JİYAN TEKOŞİN/BEHDİNAN
Patikalarda yürürken bazen çok farklı manzaralarla karşılaşabiliyoruz. Tıpkı yaşamda olduğu gibi… Bazen gördüğünüz bir çiçek, bazen bir kuş ya da bazen de hiç ummadığınız bir pezkovî (dağ keçisi)… Dağda patikalarda yürümek demek güzelliklere kendini hazırlamak, akıtacağınız terin anlamına varmak, yorgunluğa anlam katacağınız dem demektir. O yüzden dağda patikalarda yaptığım her yürüyüşte muhakkak apayrı bir şeyle karşılaşmışımdır. Bunlardan biri de eskimiş bir Mekap…
Baharın başlangıcıydı; daha doğrusu erken gelen baharı karşılamıştı dağlar. Hemen hemen her yer yeşillenmiş, rengârenk çiçekler başını kaldırmış gökyüzüne tebessüm ediyordu. Öyle hoşgörülü bir ahenk… İşte böyle güzel bir gündü. Havada uçan kuş sesine eşlik eden adımlarımızın çimlerle olan ezgisi farklı bir melodi gibiydi. Tam çantamdan fotoğraf makinasını çıkarıp uçan kuşu çekmek isterken gözüm patika kenarında çimlerin içine gizlenmiş bir şeye değdi. Fakat tam ne olduğu anlamadım. Dikkatim dağıldığından kuşun fotoğrafını çekemeden kuş da uçtu gitti. Ben de makinamı alıp dikkatimi dağıtan şeye doğru yürüdüm. Bir çiçek ya da bir taş olabilirdi. Tam kestirememiştim. Yakınlaşınca gördüğüm manzara bana farklı duygular yaşattı. Çimenlerin arasına gizlenmiş, ne zamana ait olduğu bilinmeyen yıpranmış ve bir yandan da için de canlanmış çimen ve çiçeklerle farklı bir çerçeve kazanmış bir MEKAP!
O anda gördüğüm sadece bir ayakkabı değildi. ‘Çerçevede olanların yanında bir de bakan gözlerin ne gördüğü önemli’dir derler ya… Ben; bir özgürlük savaşının izlerini görüyordum! Bir gerillayı düşünün kendisini halkına, vatanına adamış bir savaşçıyı. Dağlarla bütünleşmiş özgürlüğe sevdalı bir insanı. Adım adım kendi topraklarında gezerken, ayaklarının sancı çekmesinden yorulmayan bilakis sevinen savaşçıyı... Ve işte tüm bu yolcuğuluklarda ona eşlik eden MEKAP…
Gerilla deyince akılda bir portre canlanır. Bu canlandırma da mutlaka bir çift Mekap vardır. Mekap’lar gerilla ile bütünleşmiştir. Sadece bir ayakkabı değildir. İdeolojik bir anlama kavuşmuştur artık Mekap…
Benim bugün karşılaştığım Mekap, belki savaşta korkusuzca koşarken yaralanıp düşen bir gerillaya aitti belki de yaralanmış yoldaşını sırtında taşıyan bir gerillanın alnındaki terdamlarken toprağa; yaralı yoldaşının yorgun bedeninden süzülmüştü. Kim bilir! Ama mutlaka bir hikayesi vardı…
Çok eskiydi, yırtılmıştı. Dili olsaydı neler anlatacaktı bize. Ancak şuan bile bir görevi vardı; gövdesinde canlılar yeşeriyordu. Dönüşmüştü, başka canlılara yurt olmuştu. Benim yapabildiğim ise ancak o an’ı sizlere ulaştırarak ölümsüzleştirmek oldu…