
Linç olayının otopsi raporu
Bir riyakarlık yuvası olarak kasaba, herkesin bildiği sırları herkesten özenle saklayan sıkıcı ortamıyla linç eyleminin en verimli toprağıdır. Tavuk kesemeyecek adamları bir anda elinde baltayla haykırırken görürsünüz, karınca incitemeyenler elde benzin bidonuyla dolanırlar ortalıkta; şaşırıp kalırsınız! Şaşırıp kalacak bir şey de yok aslında; 'milli şuur' dediğimiz şey, zaten her zaman 'şuurunu yitirmiş' kalabalıklardan yaratılmaz mı? Kasaba ortamında gerçekleşen çok katmanlı bir linç olayının otopsi raporu gibi Habiba. Ama karışık biraz; daha kökten bakıldığında aslında linç edilen, kendini birazcık o riyakarlığın dışında tutmak isteyen herkestir. Latif Bey’in dediği gibi, “... Nerede şu kadarcık asalet zerresi fark etse üstüne çullanmayı kendine vazife addetmiş” olan bu uğultulu kalabalık -ki kendi sesleri yoktur onların- her türlü aykırılığı “kendilerine yapılmış bir hakaret” olarak görmektedir. İsmail’e yaptıkları gibi doğrudan ya da Nihal’e yaptıkları gibi “sessizlik” yoluyla saldırdıklarında da asıl hedefleri, asalet ve vicdandır. Yürek temizliğinin asla cezasız bırakılmadığı bir yerdir orası; tıpkı ülkenin tamamı gibi... Habiba, bir sinema fikri olarak, daha doğrusu sinema duygusuyla 1990’ların sonunda yazıldı.
KÜLTÜR SERVİSİ