın ailesi yaşananların ardından İzmir’e yerleşti. Yılmaz’ın beşinci çocuğu Emrah Yılmaz, babasının katledildiği gün yaşadıklarını, “1994 yılında sabah kardeşim babamı uyandırmaya gitti. Sabahları bir eğlence faslımız oluyordu. Hepimiz küçüktük. Sabah oynadıktan sonra babam o gün hepimiz ile sanki bir daha gelmeyecekmiş gibi vedalaştı. O günden sonra babamı göremedik. En son ağabeyim babamı kar maskeli adamlar dükkanın önünde apar topar beyaz bir araca bindirirken görmüş. Bir daha haber alamdık. Üç günün ardından emniyete gittik. Resmen bizimle dalga geçtiler. Önce ‘gelin tespihini verelim’ dediler. Sonra ‘bizde yok, gidin tabura sorun’ dediler. Oraya da gidince kapı dışarı edildik. Orada amcamın yanına Kürtçe konuşan bir asker geldi. Yeniyol Köprüsü üzerinde uçurumdan atılmış bir ceset olduğunu söyledi. Yüzü paramparça edilmiş. Amcam bile tanıyamamış. Sonra giydiği pijama ve pantolonunun paçasından tanımış” diyerek anlattı.
‘Babamızı bu bayrakla öldürmediler mi?’
Cenazede son kez babasını gördüğünü ve bedeninin paramparça olduğunu ifade eden Yılmaz, devletle tanışmalarının da o süreçte başladığını dile getirdi. Sonraki süreçte Yüksekova’da halka ve kendilerine yönelik zulmün bitmediğini de belirten Yılmaz, şunları aktardı: “Devlet sürekli silahlarla kapımıza dayanıyordu. Babamı kaybettikten sonra 6 kardeş sünnet olmuştuk. Bir gün yine geldiler. Panzer evimizin içerisine su sıktı. Yetmezmiş gibi 6’ımızı dışarı çıkarıp o halde çamura attılar. ‘Zaten babamızı öldürdünüz daha ne istiyorsunuz’ diye tepki göstermiştik.” 6-7 yaşında bir çocuğun yaşadığı travmanın boyutuna dikkat çeken Yılmaz, dönem itibariyle her okulda Türk bayrağı olduğunu ve küçük kardeşlerinin okula gitmeyi istemediğini kaydetti. Yılmaz, bir ağabey olarak kardeşlerine neden gitmek istemediğini sorduğunda ise “Babamızı bu bayrakla öldürmediler mi” cevabını aldığını söyledi.
‘Failler cezalandırılsaydı...’
Yargılama sürecini ise devletin zaman aşımına uğrattığını ifade eden Yılmaz, “Hiç bir şekilde üzerinde durulmadı. Zaten sonrasında ‘zaman aşımına uğradı’ denildi. Zaten böyle bir olayın devletin kendi yargı sistemiyle çözmesi bana pek mantıklı gelmiyor. Bir umudumuzda kalmadı artık. Failler belli ve hala bunların cezaya çarptırılmasını istiyoruz. Adalet istiyoruz” diye belirtti.
Bugün Kürt kentlerinde hala 1990’lı uygulamaların devam ettiğini söyleyen Yılmaz, o dönem işlenen “faili meçhul” cinayetlerin üzerinde durulsaydı ve cinayetleri işleyenler gerçekten cezalandırılmış olsaydı bugün sokak ortasında infazların yaşanmayacağını belirtti. Yılmaz son olarak şunları söyledi: “O gün gerçekten bir birlik ve beraberlik olsaydı bugün bunlar yaşanmazdı. İnsanlar günümüzde de duyarsız davranıyorlar. Eğer o zaman failler gerçekten yakalansaydı ve cezalandırılsaydı bugün bunlar olmayacaktı. Ancak AKP iktidarı halen Kürt illerinde bu uygulamalara devam ediyor.”
CİHAN BAŞAKÇIOÐLU/DİHA/İZMİR