Birçok kitapta yüzde 70 indirim kampanyası ile festivale hazırlanan Mezopotamya, alanda üç stand kuracaktı. Üç stand için çok sayıda görevliye ihtiyaç olacaktı. Ben de bundan dolayı bu yılki festivalde, gazetemiz Yeni Özgür Politika'nın değil, Mezopotamya Yayınevi'nin standında görevli olup, kitap sattım.
Standa ilgi oldukça yoğundu. Özellikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın son savunması olan 'Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü', Murat Karayılan'ın 'Bir Savaşın Anatomisi', Etem Xemgin'in 'Kürdistan Tarihi' ve Murat Türk'ün 'Böğürtlen Zamanı', en çok ilgi gören kitapların başında yer alıyor. Standda bulunmayıp en çok sorulan kitaplarsa, 'Avesta' ve 'Kasırga Taburu' idi. 
Gün içinde standa uğrayan yüzlerce, belki de binlerce insan arasında biri vardı ki, hayatım boyu unutmam mümkün değil. Adını bilmiyorum. Nereli olduğunu, nerede yaşadığını da. Ama beni festival gününde en çok etkileyen, simasıyla hafızama kazınan kişiydi. Şimdi hayıflanıyorum; keşke onunla biraz konuşabilseydim, en azından adını öğrenebilseydim. Ama o yoğunluk arasında, içimdeki soruların hiçbirini soramadım.
Standın solundaki indirimli kitapların önünde iki arkadaş görevliydi. Sağ uçtaki, gerilla kıyafetlerin ve farklı yayınevlerinden çıkan kitapların satıldığı bölümde de iki arkadaş duruyordu. Ben de tam ortada, Mezopotamya'dan çıkan yayınların başındaydım.
Doğrudan benim durduğum bölüme geldi. Büyük bir dikkat ve titizlikle kitapları inceledi. Öyle üstten değil, tek tek kitap isimlerini okudu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a ait bir kitabı aldı eline. İnce cüzdanını çıkardı, içinden 10 Euro çıkarıp ödedi ve gitti.
Aradan ne kadar zaman geçti, bilmiyorum; yine geldi. Elinde tuttuğu şeffaf torbanın içindeki kitaplar çoğalmıştı. Elleri yine aynı titizlik ve dikkatle Abdullah Öcalan'ın kitapların üstünde dolaşıyordu. Festival alanındaki toz, kitap kapaklarını da kaplamıştı. O, sağ eliyle Öcalan'ın kitaplarının üstündeki tozu siliyordu. Sonra cebinden A4 büyüklüğündeki bir kağıt çıkardı. Yardımcı olmak istedim, listede almak istediği kitapların yazılı olduğunu düşündüm. Listeye baktığımda, sadece Abdullah Öcalan'a ait yaklaşık 20 kitabın isminden oluştuğunu fark ettim. Ama meğer bunlar, evde bulunan kitaplarıymış.
Listedeki yazıdan, büyük ihtimalle ilkokuldan sonra okul okuyamadığını anladım. Yaklaşık 45-50 yaşındaydı. Ekonomik durumu iyi olan birine benzemiyordu. Belki işçiydi. Belki işsizdi. Soramadım ki...
Listeyi tamamlamaya gelmişti. O yüzden bir tek Abdullah Öcalan'ın kitaplarına bakıyordu, diğer kitapların bulunduğu bölüme yaklaşmadı bile. Birkaç kitap daha aldı. İnce cüzdanını açtı, 35 Euro çıkardı. Kitapları bir poşete yerleştirdikten sonra, hediye olarak üzerinde Kürt Halk Önderi'nin fotoğrafının bulunduğu bir tişörtü ekledim. Yüzünde kocaman bir gülümseme beliriverdi, teşekkür etti. Gerçekten mutlu olduğunu, bu tişörtün onun için öylesine bir tişört değil de, değeri çok büyük bir şey olduğunu hissettim.
Akşama doğru yine geldi. Bu kez elinde iki dolu poşet taşıyordu. Daha rahat taşıyabilsin diye, ikisinin de sığdığı büyük bir poşet verdim. Bu kez çok incelemeden, elini doğrudan bir kitaba uzatıp aldı. Yine Abdullah Öcalan'a ait bir kitaptı. Cüzdanından 10 Euro çıkarıp ödedi. Sonra gitti.
O gitti, ben öylece donakaldım. Bazen bir insanda hissettiğiniz sevgi, size acı verir ya. Ama bu öyle bildiğimiz anlamda, bir olumsuzluktan doğan bir acı değil. Tersine, bir büyüklük karşısında kalbinizin en doğusunda hissettiğiniz acı ve sevginin ortak yaratımı bir duygu bu. Boğazınız düğümlenir, gözleriniz dolar. O insanın peşinden gidip sarılmak istersiniz ama olduğunuz yerde donakalırsınız.
Hala onu düşünüyorum. Neden kitapları toplu değil de tek tek aldı? Keşke toplu alsaydı da, en azından bir indirime gidebilseydik diye düşünüp duruyorum. Anlıyorum ki o gün, cüzdanındaki bütün parayı Öcalan'ın kitaplarına harcamış. Verdiği son 10 Euro, festivaldeki yeme-içme ihtiyaçlarını giderdikten sonra arta kalan paraydı. O yüzden hepsini toplu değil de, tek tek almıştı.
Ben şimdi her ne kadar 'keşke indirimli verseydik' diye düşünüp dursam da, biliyorum ki O, her bir kuruşu gönül rahatlığıyla verdi. Onun için değer. Belki de Onun için, sahip olduğu en büyük değerdir.

MERAL ÇİÇEK