Arthur Miller’ın Satıcının Ölümü adlı oyununu sahneye koyan tiyatrocu çift Rana (Taraneh Alidousti) ve Emad’ın (Shahab Hosseini) hikâyesini anlatan Farhadi; Bir Ayrılık ve Geçmiş’teki kadın- erkek çatışmasını burada da sürdürüyor. Oturdukları apartman bir gece yıkılmaya başlayın Rana ve Emad, büyük hasar gören evlerinden taşınıp yeni bir yer bulurlar. Fakat kötü şans, tiyatrodaki arkadaşlarından birinin evini kirayalan çiftin yakasını bu yeni evde de bırakmaz. Eski kiracının evde kalan eşyalarını bir türlü almaması, dahası Rana’nın evde yalnızken, bir seks işçisi olan önceki kiracının müşterilerinden birinin cinsel saldırsına uğraması, çiftin hayatını tepetaklak eder.

  Çatlayan Duvarlar

Farhadi, yıkılmaya yüz tutan bu çiftin ilişkisini, filmin ta en başında metaforik bir şekilde veriyor. Bir gece vakti yan tarafta yapılan kazı sonrası hasara uğrayan binadaki çatlaklar, hikâyenin gidişatına dair en önemli işaretler oluyor. Yeni bir yaşama başlayan çiftin ikinci evlerine bir türlü yerleşememesi, eski kiracın eşyalarının uzun süre orada kalması ve hatta evdeki izlerinin silinmeyişi; duvarları çatlayan bu ilişkinin ayakta kalmasını zorlaştırıyor. Çiftin yaşamına etki eden “yabancı” olaylar, her defasında iki kişilik bu ailenin duvarlarını yaşanmaz bir hale getiriyor.... 

  Yönetmen, Bir Ayrılık’ta da kurduğu sınıf- ahlak ve kadın- erkek ilişkilerindeki çelişki ile ilişki bütününü Satıcı’da oldukça fazla metafor kullanarak anlatmayı tercih ediyor. Miller’ın Bir Satıcının Ölümü adlı oyunundan duvarları çatlayan ilk eve, birçok unsur Farhadi’nin “anlatımda” seçtiği ana işaretler oluyor... Filmlerinde gündelik yaşamın “gerçekliğine” çok önem verdiğini, sık sık söyleyen Asghar Farhadi; gündelik yaşamın içine, uygun bir şekilde yerleştirdiği işaretlerle metafor ve gerçeklik arasında geçirgen bir blok oluşturuyor. Rana ve Emad’ın yaşadıkları son olay sonrasında aralarında yaşanan “iletişimsizliği” Miller’ın tiyatro oyunu ile birleşerek bir tür “iç hesaplaşmaya” dönüştürmesi, buna örnek verilebilir. Farhadi, Bir Satıcının Ölümü’ndeki karakterlerin yaşadığı ruhsal çöküntüyle kendi filminin kahramanlarını üst üste koyarak karbon kağıdı misali bir sentez ortaya çıkarıyor.

Senaryo Ön Planda

Buraya kadar baktığımızda Asghar Farhadi’nin filmin senaryosu için sıkı bir çalışma yaptığını görmek mümkün. İşaretler dahası Farhadi’nin başından beri işlemeyi sevdiği tüm toplumsal ve bireysel kodlar yine aynı yerini almış... Burada eksik olansa Asghar Farhadi sinemasının “yönetmen koltuğunun” değişmiyor oluşu. Yani Farhadi Satıcı’da, önceki filmlerinin üzerinde bir şey yapmıyor, hikâyeyi her şeyin önüne koyarak “filmi” ikinci plana atıyor. İşaretlerin senaryodaki karşılığı, önceki filmleri takip eden bir tazın dışında değil. Ama her şeye rağmen senaryonun işçiliği filmi “benzerlik” eleştirisinden bir nebze olsun kurtarıp nefes aldırıyor. 

Öte yandan Farhadi her ne kadar karakterlerime “mesafeliyim” dese de bakış açısı fazlasıyla Emad’dan yana oluyor. Çatlayan duvarlardan biri Rana’nın başına yıkılmış olsa da Farhadi, Rana’yı o duvar altında bırakıp Emad’ın çıkış yolu arayışına odaklanıyor. Bir kadının uğradığı cinsel saldırıda ya da tecavüz ki orası net olarak verilmiyor, bir erkeğin yaşadığı buhran daha fazla öne çıkıyor. Erkeğin kendi yöntemleriyle aldığı “intikam” eril bakış açısında kalıyor. Kadın saldırının sadece “kırılgan” yanı olarak duruyor orada. Gidişat “erkek adaleti” çerçevesinde çizliyor, kadınsa “merhamet” temsili olarak seçimi seyirciye bırakılmış ve “hak verilmesi gereken” şıklardan biri oluyor. Farhadi, İran’ın toplumsal yaşamını yansıttığı Satıcı’da “kadının yerini” küçük anektodlarla anımsatıyor; ama erkeğin verdiği tepki, yaşadığı buhran ve bunalım çok daha öne geçiyor. Bu kaçınılmaz gerçekliğin “işaretlere” de sirayet ettiğini gösteriyor. Tarafsız yönetmen ya da artık yavaş yavaş sadece hikâye anlatıcısına dönüşen Asghar Farhadi, o işaretlerinin kadından yana olan kısmında elini korkak tutuyor...


Suzan A. Demir