Almanya Gündemi
Yılbaşı gecesi Köln'de Merkezi Tren İstasyonu'nda yaşananlar ülkenin birinci gündemine yerleşti. Olay ise çok ciddi; kutlamalar sırasında gecenin karanlığını ve insan kalabalığını fırsat bilen kalabalık bir grup erkek, kadınları korkuttu, taciz etti ve çantalarını gasbetti. Aslına bakarsanız kadına yönelik şiddetti ülkenin birinci gündemine sokan, 'kadının şiddet görme' hadisesinden ziyade, olayın faillerinin etnik kökenleri. Görgü tanıklarının ifadesine göre suçu işleyenler' Kuzey Afrikalı ve Arap' görünümlü 18 ve 35 yaş arası bir grup erkek. Tartışmaların ekseni ise bambaşka. Olayın faillerinin yeni gelen mülteciler olabileceği ihtimali, kendilerine yeni bir argüman bulan sağcıların iştahını biraz daha kabarttı.
Toplumun algı ayarları ile oynamak isteyen bu çevreler nihayetinde kısmen başarılı oldular ve olay 'kadına yönelik şiddet' olgusundan uzaklaşarak, mülteciler tarafından işlenen sıradan kriminal bir olaya evrildi. Daha sonra faillerin polis tarafından bilinen kriminal olaylara bulaşmış insanlar olduğu açıklaması yapıldı, fakat bu açıklama yeni gelen mülteciler üzerinden alevlenen tartışmaları söndürmeye yetmedi. Çünkü bu çevrelere göre yaşanan olay, mültecilerin artması ile beraber istikrarsızlığa doğru giden Almanya'nın fotoğrafını teşkil ediyor. Güvenlik açığı ise sorgulanmıyor. Zira olayın meydana geldiği alan Almanya'nın en merkezi yerlerinden biri. Suçu işleyen grubun sayısı da yüzlerle ifade ediliyor. Tezatlık burda bitmiyor. Olayın ardından irite edici bir açıklama da Köln Belediye Başkanı Henriette Reker tarafından yapıldı. Reker tartışmaları bir "kadın" olarak bambaşka bir boyuta taşıdı.
Reker'e göre özellikle genç kadınların kendilerini korumak için belli davranış kurallarına uymaları gerekiyor. Buna göre yaklaşan karnaval'da aynı sorunu yaşamamak için grup şeklinde dolaşmak ve yabancı erkeklerden 'bir kol boyu' mesafede durmak önemli. Reker'e bakılırsa tacize karşı bir kol boyu mesafede durmak tüm ülkenin iffetini kurtaracak. Oysaki; söz konusu olayda suç zayıf görülüp, objeleştirilen kadın cinsine yöneliktir.
Şimdi elimizdeki verilere bir daha gözatalım: Kalabalık bir grup yabancı yılbaşı akşamı ülkenin en merkezi yerlerinden biri olan Dom Katetrali'nin önünde kadınlara saldırdı. Polis açıklamalarına göre; şikayet eden kadınların sayısı 90'ı buldu (Şikayetlerin önemli bir kısmı gasptan dolayı), fakat failler hakkında şimdiye kadar elle tutulur herhangi bir bilgi elde edilemedi. Olayın duyulması ile beraber tartışmalar yeni gelen mülteciler odaklı gelişti. Şehrin kadın belediye başkanı da özellikle genç kadınlara davranış kuralları önerisinde bulundu. Elimizdeki argümanları yorumladığımızda bize şöyle bir çıkarım sunuyor:
"Kalabalık bir grup mülteci dikkat çeken davetkar kadınlara yönelerek onları taciz etti, ardından gasp. Kadınlar davetkar olmasaydı saldırıya da maruz kalmazdı, bu nedenle davranış kurallarına uymak onları koruyacaktır. Kaldıki, aslında bu olayları mülteciler çıkarıyor. Almanya'ya doluşan bu mülteciler toplum düzenini bu şekilde alt üst ediyor."
Gelişmiş bir ülkede tartışmaların geldiği bu nokta bence oldukça kaygı verici.
Değerlendirmeleri bu kadar yüzeysel kılan etken; failin mülteci, kurbanın ise kadın olması. Astronomik rakamlara rağmen ülkenin birinci gündeminde kendine yer bulamayan 'kadın şiddeti', ülkenin bir başka yarası mülteciler aracılığı ile hakkında en çok konuşulan konular arasına giriyor, üstelik görünmez haliyle. (Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı'nın 28 AB ülkesinde 42 bin kadınla görüşerek hazırladığı rapora göre her 3 kadından biri fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalıyor. Kaba bir hesapla 62 milyon kadın bu davranışların kurbanı). Kadına şiddet yan öğe olarak görünmez kılındığı müddetçe sağlıklı çözümler elde edilemeyecektir. Meseleyi bir kol boyu mesafeye indirgeyerek tartışıp yüzeyselleştirmek ise sadece ama sadece amaca zarar verir.