Ahmet KAHRAMAN
“Bir ölür, bin doğarız” sözü, 1970’lerden kalmadır. Recep Erdoğan’ın başında bulunduğu bugünkü ırkçı, dinci koalisyonun çetelerinin, o dönemde katlettikleri muhaliflerin cenazelerinde yükselen öfkenin kelimeleri…
Fakat, hüzün yüklü bu öfke cümlesi, öte yandan, TC dönemindeki Kürdistan tarihini özetlemektedir. Çünkü, başkasının hak ile özgürlüğüne ilişkin “tek ezberleri“ gaddarlığa dairdi. Tüyler ürpertici vahşet sahneleri dehşet uygulama ve yok edicilik…
Ermenileri bu yöntemle “yok” etmiş, bir zamanlar Karadeniz şeridinde kendi devletlerine de sahip olan Rumları, ötede Süryanileri buharlaştırmışlardı. Bu deneylerinin rehberliğinde Kürtleri de tarihe geçmek üzere, TC tapusunu almadan önce (1920) baskına çıkmıştı. Sonra Kürtleri hazırlıksız yakalayıp 1925’de başkaldırıya zorlamış, vahşi dalgalar ardından gelmişti. “Sepi” gölgelerinde soykırımlar yapmış, yangın ve yıkım dehşetiyle yürümüşlerdi.
Önder kadroları hedef alıp, köklerini kazıyarak halkı başsız, dolayısıyla tepkisiz kılmaya çalıştılar. Bir bakıma, amaçlarında başarılı da oldular.
Mesela, Osmanlı’dan itibaren yetişen, öncü kadroların tümü budandı. Bu nedenle Kürtler, 1940’dan sonra, kadroların yetişmesi için, en az 45 sene beklediler.
Ama, 1984 yılında yapılan başlangıç, farklı, planlı, programlıydı. Derinliklere inen, kitleleri davanın sahibi olarak motive eden bir yapılanmaydı. Düşen kadroların yerini hemen dolduran ve boşluğa imkan vermeyen…
Buna karşılık, Türk devleti Ermeni kırımı ile Rum ve Süryanileri savurma ezberinin faydaları izinde gidiyordu. Öncü kadrolarla, liderlerin tasfiyesini çözüm olarak görüyorlardı.
Bunu başarırlarsa Kürtlerin başsız kalacağına, dolayısıyla etkisiz kılınacağına inanıyor, bu amaçla imkanlarını seferber ediyorlardı.
Nitekim, son başkaldırının lideri Abdullah Öcalan’ı ele geçirmek için, olmadık yollara sapıp inanılmaz rüşvetler verdiler. Tansu Çiller’in elinde armağan edilecek kravatla, Amerikan Başkanı Clinton’un ardından koşması, rüşvetin ahlaki boyutunu meydana getiriyordu.
NATO’nun desteğiyle, Öcalan’ı ele geçirdiklerinde “Kürtlerin direnişi bitti” diye sevindiler. Dahası, başsız kalan kadroların, lidersiz yollarını bulanacağına inandılar. Çözülüp dağılacağına inandıkları için, teslim alınacak komuta kademesinin akıbetini bile planladılar.
Savaşçıların bir kısmı affedilecek, bir kısmı zindanlara doldurulacak, en üst düzey komutanlar da, ana yurttan binlerce kilometre uzaklıktaki dünya köşelerine sürgün edileceklerdi.
Ama Kürtleri tanımadıkları, davalarına tutukuyla bağlılıklarını bilmedikleri için, hiç bir şey planladıkları gibi yürümedi. Bekledikleri gibi bir çözülme yaşanmadı. Tersine hareket, adeta liderini aratmamaya çabalarcasına güçlendi.
Daha sonra, üstünde oynanan “barış süreci” ise başka bir türlü bir entrikaydı. Siyasi ve sosyal dolandırıcılıktı. Hareketi barış adına oyalarken, nihai vuruşa hazırlanma entrikası…
Türk yasalarına uygun olarak faaliyet gösteren kadroların tutuklanması ise bu entrikanın devamıydı. Örgütlü ve etkin bir güç olan kitleyi başsız bırakmak için, lider kadrolarını, her kesimden alt kademeleri esir, rehin aldılar. Bugün, en az 10 bin Kürt tutukludur. Bunların büyük bir çoğunluğu, neden tutuklu olduğunu bilmeden içeride yatmaktadır.
Ancak, “bir ölür, bin doğarız” sözünün Kürt mücadeleciliğindeki yeri, bu kertede, bir kere daha berraklaşarak anlaşıldı. Hapishaneleri, Kürt esirlerle doldurarak sonuç almaya kalkışanlar, her kuş etinin yenmeyeceğini anladılar, bu arada. Onlar teslimiyet beklenirken, tam tersine kinlenmiş kitlesel dirençle karşılaştılar. Esir alınmışların yeri, sırada bekleyen gönüllülerce dolduruldu.
Ayrıca herkes kendisi ve kendinceydi, ama temsiliyet ve davaya liyakatta biri ötekini aratmıyordu.
Selahattin Demirtaş’ın yerine HDP eş genel başkanlığına seçilen Pervin Buldan’ı, Sezai Temelli ile birlikte ağırlandığı Fox Tv’de dinledik. Düşmanlarının saygısını da kazanan bir lider portresi çiziyordu.
Demem o ki Kürt, sen dünün devamı, ulu bir davanın insanı, ölümle düello eden savaşçıların soyundansın. Fedakarlık senin ruhunda var. Vatan fedaileri, bugün senden fedakarlık olarak, oyunu istiyorlar. Ayak altı olmuş onurunun ve Efrîn fedaileri aşkına, bunu esirgeme!