Selahattin Demirtaş’ın kişiliğinde, seçimler bir sayımdı. Türk aydınlarının desteği paha biçilmez değerde, nüfusun yüzde onu ise geleceğin umut meşalesiydi.
NATO içinde Batılı, yönü, gerçek hayatta Arabistan’a dönük çoğunluğun adayı Recep Tayyip Erdoğan, TC’nin yeni Cumhurbaşkanı.
Dünya medyasında, Osmanlı yayılmacılığının hayalperesti, IŞİD’in de arka gücü olarak nitelenen Erdoğan, gölgelerde zikzaklarla, şaibeler arasından fırlamış, geliyor.
Başbakanlık için yola çıkarken, mahkemede kalpazanlık ve dolandırıcılık suçundan sanıktı. 13 yıl sonra,“alt tarafları"nın galebe çalan takdiriyle Cumhurbaşkanlığına hoplatılırken, geride “hırsız var" avazeleri çınlıyor, polis bağıranları topluyordu.
O ise “başarıya giden her yol mubahtır" diyen “Makyavel"in rekorunu kırmakla meşguldü. Kürtlerin ocağına incir fidesi dikerken bile onlardan yana gibi görünme taklalarını tazeleyerek, “Makyavel"in ruhunu şaşkına çeviriyordu…
Toplumun geri kalmış alt tarafları, onun oy avlağıydı. Ondan, bundan manzumeler okuyarak, bayrak, vatan, millet diye bağırarak, Allah, cami, namaz haykırışlarıyla onları cezbeye getirip, peşine takarak hedefine koşuyordu.
O, ne ararsanız bulunur biriydi. Yok yoktu. Dünyanın en zengin Başbakanı, ama kaynağı saklı servete rağmen, ibraz ettiği kağıt üzerinde yoksuldu.
Rejiminin polisi, korsanın gizli hazinesini deşifre eder benzeri, evinde istiflenmiş dolar balyalarına baskına çıkacak ihtimaline karşı, mahdumuna koyverdiği “sıfırla" feryadı, daha sonra düzmece, montaj oluyordu.
Ağzından çıkan hangi sözün hakikat, neyin yalan olduğu belirsizdi.
Gürcistana giderken,“ben Gürcüyüm, dedem Batumdan gelmiş„ deyip, yıllar sonra en has Türk olma ırkçısı yarışına kalkışınca, “bana Gürcü bile dediler" inkarına sapıyordu.
Beyinsel geri kalmış alt taraflar, hiddet ve şiddetli bir “efendiye biat" etmeyi ve vurdu mu ses çıkaran eline bakmayı seviyordu. “Bize, Atatürk gibi bir adam lazım. Üç-beş kişiyi asacaksın, bak ortalık nasıl düzelecek" özlemi, bunun ifadesiydi.
Erdoğan’ın ölü ve yaralılar bıraka bıraka ilerleyen polisi, “destan yaratanlar" olarak alt tarafların özlemlerini emzirip, doyurması olmalıydı.
Vefa, iyiliğe karşı iyilik, uçucu gazdı. Kürtleri, aşağılayarak kendince seviyordu.
Cumhurbaşkanı seçildiğinde, balkonundan Arap illerine şükranlarını sunuyor, ama ekonomisini de besleyen Hewler’i yüksekten atlıyordu. Kuzeyli gerillayla yan yana IŞİD’e karşı savaştıkları için mi bilinmez, ama daha 30 Mart gecesi, Hewler “kardeş"ti.
***
TC topyekün bir savrulmayla Arabistan’a evrilmesini tamamlaya dursun, dünyada insani ittifaklar da yön değiştiriyordu.
Daha düne kadar, Amerika Birleşik Devletleriyle, Kürdistan kurtuluş hareketi PKK’nin aynı safta buluşacağı söylenseydi, kim inanırdı?
Fakat, hayat statik değil, dinamik bir canlı, beklenmeyen oluşumlarsa şaşırtıcıydı.
Amerika, dar çıkarının penceresinden dünyaya bakarken, Ortadoğu’nun en eski, en bingeh ve en dinamik halkı, kültürü, hayata, hayatı var eden insanlara, ırk ve kavimlere bakışıyla farklı, Kürt gerçeğini göremedi, hoşgörülü zenginliklerini kavrayamadı.
O nedenle, en büyük kötülüğü yaptılar, Kürtlere. Kürtler dili kesik, kültürü balta altında soykırıma uğruyor, fakat bir darbe de Amerika'dan geliyordu. İnsanca yaşama mücadelesi veren, bu uğurda dağlara çıkmak zorunda kalan Kuzeyli Kürtlerle dolaylı yoldan savaşan, düşmanlarına silah ve istihbarat veren, “terörist„ olarak dünyaya kabul ettiren Amerikaydı. Hareketin Lideri Öcalan’a dünyada nefes alacak yer bırakmayan, sonunda tuzağa çekip yakalayan, düşmanlarına teslim eden de Amerika’ydı.
Oysa, Amerika Kürt gerçeğini biliyordu. Onlar kimsenin malını talana çıkan, can alan terörist değildi. Dil, kültür, varlığının yasağı ve kırımlarla kimsenin soyunu yok etmeye kalkışmamışlardı, Kürtler. Teröre maruzdu, onlar. Terör dalgalarıyla ezilerek, yok edilmeye çalışılan masum ve mazlum bir halktı.
Gelgelelim, zaman gerçeğin de ilacıydı. Gün oldu, Amerika İslami vahşet karşısında, PKK ile Şengal dağlarında, Maxmur çölünde dayanışan müteffik oluverdi. İkisi yan yana savaşıyor, bugün.
İnsanlığın evrimi işte…
***
VE BİR NOT: Êzîdîler, kadim Kürdistan kültürünü günümüze taşıyıcıları. Bir önceki yazımdaki deyimle, tarihin yaşayan müzesi onlar. İslami barbarların hücumunda, tek yapabildiğimle ağlayarak, yasını tuttum, onların.
Bir kaç damla göz yaşını da, Kürdistan'ın son otuz yıllık acılarını ruhunda taşıyan meslektaşım, Deniz Fırat için döktüm…
Bir seçim ve ABD ile PKK
Irkçılıkta duraklayan, IŞİD’e yönelen TC siyasetinde bir seçim yapıldı. Kürdistan, bir kere daha insani değerlerin umut adası olarak belirdi. Yol ayırımıdır, bu.