
Yaz, yalnızca kavurucu sıcağın mevsimi değil. Yaz, yalnızca onu ‘tatil zamanı’ görenlerin mevsimi de değil. Yaz, otobüslere, minibüslere ve hatta kamyon kasalarına doldurularak tarlalara götürülen tarım işçilerinin mevsimi.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2013 verilerine göre Türkiye’de tarım işçilerinin toplam nüfusu, altı buçuk milyon. Bu işgücünün yarıya yakınını ise mevsimlik veya geçici işçiler oluşturuyor. Aynı yılın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verileri, mevsimlik işçi nüfusunu 300 bin olarak gösteriyor; fakat bunun doğru olmadığı konusunda herkes hemfikir. Çünkü mevsimlik işçilerin ezici çoğunluğu kayıtsız çalışıyor. Öyle ya, patron değil kimliklerini almak, isimlerini bile öğrenmiyor. Kayıtlı çalıştıklarında ise tüm aileden yalnız bir kişi kaydediliyor; ailenin çoluk çocuğu, geriye kalan tüm üyeleri, yalnız bir kişiymiş gibi görünüyor. Buradan hareketle Friedrich Ebert Vakfı, mevsimlik işçi sayısının en az bir milyon olduğunu tespit ediyor.
Kürtler ve Romanlar
Türkiye’de en yaygın olarak mevsimlik işçi alan kentler, Adana (örtü altı sebze ve narenciye), Malatya (kayısı toplama), Afyon (kiraz toplama), Düzce (fındık toplama), İzmir (kiraz toplama), Konya-Aksaray (pancar çapası), Ordu (fındık toplama), Samsun (sebze hasadı), Giresun (fındık toplama), Urfa (pamuk toplama), Yozgat-Nevşehir (pancar çapası), Manisa, Sakarya.
Bu kentlerde işçiliğe gidenlerin üçte ikisini ise Kürtler oluşturuyor. Kürtlerden sonraki en büyük topluluk, beşte birini oluşturan Romanlar. Yani ‘mevsimlik işçiler’ meselesi, Türkiye’deki ‘egemen ulus’ ve ‘ezilen ulus’ ayrımının sağlamasını da bağrında taşıyor.
Suriyeliler
Bu oranlara son yıllarda giderek artan Suriyeli mülteciler dahil değil. Onların dahil olması, hem oranları hem de sömürünün derinliğini daha da artırmış durumda. Mevsimlik Tarım Göçü Programı tarafından “Yoksulluk Nöbetinden Yoksulların Rekabetine” başlığıyla hazırlanan “Türkiye’de Mevsimlik Tarımsal Üretime Yabancı Göçmen İşçiler Mevcut Durum Raporu”na göre Suriyeli işçiler, 2011’den itibaren birçok niteliksiz işkolunda yerli işçilerin yerini alıyor ve “asıl işçi”ye dönüyor.
Peki mevsimlik işçiler, “bir lokma şerefli ekmek” için düştükleri yolda nelerle karşılaşıyor? Raporlardan ve haberlerden derledik...
* DAYIBAŞI Mevsimlik işçiler çoğunlukla onları toprak sahibine ‘pazarlayan’ aracılara bağlı çalışıyor. Genellikle ‘dayıbaşı’ ya da ‘çavuş’ olarak adlandırılan aracılar, işçilerin yevmiyelerinin bir kısmına el koyuyor.
* MESAİ Mevsimlik işçilerin günlük çalışma saati ortalaması, 10 ile 12 saat arasındadır. Fındık hasadı en fazla 40-45 gün, kayısı hasadı ise 25-30 gün sürmektedir.
* MEKÂN İşçiler bahçe/tarla sahiplerinin sağladığı mekânlarda barınmaktadır. Bu mekân, çoğunlukla çadırlardır. Raporlara göre bu mekânlar, İnsani Yardım Sözleşmesi tarafından düzenlenen su tedariki, sanitasyon ve hijyen kurallarından (WASH) çok uzaktır.
* YEVMİYE İşçilerin günlük yevmiyesi, birçok değişkene bağlıdır:
- Yükü çok ağır olan çay toplama ve ot biçme işlerinde yevmiye, 100 liraya kadar çıkabilmektedir. Diğer işlerde ise (örn. fındık ve kayısı toplama) 35-50 lira arasında seyretmektedir.
- Kürt işçiler, sistematik olarak daha az ücret almaktadır. Mevsimlik Gezici Tarım İşçiliği Araştırma Raporu‘nda anlatımına yer verilen Samsun’un Çarşamba ilçesinde çalışan bir Kürt işçi, bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Yevmiye 35 TL; 3,5 TL dayıbaşı komisyonu. İşçinin eline günlük 31,5 TL geçiyor. Yerli işçiler 60 TL’den aşağıya çalışmıyor.”
- Yevmiyelerin en düşük olduğu bölgeler Antep ve Çukurova’dır. Bu bölgelerde Suriyeli işçiler, diğer tüm işçilerden daha düşük ücrete çalışmaktadır. Bir Suriyeli işçi, 20 TL’ye bir gün boyunca çalıştırılabilmektedir.
- Kadın işçiler, bütün işçi grupları içinde eşitsiz ücretlendirilmektedir. Ayrıca ezici çoğunluğunun ücreti, kendisine değil eşine ödenmektedir.
- Çocuk işçiler de yevmiyenin en fazla yarısıyla ücretlendirilmektedir.
* ÇOCUKLAR Türkiye İş Kanunu’na göre 15 yaşını doldurmamış çocukların çalışması yasaktır. 14 yaşını doldurmuş çocuklar, ancak eğitimlerini aksatmayacak, bedensel ve zihinsel gelişimlerini zedelemeyecek biçimde çalıştırılabilir. Ancak mevsimlik işçiler açısından bu yasanın hiçbir hükmü yoktur. Çalışma yaşı, 11’e kadar düşmektedir. Mevsimlik tarım işçiliği, ailece yapılan bir iştir. Mevsimlik tarımda çalışan çocuk işçilerin oranı, toplam çocuk işçi oranı içinde yüzde 45’tir. En az 400 bin çocuk işçinin mevsimlik olarak tarlalarda çalıştığı tahmin edilmektedir. Bu çocuklar, okullarına da devam edememekte ve çok büyük olasılıkla başarısız olmaktadır.
* IRKÇILIK Kürt işçiler, gittikleri çoğu kentte ağır ırkçı saldırılara maruz kalmaktadır. Bu saldırılar, yevmiyelerde eşitsizlikle sınırlı değildir. Birçok işçi, köylülerin hem çocuklarına hem de kendilerine kötü davrandığını, hakaretler ettiğini rapor etmiştir. Bazı işçiler, otobüslerin kendilerini almadığını, hamamların kabul etmediğini, kentte ‘vebalı’ muamelesi gördüklerini anlatmıştır.
* OKUMA YAZMA Mevsimlik işçiler arasında erkeklerin yüzde 33,6’sı, kadınların yüzde 76,6’sı okuma yazma bilmediklerini ifade etmiştir.
* KAYITDIŞI Mevsimlik işçilerin yüzde 95’i kayıtdışı çalışmaktadır; tüm sektörler içinde kayıtdışılığın en yüksek olduğu sektör, mevsimlik tarım işçiliğidir.
* HİJYEN Barınma alanlarında tuvalet büyük sorundur. Özellikle kadınlar, özgün hijyen gereklilikleri dolayısıyla çok daha büyük sorunlar yaşamaktadır.
* BESLENME Mevsimlik tarım işçiliği yapan özellikle çocuklarda demir ve B12 vitamini eksikliği ile diğer beslenme bozukluklarına sıklıkla rastlanmaktadır.
EVİN VE AİLESİ: ‘Mevsimsiz’ işçilik

Evin, 14 yaşında, bu yıl ilk defa limon hasadı için 25 gün önce ailesiyle birlikte limon bahçesine gidip çalışmaya başlamış. Gün sonunda ise sol gözü kaşınıp kızarmış.
Ailesi alerjidir diye merhemle damla alıyor ama gittikçe daha kötüye gidiyor, Evin görme kaybı yaşamaya başlıyor, göz bebeğinde beyaz bir leke beliriyor. Adana’da doktora götürüyorlar. Doktor, sol göz bebeğinin limon tarımında kullanılan kimyasal ilaç yüzünden mantar kaptığını ve çadır şartlarında toz topraktan hızla kötüye gittiğini, gözün yüzde 100 görme kaybına uğradığını, acil göz bebeği nakli yapılması gerektiğini söylüyor. Evin’in şansına bir hafta içinde aranan göz bebeği bulunuyor, yüzde 50 görme şansının olduğu bir nakil operasyonu yapılıyor. Operasyon başarılı geçiyor ve Evin görmeye başlıyor. Operasyonu takiben göz iyileşene kadar kullanması için kutusu 210 TL tutan bir damla veriyor doktor. Ailenin hiçbir sigortası olmadığı için ceplerinden karşılamak zorunda kalıyorlar; hastaneye getir, götür için ulaşım masrafları, ailenin çalışamadığı günler de ek masraf oluyor.
Evin’in ailesi Urfa’dan gelen dokuz kişilik bir aile ve ‘memleketleri Urfa’ya 6 yıldır hiç dönmemişler’. Sürekli mevsimlik tarım göçünde, çadırlarında yaşıyorlar, farklı ürünlerde, farklı illerde. Bu işe başlamadan önce, ‘köydeyken ağaya köle gibi ücretsiz’ çalışıyorlarmış. 6 yıldır memlekete dönmedikleri için ikamet kayıtları düşmüş geçen yıl. Bu yüzden Evin’in 11 yaşındaki doğuştan zihinsel engelli kız kardeşinin sakat maaşı kesilmiş. Bu yıl ikametlerini bir tanıdıkları üzerinden adres göstererek Adana’ya aldırmışlar, tekrar maaş bağlansın diye.
Ailede hiç kimse okula gitmemiş, büyük çocuklar da mevsimlik tarım göçünde çadırlarda büyümüş. 23 yaşındaki ağabeyi, “Çadırlarda tarım göçünde büyüdüm ben de, 11 yaşında çalışmaya başladım, hiç okula gitmedim. Bundan sonra biz bir şekilde başımızın çaresine bakar, yaşarız ama sakat kardeşimiz için endişeleniyoruz en çok… Esasında Evin çalışma yaşında değil ama fakirlikten böyle oluyor, biz de çalışma yaşında değildik ama çocukluğumuzu tarım işinde geçirdik” diyor.
Aile geçtiğimiz yıl bu zamanlar yine Adana’daymış. Nisan ayına kadar kalıp narenciye, karpuz, sera işi yapmışlar, oradan şeker pancarı için sırasıyla Kırşehir, Yozgat, Konya’ya gitmişler, sonra pamuk sezonunda Hatay, Kırıkhan, sonra tekrar Adana’ya dönmüşler narenciye için. Önceki yıllarda fındık için Samsun’a, kayısı için Malatya’ya da gidiyorlarmış. Bu yıl ürün yok diye gitmemişler. (Mevsimlik Gezici Tarım İşçiliği Araştırma Raporu’ndan)
13’ündeki Reyhan

Reyhan 13 yaşında, doğduğundan beri mevsimlik tarım işçiliği yapan ailesiyle birlikte göçüyor.
Küçükken havale geçirmiş olan Reyhan, 10 yaşından beri Urfa, Viranşehir’deki evine hiç dönmemiş. İlkokula başlamış fakat düzenli gidememiş. Babası, “Çocuklar okuyorlardı, hepsini okuldan çıkardım. Ben orada kalsam benim gelirim yok, çocukları orada besleyip okula gönderecek bir maaşım yok” diyor.
Okula düzenli gidemedikleri için devletten eğitim yardımı da alamıyorlar. Reyhan şimdi abi, ablaları ve babası ile birlikte her gün tarlada çalışıyor. Kardeşi Adile ise 11 yaşında. Adile, daha çok çadır alanında küçük çocuklara annelik yaparak ablasının 1 yaşındaki kızı ile 4 yaşındaki küçük kardeşine bakıyor.
Ablası tarım işi için başka bir şehre göçtüğünde Adile de tarlaya gidiyor. Reyhan ve Adile’ye göre ‘Adana’daki en büyük zorluk yazın çok sıcak ve nemli olması; pancar çapasının en büyük zorluğu ise tüm gün güneş altında eğilerek çalışmak’.
Kızlar gün boyu 11 saatten fazla çalıştıktan sonra çadıra geldiklerinde banyo ve yemek için su taşıma, yemek hazırlama, ekmek açma ve pişirme, bulaşık ve çamaşır yıkama gibi işler yapıyor. Çadırları herkesinki gibi 24 metrekare; burada 15 kişi kalıyorlar. Reyhan ve Adile okuma yazmayı eskisi kadar iyi hatırlamıyor.
14’ündeki Kadriye
6. sınıfta olan Kadriye, 14 yaşında. Urfa, Viranşehirli. Doktor olmak istiyor.
Kadriye’nin ailesi Ocak ayından beri Adana’da örtü altı sebzeciliğinde çalışıyor. Kadriye ile ablası ise okula gittikleri zaman Viranşehir’de ağabeyleriyle birlikte kalıyor.
Kadriye, “Okulun kapanmasına 10-15 gün kala Urfa’dan çıkıp okulun kapanmasından 10-15 gün sonra dönüyoruz. Bizim sınavlarımızın yarısı kaldı ama mecbur olduğumuz için gideceğiz” diyerek durumu aktarıyor.
Kadriye’nin kaşı demire çarpmış ve patlamış, büyük bir tehlike atlatmış. Zımba ile dikiş atmışlar, bu yüzden dikişin 10 gün sonra alınması gerekiyordu. Ancak ailenin bulunduğu yer merkeze çok uzak olduğundan dikişin alınması için hastaneye götürememiş ve dayıbaşının arabayla gelip götürmesini bekliyorlardı. Sonrasında hastaneye gidebildikleri bilgisini aldık.
Kadriye ve ailesi için göç yolu çok zor, bir çadırda 10 kişi kalıyorlar. Adana’dan sonra Kadriye ve ablası da aileleri ile birlikte göçe katıldı. Nevşehir civarında pancar çapası, nohut ve fasulye hasadı yaptılar; sonraki güzergahları Malatya’da kayısıya ve Ordu’da fındığa gitmekti ama don vurduğu için göç yollarını değiştirdiler. Pamuk hasadına gitmeden önce Konya’da kalıp ayçiçeği hasadında çalışmaya başladılar. Buradan Urfa’ya döndüklerinde Kadriye pamuk hasadında çalışmak yerine okula gitmeyi planlıyordu ve başardı.
Kadriye’nin ailesi bundan önce köyde ağanın tarlasında ortakçılık yapıyor ve mahsülün yarısını tarla sahibine veriyorlarmış. Daha sonra şehre göçmüşler. Kadriye’nin ablaları Özge (20) ve Nesrin (22) hiç okula gitmemiş; okuma yazma bilmiyorlar. Kadriye’nin ablası Özge, “Okuma yazma öğrenmeyi çok isterdim ama akşam tarladan gelince evde (çadırda) yapacak çok iş oluyor, okuyacak vakit olmuyor. Sabah 6’dan akşam 8’e kadar bu güneşin altında çalışsan nasıl okuma öğrenirsin!” diye durumu özetliyor.
Diğer ablası Nesrin, “5 gün bir yerde, sonra 5 gün başka yerdeyiz. Bütün günümüz taşınmakla geçiyor. Çapa işi çok zor. Çocuklar da çapa yapıyor. Annem de yapıyor. Bir kişi bir kişidir diye herkes çalışıyor. Tuvalet temizleseydim de bu işi yapmasaydım” diyor. Çapa yaparken güneş çarpması yaşayıp hasta olduklarını anlatıyor.
Kaynaklar:
* Türkiye İstatistik Kurumu verileri (2013)
* Yoksulluk Nöbetinden Yoksulların Rekabetine - Türkiye’de Mevsimlik Tarımsal Üretime Yabancı Göçmen İşçiler Mevcut Durum Raporu (Kalkınma Atölyesi Tarım Göçü Programı)
* Mevsimlik Gezici Tarım İşçiliği Araştırma Raporu
* Mevsimlik Gezici Tarım İşinde Kadın Emeği ve Sorunları; Yrd. Doç. Dr. Cihan Selek Öz; Sakarya Üniversitesi
DİZİ/ARAŞTIRMA SERVİSİ