Selma AKKAYA


Herkes için onun adı Yade. Kaç yıldır ona kimse "Fehime" diye seslenmedi, belki kendisi bile hatırlamıyor. 78 yıla biriktirdiklerinin ağrıları bugünlerde dizlerine çöktüğü için kızıyla yaşadığı 10. Paris bölgesinde evin camından dışarı bakıyor. Birkaç ay öncesine kadar başındaki beyaz yazmasını düzelterek dizlerindeki dermanı toplayıp merdivenlerden inip yol aldığı Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi'ne doğru gidemiyor. 

Mardin Kuyubaşı köyünde 78 yıl önce dünyaya geldi Fehime. 12'sinde evlendirildiğinde eşi Ramazan da ondan birkaç yaş büyüktü. İki çocuğun son yüzyılın acılarında buluşması böyle başlıyor. Ramazan askere alınana kadar, Fehime'yi kaynanası büyütüyor. 7 çocuk annesi Fehime'nin ilk acısı babası. Çok sevdiği babası devlet tarafından öldürüldüğünde artık köyünün toprakları onun için dardır. Bir süre sonra çocuklarıyla İstanbul'a göç etmek durumunda kalan Fehime'nin acılarına burada da yenileri ekleniyor.

İstanbul'a geldiğinde tek kelime Türkçe bilmez. Hala da bildiği söylenemez. Karanlık yıllarda önce eşi, daha sonra çocukları birbir işkence tezgahlarından geçirilirken, onun evde çocuklarına uyguladığı Türkçe yasağı daha da sertleşir. Türkçe onun yüreğinde babasının katilidir artık! Kızı Diyarbakır zindanında iken Sakine Cansız'ı tanımış, eşi ve çocuklarının politik faaliyetlerinden kaynaklı onlarca özgürlük savaşçısını sofrasında ağırlamış Fehime, her aile ferdi gözaltına alındığında emniyet binalarının önünde nöbete durmuş. Bundandır adını seslenmeye utandığı eşinin adını en çok emniyet kapılarında seslendirdiğini söylemesi; "Ramazan Tunç burada mı?”

Kürdistan'da köyler boşaltılıp, yakıldığında Fehime'nin doğduğu toprakları çoktan alevler sarmış, iki çocuğunu geride bırakmış oğlu Halil çoktan özgürlük dağlarına yol almıştı. Fedakarlığın, atılganlığın, cesaretli kişiliğiyle ARGK komutanlarından Halil Tunç (Bozan), üç arkadaşıyla 4 Ocak 1990 tarihinde düşmanla girdikleri çatışmada şehit düşmüştür artık. "Baba acısı ağırdır, evlat acısı yaradır" diyen Fehime, bundandır Halil'in her gördüğü genç yoldaşlarına hasretle bakar. Aç olmadığı halde, gençleri zorlayıp para uzatarak, “Bana yemek getirin, siz yemek yemezseniz ben de yemem" diyerek onlarla aynı sofrada oturmaya çalışır. "Halil'im acaba aç mıydı vurulduğunda” derken parkinson nedeniyle titreyen elleri daha da bir kontrolden çıkar!

Halil'i kaybedeli üç yıl olmuş, bu kez eşi Ramazan ölümle tehdit edildiği için ülkeyi terk etmek durumunda kalıyor. Ramazan Paris'te birinci yılını daha doldurmadan on beş gün arayla Fehime'nin evine iki ateş daha düşüyor. Önce kaynı gözaltında gördüğü işkence sonucu ciğerleri patladığı için can veriyor. 15 gün sonra Fehime'nin büyük kızının kapısına döşenen mayın kızının eşini alıyor... Yıllar aileden birilerini götürürken, Fehime bu kez işkence tezgahlarına çekilen kızını gözaltı kapılarında beklemeye koyuluyor. 

Bütün yaşananların ardından Fehime'nin bir evladı Belçika, bir diğeri Almanya, üçü Fransa, bir evladı ise Halil'den geriye kalan iki torunla Türkiye’de olmak üzere her biri bir yana dağılıyor. Eşinin oturum sürecinin ardından Fehime 1996 yılında Paris'e geliyor. Gözleri arkada ülkesine bakarken, Paris'te evlatları ve eşiyle yeni bir yaşam kurmaya çalışırken onun asıl nefes aldığı yer hep Halil'in yoldaşlarının yanı oluyor. Paris'te 2007 yılında bu kez hayat arkadaşı Ramazan'ı son yolculuğuna uğurluyor Fehime. 

Adı Fehime, herkesin Yade'si; şeker, tansiyon, kalp ve parkinson hastalığıyla boğuşuyor. İşkence kapılarında beklediği kızı şimdi ona bakıyor. Yade, hastalıktan başını kaldırdığı an, Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi'ne 10 dakika uzaklıktaki evinden yola çıkıyor. Onun için bu yol bir saati buluyor. Yol boyunca kafelerin dışarıda bulunan masalarında sırayla soluklanarak derneğe ulaşıyor. "Kızıyorlar bazen ben sandalyelere oturduğum için. Bu kaldırımları bizim için yapmamışlar mı, madem sandalye koymuşsunuz oturuyorum. Gelin kaldırın beni. Onlar kızıyor, konuşuyorum anlamıyorlar. Boş ver, desinler" serzenişiyle derneğin kapısından içeri giriyor. Perşembe, o gelmese de Yade'nin kaybettiklerine yad ettiği lokum ve yemişleri mutlaka derneğin masalarına ulaşıyor. Eğer kendisi getirmiş ise yediğinizi görmeden yakayı kurtarmanız mümkün değil. Bir de kimlik kontrolü; ülkede olan anneler aranmış mı, "analarınızın ciğeri yanar, onları arayıp sorun" nasihati lokumla birlikte size ulaşır. Katıldığı eylem, gece ve etkinliklerde, hasretle tüm yüzlere bakar. O kimin heval olduğunu anlamaya çalışır. Heval demek, O’nun için Halil demek! Heval demek, eşi Ramazan, kaynı, eniştesi ve onlarca yitirdiğinin davasının takibidir O’nun için! 

21 yıldır Paris'te Yade. 21 yıl öncesi İstanbul. Ama onun gözleri hep doğduğu Mardin'in Kuyubaşı köyündedir. "Köyün rüzgarını özledim" diyerek bazen 10. Paris'te bulunan Kemer'in altında bekleyişi bundandır!