
Devrim zamanları, devrime öncülük eden güçlerin en “sert” ve en “anlaşılmaz” oldukları zamanlardır. Çünkü bu tür zamanlar kader zamanlarıdır. Bir ulusun, bir halkın, bir sistemin varoluşu veya yok oluşu sözkonusu. Bu varoluş veya yok oluş gerçekliği fazla “hassasiyet”lere, “kim ne der” gibi olasalıklara fazla yer verilmez. Bu yasa Fransa devriminde de, Rus devriminde de, daha sonraki dönemlerde Asya, afrika ve Latin Amerika’da yapılan ulusal devrimlerde de geçerli bir yasa olmuştur.
Devrimlerin en temel özelliklerinden birisi de “kılıç”tır. Kılıç, yani şiddet çok hesapsız ve acımasızca kullanılmıştır. Buna “gamsız” veya “kayıtsız hücum” da demek mümkün. “En iyi savunma saldırıdır” yaklaşımı da bundan etkili olmuştur. Nerede inceyse orada kopsun” sözü de bu gerçeğin başka bir ifadesi olarak ele almak mümkün. Fazla uzatmadan şunu belirtmek gerekiyor: Kılıç ve kan, giyotin ve tabut adeta devrimler için olmazsa olmaz bir kanun olarak görülmüştür. Hemen hemen tüm devrimlerde bu kanun geçerli olmuştur.
Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan bu konunun değişmesi gerektiğini söyleyerek, kansız devrimin bir istisna değil, genel geçerli bir tez haline getirmiştir. Yeni devrim tezini bu paradigma temelinde teorikleştirmiştir. Rojava Devrimi bu teorik tezlerinin pratikteki uygulama biçimi olarak ortaya çıkmıştır. Rojava Devrimi baştan beri kansız bir biçimde gerçekleşmiştir. Mevcut çatışmalı hali savunmaya dayanan bir hal olduğunu vurgulamaya bile gerek yoktur.
Hiç kuşkusuz ki kuşatma altına alınmış bir devrim kendini koruyacak, saldırıya uğrayan bir halk ve ulus kendini saldırılar karşısında muhafaza edecektir. Bunun devrimin kanlı bir biçimde yapıldığı ve diğer devrimler gibi kılıcın kullanıldığı anlamına gelmediğini gayet iyi biliyoruz.
Şuraya geliyoruz: Rojava Devrimi egemenler için son derece tehlikeli bir devrimdir. Bunu herkes biliyor. Bu devrim hem Arap, hem Türk, hem Fars devletlerinin, hem uluslararası güçlerin işine gelmiyor. Ortadoğu’yu bir bütün olarak etkisinin altına alacak ve yüz yıldır kurulan yalan sisteme karşı ortaya çıkacak bir sistemin devrimidir. Yani kimliği gasp edilmiş halkların, adı yasaklanmış ulusların, ekmeği-aşı eline alınmış emekçilerin, kişiliği ve ruhu parçalanmış kadınların devrimidir. Bu nedenle Rojava Devrimi kuşatılmaya alınmış, tasfiye edilmesi için şer cephesi kurulmuştur.
Bu durumda yapılması gereken şudur: Kürtler kimlik ve onurlarını korumak için sınırsız bir biçimde direnecek, savunma güçlerini hergün biraz daha derinleştirerek gerektiğinde kılıcın en keskin ağzını kullanma kudretine sahip olacaklardır.
Uluslararası devrimci güçler harekete geçme konusunda mutlak anlamda yeni bir karara ukaşacak, anarşistler, feministler, yeşiller, demokrat ve aydınlar Rojava’yı kendi devrimleri olarak görecek ve kendilerini bu temelde yeniden yapılandıracaklardır. Ama en önemlisi de diğer parçadaki Kürtlerin duruşudur. Tüm Kürtler Rojava Devrimini kendi devrimi olarak görmedikçe ulusal birliğin sağlanması da mümkün olmayacaktır. Her Kürt Rojava’da vurulan her genç kadın ve erkek savaşçısının kendi canından bir parça olduğunu düşünmedikçe, başı gövdesinden koparılan her kadının, kalleşçe vurulan her erkek gerillanın yerini doldurmak için büyük bir yarışa girilmedikçe özgür bir Kürdistan düşü asla gerçekleşemez.
“Rojava Devrimi Kürdistan devrimidir, Rojava savunması dört parçanın savunmasıdır, Rojava’nın özgürlüğü kırk milyon Kürdün özgürlüğüdür, Kobanê’nin düşmesi Amed’in, Hewler ve Muhabad’ın katliamdan geçirilmesi” gerçekliğinden hareketle Rojava Devrimi mutlak anlamda savunulmalıdır. Yurtseverlik, toprağa bağlılık, ülke ve halka karşı sorumluluk budur. Bunun ötesi yenilgidir, kırımdır, katliam ve gözyaşıdır. Bunun ötesi Kobanê halkının şahsında Rojava halkının kırımdan geçirilmesidir.