Bunlardan birisi de, Ali Bayramoğlu.
AKP'nin "içinden demokratik alternatif bekleme" ya da "her şeye rağmen" AKP'den umut kesememe" hali, demokrasi güçlerinin, seçimlere çok az zaman kala, hızlı bir şekilde derlenip, toparlanma zorunluğunu gölgelediği için, konuyu burada ele almak gerekli oldu.
Gerilere gitmeye gerek yok. Ali Bayramoğlu'nun dünkü yazısından şu satırları birlikte okuyalım:
"Son operasyona ilişkin AK Parti’yi merkez alan tek boyutlu tepkiler, muhalifleri susturma ve cezalandırma iddiaları durumu ve Türkiye’yi resmeder mi? Bu ülkedeki tüm siyasi gelişmeler cumhurbaşkanının eğilimleriyle açıklanabilir mi?"
Bayramoğlu, "tek boyutlu tepkilere" itiraz ediyor. "Tepkilerin" "çok boyutlu" olmasını istiyor. Zaten kendisi de bu iddiaya sahıp. AKP Hükümeti'nin "boyutlarından birisinin Cumhurbaşkanı" olduğunu düşünüyor, diğer "boyutu" ismen anmasa bile, bunun da "Hükümetin başı" olduğu belli.
Demek istediği, "AKP'den umudunuzu kesmeyin".
Bunu dedikten sonra, "boyutların" somut durumunu da şöyle dile getirmiş:
-"AK Parti’nin son döneminde demokratik işleyişe dair, altını sık çizdiğimiz üç ciddi mesele var: (1) Siyasetin ve siyasi kurumun kültürel, toplumsal, ekonomik alanlar üzerinde kurduğu, özerkliği yok eden ve çoğunlukçuluğa gönderme yapan hegemonya. (2) Siyasi iktidarın işleyiş tarzında yaşanan şahsileşme ve bu şahsileşmenin yargıdan bürokrasiye kadar sistemi etkilemeye yüz tutması. (3) Toplumsal muhalefeti ve medya eleştirisini toplumsal ve siyasal niteliğinden arındıran, asayiş hadisesine indirgeyen komplocu siyaset algısı, bunun başta basın olmak üzere her aktörü (kendi işlevinin dışında) siyasi hasım/dost aktör kıskacına sıkıştırması ve özgürlükler üzerine kurduğu baskı..."
Bayramoğlu'nun dili "kibar". Kurbanının gırtlağını kesen katilin eylemini anlatan, Osmanlı çelebisine benziyor: "Elinde demir cevherinden yapılma, biraz enli ve sivri bir salhane alet-i edavatı olan bir benwi adem, yerde yatan şahsın, kafatası ile boyun kemiğinin son halkası arasındaki irtibatı neticeye erdirmek maksadıyla, elindeki o keskin aleti bir kaç kere, tam da ümük nahiyesinden itibaren iki yana doğru hareket ettirdi..."
Bayramoğlu, AKP'nin demokrasinin gırtlağını kesmekte oluşunu, tıpkı Osmanlı çelebisi gibi anlatmış. Onun yazısını bugünün diline çevirdiğimiz zaman AKP'nin yaptıkları yazıdaki sırasıyla şöyle: Birincisi, bütün özerk yapılar üzerinde, çoğulculuğu yok edecek bir hegemonya kurdu. İkincisi, kişisel diktatörlüğe yöneldi. Üçüncüsü, bütün sorunları asayiş sorunu haline getirdi ve özgürlükleri yok etti.
Şimdi bunları yapan bir partinin "çok boyutundan" filan söz etmenin ve hala bu partiden "demokrasi" beklemenin anlamsız olduğu çok açık. ,
Şu cümleye bakınız:
"Değişime ilişkin hususlar ne kadar demokratikleşmeye gönderme yapıyorsa, bu hususlar da aksi duruma göndeme yapmaktadır. Türkiye’deki ana paradoks budur." Ona göre ortalık ne "kara", ne "pembe"...
Osmanlı çelebisi diyor ki, "katil her ne kadar kerimesini boğazlıyor olsa da, boğazlarken bir yandan da yeni doğan bebeğin salıncağını, boğazlamanın ritmine uygun bir şekilde sallıyor. Ailenin de ana paradoksu budur..." Yani durum "ne kara, ne pembe".
Ve yazı şu cümleyle sona eriyor: "Eleştirel ve kurucu bir muhalefet ile siyasi iktidarın eleştirilere kulak vermesine acil ihtiyaç var."
Acil ihtiyaç Bayramoğlu'nun "üç maddede boyutlandırdığı" bir "otoriterleşmeye" karşı, hızla, var olan "eleştirel ve kurucu muhalefet partisinin", yani HDP'nin etrafında birleşmek, barajı aşmak, "siyasi iktidarı eleştirelere kulak vermeye mecbur etmek" ve ülkeyi selamete çıkarmak..