Bir skandal değil, bir düzen!

Forum Haberleri —

Epstein/foto:AFP

Epstein/foto:AFP

  • Epstein dosyasını bir istisna olarak okumak, sistemi aklamanın en etkili yoludur. Dosya, sermaye birikimi, cezasızlık ve beden üzerindeki iktidar ilişkisinin olağan sonucudur.

SELMA AKKAYA

Antonio Gramsci, “Eski dünya ölüyor, yenisi doğmakta zorlanıyor; şimdi canavarların zamanıdır” diyor.

Jeffrey Epstein dosyası, uzun yıllar boyunca bireysel bir suç hikâyesi, ahlaki bir çöküş anlatısı ya da magazinel bir skandal olarak sunuldu. Oysa bugün kamuoyuna açılan milyonlarca sayfa belge, bu anlatının bilinçli bir daraltma olduğunu ortaya koyuyor. Epstein dosyası, tekil bir failin değil, küresel ölçekte işleyen bir sermaye, iktidar ve cezasızlık düzeninin somutlaşmış hâlidir.

Bu dosya, suçun bireyselleştirildiği; cezasızlığın ise kurumsallaştırıldığı bir sistemin nasıl çalıştığını gözler önüne seriyor. Uçuş kayıtlarından savcılık anlaşmalarına, banka hareketlerinden vakıf ve bağış ağlarına uzanan belgeler, hukukun güçlüler için nasıl bir koruma kalkanına dönüştürüldüğünü açık biçimde gösteriyor. Epstein dosyası, bu yönüyle bir adli vaka değil, kapitalist hukuk düzeninin işleyişine dair politik bir teşhir niteliği taşıyor.

Hukuk yoluyla koruma

Epstein vakasında suçlar, hukukun dışında değil, bizzat hukuk aracılığıyla korunmuştur. 2008’de Florida’da yapılan ve kamuoyundan gizlenen savcılık anlaşması, Epstein ile onunla bağlantılı kişi ve kurumları fiilen dokunulmaz kılmıştır. Bu durum, hukukun kimin için ve hangi sınıfsal önceliklerle işlediğine işaret etmektedir. Savcılık makamları, siyasal aktörler ve ekonomik güç merkezleri arasındaki örtük uzlaşma, cezasızlığı bir istisna olmaktan çıkarıp süreklilik haline getirmiştir. Hukuk, bu düzende adalet üretmek yerine suçun sınırlarını yöneten, riskleri dağıtan ve sorumluluğu buharlaştıran bir aygıta dönüşmüştür.

‘Tek kötü adam’ anlatısı

Epstein dosyası, kurumsal suçun nasıl bireysel bir ahlak hikâyesine indirgendiğini de gösteriyor. Bankalar, üniversiteler, vakıflar, istihbarat yapıları ve siyasal kurumlarla kurulan uzun süreli ilişkiler, kamuoyu anlatısında sistematik biçimde görünmez kılınırken; anlatı ısrarla “tek bir sapkın” figürü etrafında kurulmuştur. Bu bireyselleştirme stratejisi, suçun maddi ve örgütsel altyapısını gizler. Oysa Epstein’ın hareket alanı, kişisel özelliklerinden değil, ona alan açan kurumsal ve sınıfsal yapılardan kaynaklanmıştır. Sorgulanması gereken, bir kişinin ahlakı değil, bu ahlaksızlığı mümkün ve sürdürülebilir kılan düzendir.

Çocuklar, yoksulluk ve zorun rızası

Dosyada mağdurların büyük bölümünün yoksul ailelerden gelen çocuklar olması tesadüf değildir. Kapitalist düzende yoksulluk yalnızca ekonomik bir durum değil, aynı zamanda bir zor ve itaat mekanizmasıdır. Para, barınma ve eğitim vaatleri rıza görüntüsü yaratmak için kullanılmış; ancak gerçekte çocuklar için seçeneklerin sistematik biçimde ortadan kaldırıldığı bir zorunluluk hali üretilmiştir. Bu tablo, çocuk bedenlerinin piyasa ilişkileri içinde nasıl denetlenebilir, taşınabilir ve gerektiğinde gözden çıkarılabilir nesnelere indirgendiğini göstermektedir.

Türkiye aynası; devlet eliyle

Türkiye’de çocukların kaybolması, artık bireysel ihmallerle ya da aile içi sorunlarla açıklanabilecek bir tablo olmaktan çıkmıştır. Her yıl yaklaşık 100 bin çocuk için kayıp başvurusu yapılmakta; bu sayı aylık ortalama 8–10 bin çocuğa tekabül etmektedir. Bu kayıpların önemli bir bölümü, devletin çocukları korumakla yükümlü mekanizmalarının bilinçli biçimde işletilmemesiyle ilgilidir. Sosyal hizmetler, yerel yönetimler, kolluk kuvvetleri ve yargı; çocukları koruyan değil, çoğu zaman kayıp sonrası sessizliği yöneten kurumlara dönüşmüştür. Şeffaf veri paylaşımının yokluğu, etkin izleme mekanizmalarının işletilmemesi ve sorumluların hesap vermemesi, bu kayıpların yapısal niteliğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle Türkiye’de çocuklar, devletin politik tercihleri nedeniyle kaybolmaktadır.

Antalya: Kayıpların yoğunlaştığı kent

Çocuk kayıplarının en yoğun yaşandığı illerin başında Antalya geliyor. Kentte aylık kayıp başvurularının 800 ila bin çocuk arasında değiştiği ifade ediliyor. Turizm ekonomisi, mevsimlik işçilik, göçmen ve mülteci nüfusun yoğunluğu, Antalya’yı çocuklar açısından yüksek riskli bir merkez haline getirmektedir. Resmi açıklamalarda çocukların “bulunduğu” belirtilse de bu bulunma sürecinin hangi koşullarda gerçekleştiğine, çocukların ne tür istismar, sömürü ya da suç risklerine maruz kaldığına dair şeffaf ve kamuya açık bir veri paylaşımı yapılmamaktadır. Bu durum, çocukların yalnızca istatistiksel olarak sisteme geri yazıldığını; yaşanan ihlallerin ise görünmez kılındığını göstermektedir.

Bir istisna değil, rejimin kendisi

Epstein dosyasını bir istisna olarak okumak, sistemi aklamanın en etkili yoludur. Oysa bu dosya, sermaye birikimi, cezasızlık ve beden üzerindeki iktidar ile ilişkinin olağan bir sonucudur.

Türkiye’de çocukların kaybolması da bu küresel cezasızlık rejiminden bağımsız değildir. Hukukun güçlüler için koruma, yoksullar ve çocuklar için belirsizlik ürettiği bir düzende, kayıp çocuklar istisna değil; süreklilik arz eden bir sonuç haline gelmektedir.

Soru artık şudur: Kaç dosya daha açılmadan, kaç çocuk daha kaybolmadan bu düzen sorgulanacaktır?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.